Talip Küçükcan: Marifet sokağa dökülenleri geri çekmek

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Talip Küçükcan gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Talip Küçükcan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobani olaylarıyla ilgili yaptığı “sokağa çıkın” çağrısını sorumsuzluk olarak niteledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “sokaklara çıkın” çağrısını değerlendiren Küçükcan, “Siyasi partilerin kitleleri sokaklara dökmesi kolaydır. Marifet sokağa dökülen insanları geri çekmektir” dedi.

“Demirtaş’ın görkemli direniş çağrısı çok anlamsız” ifadesini kullanan Küçükcan, “HDP Kazlıçeşme’de miting yapsaydı binlerce insan katılırdı. Ama Türkiye’yi yönetilemez hale getiren bu argümanın arkasına saklanamazsınız” diye konuştu.

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/10/10/marifet-sokaga-dokulenleri-geri-cekmek

LACİVERT: Yeni Türkiye: Büyük Türkiye!

IŞİD’in 101 gün esir tuttuğu 49 konsolosluk görevlisi başarılı bir operasyonla kurtarıldı. Yeni Türkiye’nin Büyük Türkiye olduğunu gösteren operasyonu, Başbakan Ahmet Davutoğlu da ‘bayram öncesi bayram’ olarak niteledi.

Ortadoğu’daki yangın devam ediyor. Irak’a müdahale ile başlayan, Suriye’deki iç savaşla devam eden süreç, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünü besledi, büyüttü ve artık bu örgüt, sadece Ortadoğu ve Türkiye’nin değil tüm dünyanın gündeminde. Takvimler 11 Haziran 2014’ü gösterdiğinde IŞİD, Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirdi ve Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nda görevli 46’sı Türkiye vatandaşı olan 49 kişiyi rehin aldı. Aralarında konsolosluk çalışanlarının, çocukların ve özel güvenlik güçlerinin bulunduğu 49 kişinin, kameraların önünde rehinelerini acımasızca katleden bu örgütün eline geçmesi tam anlamıyla infial yarattı. Türkiye’nin yüreği ağzında bekleyişi ise 20 Eylül sabahı son buldu. Kaçırıldıktan sonra sekiz defa yerleri değiştirilen, tam 101 gün esaret altında bulunan rehineler Musul’dan Rakka’ya götürüldü. Daha sonra Tel Abyad’dan Akçakale’ye geçip, Türkiye sınırından giriş yaptılar. Resmi temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan’da bulunan Başbakan Ahmet Davutoğlu programını yarıda keserek Şanlıurfa’ya geldi ve rehinelerle buluştu. Uçak yanaşıp da kapıda rehineler görüldüğünde yakınlarının sevinç çığlıkları Esenboğa’da yankılandı. Herhangi bir destek almadan Türkiye’nin kendi imkânları ile yaptığı bu başarılı operasyonu Başbakan Davutoğlu ‘bayram öncesi bayram’ olarak niteledi. Bu 101 günlük zorlu süreci başarı ile yürüten Başkonsolos Öztürk Yılmaz da rehinelerin kahramanı oldu.

Az okul çok cami politikası ve adrese teslim haberler
Ortadoğu’ya korku salan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü daha önce iki Amerikalı gazeteciyi kameralar önünde katletmişti. Geçtiğimiz günlerde kurbanlar listesine İngiliz yardım görevlisi David Cawthorne Haines da eklendi. Binlerce sivilin katledilmesine sessiz kalan, çocukların cesetlerini görmeyen, annelerin feryatlarına kulak tıkayan Batı ise sonunda harekete geçti. Amerika önderliğinde kurulan koalisyonun ilk bombasını ise Libya’da da en önde giden Fransızlar attı. Türkiye’nin koalisyona katılmamasının Amerika’yı ziyadesiyle rahatsız ettiği bir gerçek. Türkiye kendi dış politika prensipleri gereği bu koalisyona sadece insani yardım konusunda destek vereceğini söyledi. Bu açıklamalar sonrası Amerika basınında ilginç haberler gördük. New York Times gazetesi, Türkiye’den IŞİD’e katılımlarla ilgili bir haber yaptı. Habere konu olan mahalle Ankara’daki Hacıbayram Veli Mahallesi. Haberde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nu, Hacıbayram Veli Camisi’nden çıkarken gösteren bir fotoğraf kullanılmış. Habere göre, bu mahallede yaşayan gençlerin bu yola girmesinin sebebi sözüm ona AK Parti’nin az okul çok cami politikası. Ciddiyeti hususunda soru işaretleri olan haberin mimarı hanımefendinin kişisel geçmişi ve ailesinin ilişkileri ise başlı başına bir araştırma konusu olabilir. Habere en büyük tepki Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi, Erdoğan haberi alçaklık olarak niteledi ve “Bu haberler karşısında diz çökmeyiz” dedi. Gelen tepkiler üzerine gazete, düzeltme yayınlamak zorunda kaldı. Haberin fotoğrafında yanlışlık olduğunu savundu ve fotoğraftaki caminin ve Cumhurbaşkanı’nın bu camiyi ziyaretinin makalede anlatılan IŞİD’in militan devşirmesi konusuyla ilgisi olmadığını belirtti. NYT gibi bir gazetenin bu kadar büyük editoryal hatası ise hayretle karşılandı.

Bir kadın cinayeti daha
Kadın cinayeti haberlerini vaka-i adiyeden kabul eder olduk. Son kurban, 33 yaşındaki TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz oldu. Kaçmaz, vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı 15 bıçak darbesi nedeniyle hayata veda etti, ardında beş yaşında bir çocuk bıraktı. Peki, neden öldürüldü Hatice Kaçmaz? Onun hikâyesi de diğerlerinden çok farklı değil. İki yıl önce bir trafik kazasında eşini kaybeden Hatice Kaçmaz bir erkeğe ‘hayır’ dedi, üstelik nedeni çok kabul edilebilirdi, zira çocuğuna hem annelik hem babalık yapıyordu ve çocuğu üvey baba ile büyüsün istemiyordu. Katil ise ‘hayır’ı bir cevap olarak kabul etmedi, teklifini sürdürdü ama olumlu bir cevap alamadı ve bir gün markete gitmek için evinden çıkan Hatice Kaçmaz’ı kaçırmak istedi. Kaçmaz direndi. Katil kaçıramayacağını anlayınca genç kadını tartaklamaya başladı ve yol kenarındaki bir parka sürükleyip, 15 bıçak darbesi ile öldürdü..
Hatice Kaçmaz erkek şiddetinin ilk kurbanı değil ve maalesef son da olmayacak. Aynı, erkeklerle konuşuyor diye babası tarafından diri diri toprağa gömülen Medine Memi gibi…O morarmış gözü ile hafızalarımıza kazınmış Ayşe Paşalı gibi…
Annesi ile birlikte kına gecesine giderken dört kişinin tecavüzüne uğrayıp öldürülen Serpil Yeşilyurt gibi…
Koca dayağından kaçıp devlete sığınan sonra aile meclisi kararı ile infaz edilen Seher Haşimoğlu gibi…
Hep hatırlayalım ve artık bir şeyler yapalım.

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi
Aralarında Atilla Yayla, Gülay Göktürk, Bekir Berat Özipek, Etyen Mahçupyan, Markar Esayan, Yusuf Kaplan, Cengiz Alğan, Hilal Kaplan, Ceren Kenar gibi isimlerin bulunduğu bir grup gazeteci, ‘Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi’ dersinin kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Grup bakın ne diyor:
“Bizler, geçmişiyle daha barışık, daha üretken, yaratıcı, demokratik ve özgürlükçü bireylerden oluşan bir toplum için, zorunlu temel eğitimde Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinin kaldırılmasını ve yerine İmparatorluktan Cumhuriyete Yakın Tarih Dersi şeklindeki özgün bir formatla, nesnel içerikli bir dünya ve yakın dönem ülke tarihi dersinin konmasını istiyoruz… Eski Türkiye’de bu alandaki tartışmasız egemenlik Kemalist tarih anlayışına aitti. İnkılâp tarihi dersleri de Kemalist özneler yetiştirmeyi mümkün kılan en önemli araçtı. Ancak bugün Dersim Katliamı sebebiyle özür, 1915 sebebiyle taziye yayınlayan yeni bir devlet aklı var. Bunun tarih derslerine de yansıma vakti gelmedi mi?”
Ne dersiniz? Vakti gelmedi mi?

Büyük bilişim hamlesi
Türkiye büyük bir bilişim hamlesine hazılanıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, 3 milyon metrekare üzerine kurulacak Türkiye’nin ilk Bilişim Vadisi’nin, 150 bin Ar-Ge personeline istihdam yaratmasını hedeflediklerini söyledi. Hedef, geleceğin teknoloji markalarının temellerini atmak. Çalışma kapsamında, üniversitelerle görüşülerek, hangi bölümde, bilişim Ar-Ge’sinde çalışabilecek ne kadar yüksek lisanslı ve doktoralı bilim insanı olduğu tespit edilecek. Bu dev projeyi takip etmek isteyenler bilisim vadisi.com.tr web adresini kullanabilir.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/makaleler/2014/10/02/yeni-turkiye-buyuk-turkiye

Tuğçe Kazaz: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kim olduğunu bilmiyorum

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programı manken Tuğçe Kazaz’ı konuk etti. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın kadınlara ilişkin açıklamalarına destek çıkan Kazaz, laik kesimin yakın geçmişte yaptığı haksızlıklara da dikkat çekti. Arınç’a destek verdiği yazısının bu kesim tarafından anlaşılmadığını dile getiren Kazaz’ın cumhurbaşkanlığı seçimi için de açıklamaları vardı.

Kendini laik sanan aydın kesim, zamanında başörtülü arkadaşlarımı, kardeşlerimi, insanlarımı; üniversitelere almadılar, eğitim haklarını ellerinden aldılar, devlet kurumlarına almadılar, çalışma haklarını ellerinden aldılar. Bu noktadan baktığımızda, onları cahil bırakmaya, onları ekonomik yönden zayıf bırakmaya kimin hakkı vardı? Sonra Twitter’a dönüp baktığım zaman; yine herkesi kastetmiyorum, gerçek laiklik anlayışını anlamış, anlayışlı insanlardan bahsetmiyorum, demokrasiden bahseden. Şunu da söylemeliyim ki; Biz grupla haline ayrılıp, birbirimize kızarak demokrasi yaratamayız, bu bir gerçek. Twitter’a dönüp baktığım zaman yine Atatürk diyen, laiklik diyen insanların benim bir yazıma, tamamını okumadan kalkıp sadece başlığından dolayı, sadece kendimizi ait hissetmediğimiz bir kesimden dolayı Tepki vermek adına, suçlama, aşağılama, küfür… İkinci paragrafta zaten ben söylemişim; ben hata yaptım. Bunun en çok ortasında olan benim. Kabul eden benim. Kim çıkıp böyle bir şeyi gösterir ki genç kızlara ben bunu yaptım siz yapmayın. Ben o kapitalist sistemin bize öğretmeye çalıştığı özgürlükten geliyorum ve bunun zararını gördüm, asıl özgürlük bu değil, asıl erdemler bu değil diye ben kendimi öne atmışım. Kimsenin söz söylemeye hakkı var mı? Ben dinden mi bahsetmişim? Beni bir takım konularla ilgili suçluyorsun, ya da küfür ediyorsun, ya da hakaret ediyorsun. Bu hangi laiklik anlayışına sığar, hangi demokrasiye sığar, hangi insan sevgisine sığar.
KEMAL DERVİŞ, ÜLKEYE GETİRİLEN SİPARİŞ ADAYLARIN ÖRNEĞİ
Beni düşündüren bir konu var. Zamanında ülkemize sipariş adaylar getirildi. Kemal Derviş bunların örneği. Ülkeye büyük bir ekonomik zararı oldu. Paralel ile ilgili olarak şunu da söyleyeyim; bugün ülkeye verdiği milyarlarca dolar bir zarar var. Ülkesini gerçekten seven insan, ülkesinin birliğini düşünen bir insan neden seçimden sonra da hataları ortaya çıkarmadı? Bunları hep soru işareti olarak bırakıyorum, doğru değil.
EMİNE ÜLKER TARHAN YA DA MERAL AKŞENER CUMHURBAŞKANI ADAYI OLSAYDI SEVE SEVE OY VERİRDİM
Sipariş adaylar var. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kim olduğunu, geçmişini bilmiyorum. Baktığınız zaman ben bir kadınım, Emine Ülker Tarhan’ı severim, bir kadın olarak da beğenirim. Siyasi görüşlerinden katıldıklarım da vardır. Onu aday çıkarsalardı ben seve seve gider oy verirdim ya da Meral Akşener. Neden bunlar aday çıkmadı da kendi menfaatleri doğrultusunda ortaya bir aday atıldı? Ben gidip oy vermem.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN KURUMLARI BENİ BELLİ GEREKÇELERLER DİNLEYEBİLİRLER
Beni neden dinlediklerinin net sebeplerini onlara sormak gerek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin belli kurumları, özel hayatıma karışmadıkları sürece beni belli gerekçelerle dinleyebilirler. Ancak bugün duyduğunuz, okuduğunuz kadarıyla ilk önce dini bir amaçla ortaya çıktığını söyleyen bir yapıdan bahsediyoruz. Ülke, millet sevdasından, bayrak aşkından ya da dini arayışlarından birtakım inançlarından ya da boşluklarından bu gibi yapılara katılmış insanları, masumane duyguları olanları tamamen dışında tutuyorum. Sen bir dini amaçla çıktın, insanları kendine böyle inandırdın, sonra da kalktın devlet içerisinde başka bir devlet oluşturmaya ve ele geçirmeye çalıştın. Senin amacın ne? Senin arkanda kim var?
KENDİ YANINDA KULLANABİLSİNLER DİYE BENİ DİNLEYİP AÇIĞIMI YAKALAMAYA ÇALIŞTILAR
17 Aralık’a geleyim. Sen yine seçimler öncesinde ekonomisi iyi giden, istikrar sağlamış bir ülkeyi karıştırmak, kutuplaştırmak adına bir takım tapeler ortaya çıkarttın. Sonra insanları günlerce tweetlerle, ne zaman yeni bir şeyler çıkacak diye kendi içinde kutuplaştırmaya çalıştın. Bu da yetmedi, benim gibi kendi hayatına bakan, yaptığı işi en iyi şekilde icra etmeye çalışan bir insanı neden dinledin? Benim bulduğum fikir, benim bir açığımı yakalamaya çalıştılar ki, ilerde kendi yanında kullanabilsin diye. Çünkü sen iyi niyetli değilsin. Ben burada iyi niyet görmüyorum. İyi niyetli olan biri neden beni dinlesin?
DİNLEMELERLE İLGİLİ YASAL BİR GİRİŞİMİM OLMADI, DEVLET BENİM HAKKIMI KORUDU
Yasal bir girişimim olmadı ama yapmayı düşünüyorum. Devlet bugün o kadar güzel üstesinden geldi ki bunun, benim de hakkımı korudu. Bunu ortaya çıkararak, basına vererek. Vermeyebilirdi, ben bunu hiçbir zaman öğrenemeyebilirdim. Ama bu zaten üstesinden gelinen bir şey. Bu yüzden henüz yasal bir işlem başlatmadım. Bir noktada zaten uğraşıyorum, çabalıyorum. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Onlara söyleyebileceğim tek şey bu.
gdgd

Prof.Dr Yasin Aktay: Türkiye öncülerin yalnızlığını yaşıyor

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu ‘Kadraj’ programının konuğu AK Parti Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay oldu. Aktay gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı ve Türkiye’nin Gazze konusunda öncülerin yalnızlığını yaşadığını vurguladı.

“İSRAİL ULUSLARARASI DÜZENİN ÖZETİ”
İslam ülkeleri için İsrail bir anahtar kelimedir. Kurulmuş olan uluslar arası düzenin bir özeti, dışavurumudur. Bu sembole dokunduğunuzda düzene de dokunursunuz. İsrail’in yaptıkları uluslararası düzenin bir icraatıdır aslında. Arap ülkeleri, bu düzenin bekçileridir. O liderlerin hiçbirisi kendi halklarının desteğiyle gelmiş değildir. Düzenin onayıyla o noktada duruyorlar.

“BİRÇOK ÜLKE TÜRKİYE’NİN PEŞİNE TAKILMA DERDİNDE”
Türkiye elbette ki yalnızlaşmış durumda ama Türkiye aslında öncülerin yalnızlığını yaşıyor. Öncüler yalnız olur. Türkiye durması gereken doğru yerde duruyor. Hakkı, hakikati ve doğru tavrı temsil ediyor. Birçok ülke onun peşine takılmanın bahanelerini oluşturmaya başladı. Katar, Tunus, Sudan Türkiye’nin tavrını gıptayla karşılıyor ve destekliyor.

“LİDER ERDOĞAN’DIR”
Aslında lider Erdoğan’dır. Ülkede siyasal hareketin içinde lider bir kişi olur. Seçilecek olan Başbakan da o lideri kabul edecektir. Sen yoluna, biz yolumuza tavrını kimse göstermeyecek. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında eşgüdüm olacaktır. Makasın olacağını kimse beklememeli.

“PARALEL’ KAFA PSİKOPAT BİR KAFA”
Gözaltındaki polisler cahillikten yargılanmalı. Türkiye’nin şu andaki gidişatını görememekten yargılanmalı. Bu kadar cahilse polisliği nasıl bu kadar işgal edebiliyorsun? Demek ki yanıbaşında insanları kıtır kıtır kesseler haberin olmayacak. Şu anda Türkiye ile İran’ın birçok konuda ters istikamette gidiyor olduğunu göremeyecek kadar da körsün. Allah’tan daha beter felaket gelmemiş başımıza. Çünkü istihbaratımız bunlara teslim. Emniyet istihbaratımız, Türkiye’nin istihbarat değerlendirmesini yapacak olan bunlar. Bir de MİT’e talip olmuşlar. Hangi vasfınla MİT müsteşarlığı yapacaksın? Bu kafayla mı yöneteceksin? Şizofrenik, psikopat bir kafa. Bu kafayla ne MİT ne de küçük bir bakkal dükkanı yönetilir.

“ŞÜKÜR VE ŞAHİN’İN YAPTIĞI AKIL EKSİKLİĞİ”
Gözaltındaki polisler yargıda suçlu olacaklar mı olmayacaklar mı bilemem. Ne tür delillere ulaşılacak bilemeyiz. Milletvekillerinin gidip oralarda böyle defans anlayışıyla hareket etmeleri ciddi anlamda akıl eksikliği göstergesidir, hukuk bilgisi eksikliği sözkonusu burada.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/07/30/sukur-ve-sahinin-yaptigi-akil-eksikligi

LACİVERT: Bir Adayın Anatomisi

Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

1404391042676

Uzun bekleyiş nihayet sona erdi. 10 Ağustos 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi çatı adayını açıkladı. Aday, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu. Kahire doğumlu İhsanoğlu, Ayn Şems ve Ezher Üniversitelerinden mezun saygın bir bilim tarihçisi. İlk adı İslam Konferansı Örgütü olan sonradan ismi değişen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreteri. 1 Ocak 2005’te görevi devralan İhsanoğlu, örgütün seçimle göreve gelen ilk genel sekreteri ve aynı zamanda ilk Türk genel sekreteri olma özelliklerini taşıyor.

CHP Milletvekili Melda Onur’un “Kabul, trollendik” açıklamasına bakılırsa, CHP milletvekilleri ve taban büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Zaten parti içinde çatlak sesler yükselmeye başladı, bazı milletvekillerinin alternatif aday arayışında oldukları dedikodusu Ankara kulislerinde dolaşıyor. Yaşanan hayal kırıklığını ise en iyi Cem Özer özetliyor: Ey CHP! Tabanını TEKMELETTİN!
Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

Türkiye’nin kıdemli Kemalistlerinden Bekir Coşkun ise sitemkâr. Coşkun, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli kafa kafaya verip çatı inşaatı yapmaya kalkınca çatı yerine ‘kubbe’ çıktığını söylüyor. Coşkun’un asıl endişesi ise kubbenin kapısı. Gelin, Coşkun’un yakarışına kulak verelim: “Adında bile ‘din’ olan ‘ihsan’ edilmiş bir değerli zat Ekmeleddin İslamoğlu çatı adayı olunca, kapısı kıbleyedir…” (Evet hâlâ İhsanoğlu’nun soy ismini tam öğrenemediler). 17 Haziran Sözcü gazetesi, ‘Çatı kubbe oldu’ yazısı…

İhsanoğlu ile ilgili eleştirilerden biri de, kamuoyu tarafından bilinmeyişi. Aslında bu yanlış, kamuoyu İhsanoğlu’nu sessizliği ile tanıyor. Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanını deviren cuntaya karşı sessizliği ile… Suriye’de yaşanan insanlık dramı karşısındaki sessizliği ile…

Derde deva, sadra şifa olamayan İslam İşbirliği Teşkilatının Genel Sekreteri İhsanoğlu, Müslüman Kardeşler’e mesafeli durmuş, Mısır’da yaşananlara ‘darbe’ demekten imtina etmiş, Suriye’de ise Esad’lı geçişi önererek diktatöre selam çakmış, iç savaşa gözlerini kapatmıştı. Bu duruş Müslüman entelektüellerin nezdinde İhsanoğlu’nun güvenilirliğini ve itibarını zedeledi.

İhsanoğlu’nun bir diğer özelliği ise amiral gemisinin miçoları tarafından asıl mağdur ilan edilmesi… Ki bu çok doğru. İhsanoğlu’nun aslen Yozgatlı olan babası İhsan Efendi, tek parti döneminde baskılara dayanamayarak iltica etmiş bir kişi. İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy ile babasının yakın dost oldukları ve merhum şairin ölmeden önce yazdığı Kuran mealini ona emanet ettiği söyleniyor.
Ama mağduriyet bununla kalmıyor. Kendisi 28 Şubat döneminde İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Bölüm Başkanıydı. Dönemin rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yardımcısı ise şimdilerde CHP milletvekili olan, ikna odalarının kurucu anası Nur Serter. Alemdaroğlu, sırf İhsanoğlu’nu göndermek için Bilim Tarihi Kürsüsü’nü kapatmıştı.

Yani CHP; babası Osmanlı uleması olan, Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemesi şartlarında, 1924 sonrası Türkiye’sini terk etmek zorunda kalmış, 28 Şubat döneminde ulusalcıların bayrak taşıyanları tarafından tasfiye edilmiş bir bilim adamını aday ilan etti. Nerden baksan tutarsızlık…

A Haber’deki programıma katılan yazar Metin Karabaşoğlu’nun güzel bir tespiti oldu. Karabaşoğlu iki tür Müslüman’ın Batı için makbul Müslüman olduğunu söyledi. Biri İslamofobiyi beslemek için iyi fotoğraf veren radikal İslamcı olarak adlandırılan Müslüman tipi, diğeri ise uzlaşmacı ve pasif Müslüman tipi. Bu tespite bakarsak teşkilatın başında bulunduğu dönemde sessizliği ile dikkat çeken İhsanoğlu’nun batının sevdiği ikinci profile uygun olduğunu söyleyebiliriz. Karabaşoğlu, “İhsanoğlu ismi sizi şaşırttı mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “IŞİD üzerinden Müslümanlara söz söylemeye çalışan insanların Batıya boyun eğmiş bir Müslüman tipolojisine uygun bir ismi çatı aday olarak belirlemeleri de bana hiç şaşırtıcı gelmedi.”

Karabaşoğlu’nun iyimser tespitlerinden biri ise şu; uzun yıllardır kendisini ayrıcalıklı ve esas sahip gören beyaz Türkler artık dindarlığın bu ülkenin merkezi olduğunu kabul etti! Benzer bir yorum Financial Times’dan da geldi. Gazete, CHP’nin bazı geleneksel destekçilerinin seçimde çekimser kalmasına yol açabileceğini söylediklerini belirterek ekliyor: “Ancak Sayın Erdoğan o kadar hâkim oldu ki, başlıca muhalifleri bile Başbakan’ın sosyal muhafazakâr çekirdek oylarının peşine gitmeyi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak bir aday göstermeyi tercih ettiler. Sayın İhsanoğlu’nun seçilmesi, Sayın Erdoğan’ın kökleri İslam’da olan AK Parti’yle iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye’nin siyasi manzarasının ne ölçüde değiştirdiğini gösteriyor.”
Ama benim bu konuda ciddi şüphelerim var. Zira aday ismi açıklandıktan sonra duyulan, “Sırf sen git diye neler yapmak zorunda kalıyoruz”, ” İhsanoğlu tanınmayan ama değerli biri. Erdoğan tarafından şeytanlaştırılması zor hatta imkânsız biri” nidaları yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Çünkü yine bu toprakların sahipleri, aptal yerine konuluyor, yine zekâmızla alay ediliyor gibi hissediyorum.

Bizi nasıl bir seçim bekliyor?
10 Ağustos 2014’te, cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. İlk turda kazanmak isteyen aday, oyların yüzde 51’ini almak zorunda. Eğer seçim ikinci tura kalırsa, geçerli oyların en fazlasını alan aday Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı olacak. 30 Mart yerel seçim sonuçları baz alınırsa CHP ve MHP’nin toplam oyu yüzde 43, AK Parti’nin oyu ise yüzde 45,6. Kilit rol, Kürt oylarında. Kürt siyasi partiler, seçimlerde yüzde 6,1 oy aldı. Bu durumda Kürt partilerinin kendi adaylarını gösterip göstermeyecekleri, göstermemeleri durumunda hangi adayı destekleyecekleri seçimin sonucunu belirleyebilir.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/2014/07/03/bir-adayin-anatomisi

Hatem Ete: Erdoğan Cumhurbaşkanı olamasın diye…

A Haber ekranlarında yayınlanan ve Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bugünkü konuğu Seta Siyaset Araştırmaları Direktörü Dr. Hatem Ete’ydi.

Ete, ‘CHP seçmeninin İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu, parti içerisinden de bu karardan dolayı memnun kalınmadığını’ söyledi. Ete, ‘Çatı Aday Projesi’nin CHP’den çok MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygun olduğunu ve AK Parti’nin adayının veya Başbakan’ın Cumhurbaşkanı seçilmemesi için ortaya atılan bir taktik’ olduğundan da söz etti. Ete, İhsanoğlu’nun adaylığıyla ilgili ‘CHP’nin üst yönetiminde huzursuzlukların artacağını’ iddia etti.

CHP’DE ÇALKANTI DEVAM EDİYOR
Bu tür durumlarda başbakan erken aday açıklamaya sıcak bakmıyor, bunu 2007 yılında da görmüştük. MHP ve CHP liderleri İhsanoğlu üzerinde uzlaştılar ama CHP’de çalkantı devam ediyor. Acaba İhsanoğlu dışında başka bir aday çıkar mı? HDP de henüz aday göstermedi. Bu yüzden de Haziran ayının sonuna kadar bekleme politikası doğru bir politika.

CHP SEÇMENİ İHSANOĞLU’NA OY VERMEZ, HUZURSUZ OLANI DA SANDIĞA GİTMEZ
Türkiye’de seçmen sadakati yüksek. Bunun örneğini daha önce gördük. MHP, tabanının benimsemediği bir karar almıştı 2010 referandumunda. Siyaset biraz da mevzi siyasetidir. İhsanoğlu ismi en sürpriz isimlerden biriydi. CHP seçmeninin büyük çoğunluğunun İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Seçmenin büyük çoğunluğu İhsanoğlu’na oy vermemeyi tercih edecektir, huzursuz olanlar da sandığa gitmeyecektir. CHP’nin bence üst yönetiminde huzursuzluklar oluşmaya devam edecek. CHP’nin içerisinde bu karardan pek de memnun kalınmadığı ortaya çıkmıştır. Baykal’ın yanında başka milletvekilleri de tercihlerini belli ettiler.

ÇATI ADAYI PROJESİNİ AK PARTİ ADAYI CUMHURBAŞKANI OLAMASIN DİYE ORTAYA ATTILAR
İlk günden beri bu ‘Çatı Aday Projesi MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygundu. CHP de buna tabi oldu. Bulunacak aday MHP seçmeninin gönül rızasıyla oy verebileceği ancak CHP seçmeninin zoraki hesaplarla oy verebileceği, razı olabileceği bir adaydı. MHP adayı daha kolay benimserken CHP’de huzursuzluk var. Aynı şeyi AK Parti’ye uyarlarsak AK Parti meseleyi başından beri bir mühendislik projesi olarak görüyor. Zaten “çatı adayı formülünün” gündeme alınmasının en önemli gerekçesi de AK Parti adayı veya Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemesin diyedir. AK Parti adayını seçtirmemek üzere bu yola girildi. Hatırlayalım, 30 Mart Seçimleri öncesinde Ak Parti Türkiye tarihinin en büyük operasyonuna maruz kaldı. AK Parti seçmeni her şeye rağmen tüm bunların AK Parti’ye yönelik bir operasyon olduğuna kanaat getirdi. O zor şartlara direnen AK Parti seçmeninin şimdi Erdoğan’ı bırakıp İhsanoğlu’na oy vermesi imkansızdır.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/24/erdogan-cumhurbaskani-olamasin-diye

17 Aralık film oluyor! “Kod adı: K.O.Z”

Tapeler, kasetler, yargı operasyonları, MİT tırlarına yapılan baskınlar… MİT kriziyle başlayan, 17 Aralık operasyonuyla deşifre olan “paralel yapı” bu kez beyaz perdeye uyarlanıyor.

Bu projenin sahibi yapımcı Uğur Yalçınkaya, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk oldu.

BİRİLERİNİN BU GERÇEKLERİ FİLM YAPMASI GEREKİYORDU, BİZ DE BAŞLADIK
Biz bu projeye başladıktan sonra bizi birilerinin yanına koymak isteyenler çok oldu. Biz ne bir siyasi partinin üyesi, ne de bir tarafın yanlısıyız. Bu filmde biz sadece Selçuklu’dan gelen Osmanlı’yla devam eden ve üzerinde yaşamaktan gurur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti devletinin yanında olarak bu projeye başladık. Bu projeye başlarken nelerle karşılaşacağımızı, neler olacağını ve başımıza neler geleceğini çok düşündük. Ülkemiz öyle bir süreçten geçti ki emniyetin koridorlarında polisler birbirlerine silah çektiler, savcılar, başsavcıların haberi olmadan kendi kendilerine operasyon yürüttüler. Birisinin çıkıp “devlet içinde devlet kurmak isteyen insanları” ya sinema filmine dökmeliydi, ya da bu gerçekleri anlatacak bir yapım içerisinde yer almalıydı. O yüzden biz de buna başladık.

GALA 17 ARALIK 2014’DE
“Kod adı: K.O.Z”un galası 17 Aralık’ta yapılacak. Bu projeye başladığımda birçok usta danışmanlık yapmayı kabul etti. Bu proje normal bir sinema filmi değil. Bu projenin içindeki herkesin hayati tehlikesi vardır da diyebilirsiniz, ticari hayatı bitebilir de diyebilirsiniz. Birileri Başbakan’ı dinliyorlarsa, MİT’i ve Dışişleri’ni de dinleyebiliyorlarsa biz herhalde onların yanında hiçiz ama çekinmiyoruz.

Proje ilk internete düştükten sonra bana ilk tebrik(!) “onlardan” geldi. Açık konuşmak gerekirse “paralel yapı”dan geldi. Telefonlarımda mevcuttur. Tehdit de aldık, üç gün sonra teklif de aldım. Bu projenin ya bitirilmesini ya da senaryonun değiştirilmesini istediler.

SONUNDA ÖLÜM BİLE OLSA “KOD ADI: K.O.Z” 17 ARALIK’TA VİZYONA GİRECEK
“Paralel yapı” dediğimiz şey cemaatten ibaretse çekineceğimiz bir şey yok. ‘Paralel yapı’nın arkasında çok farklı güçler var. Biz yedi aydır Türkiye’de hiçbir gazetecinin söyleyemeyeceği şeyleri bu sinema filminde seyircilerle buluşturacağız. İnsanlar maskelerin düştüğünü tek tek görecekler. Sonucunda da ölüm bile olsa bu sinema filmi, ben olsam da olmasam da tüm variyetimi bu işe koyacağım ve 17 Aralık’ta izleyiciyle buluşacak.

UY

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/20/17-aralik-film-oluyor-kod-adi-koz

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül: Devlet başkanını seçeceğiz!

A Haber’de hafta içi her akşam ekranlara gelen, Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bu günkü konuğu Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül’dü.

Gül, 12 Eylül Darbesi’nin yargılanmasında bugün verilen kararı, Balyoz Davası’ndaki muhtemel yeni yargılanma sürecini, muhalefetin çatı adayı İhsanoğlu’nu ve Ak Parti’nin cumhurbaşkanlığı seçimindeki vizyonunu değerlendirdi. Gül, Balyoz Davası’yla ilgili olarak ‘Darbe olmamıştır sonucu çıkmaz, Hanefi Avcı’ya bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar da verilebilir’ derken, Yeni Anayasa’nın yeni dönemde mutlaka yapılacağını, artık rütbesi sökülen bir 12 Eylül anayasasıyla yola devam etmenin mümkün olmadığını ayrıca ekledi. Gül, İhsanoğlu’nun Ak Parti tabanından oy alamayacağını, Ak Parti’nin cumhurbaşkanı adayının ilk turda seçileceğini söyledi. Bu anlamda muhalefet partilerine de bir mesaj veren Gül, ‘Seçimi bu kez parlamento değil, 77 milyon yapacak’ ifadelerini kullanırken çarpıcı bir tespite imza attı: Devlet başkanını seçeceğiz!

BALYOZ’DAN “DARBE YAPILMAMIŞTIR SONUCU” ÇIKMAZ

Hepimizin hatırlayacağı,  bu referandum sürecinde CHP Genel Başkanı 12 Eylül yargılama imkanı getirmiyor” iddiasıyla şehir şehir dolaşıp referandum aleyhine “hayır bloku” olarak çalışıyordu. Bugün geldiğimiz noktada, 12 Eylül’ün ve darbecilerinin yargılandığı süreç bugün karara bağlandı ve milletimiz “evet” oyuyla referanduma vermiş olduğu desteğin hukuki karşılığını gördü.

Balyoz ve Hanefi Avcı kararları da Anayasanın 12 Eylül referandumuyla getirdiği yeni bir hak. “Bireysel hak ihlali olması halinde”  AYM’ye bireysel başvuru  2010 referandumun sonucunda getirilen yeni bir haktı. Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karar esas incelemesi, esastan yargılama sonucu değil. AYM “bireysel müracaatla bu ihlal söz konusu mudur, değil midir?” buna bakar. Bu konuda da anayasamızın 36.maddesiyle düzenlenen “adil yargılama hakkı, deliller, tanıklar, objektif bir şekilde değerlendirilmiş mi değerlendirilmemiş mi?” usul anlamında bir inceleme yapmıştır.

Bunlardan Balyoz’da darbe yapılmamıştır sonucu çıkmaz. Sadece usûlen AYM’nin “deliller dikkate alınmamış, tanıklar dinlenmemiş, dolayısıyla anayasanın adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir” diye vermiş olduğu karar var. Tabii kararı tartışmak için gerekçeli kararı görmek lazım. Balyozla ilgili durum kesinleşmiştir, eğer bu konuda takdir varsa, infazın durdurulması kararının verilmesi ve tahliye kararı da bilahare verilebilir. Hanefi Avcı ile bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar verilebilir.

Türkiye’de, cumhurbaşkanını halkın seçeceği yeni süreçte, 10 Ağustos sonrasında, anayasanın yeniden ele alınıp dizayn edilmesi lazım.

YENİ DÖNEMDE YENİ ANAYASA’YI MUTLAKA YAPACAĞIZ

Biz bugün, 12 Eylül Darbesi’ni yapan darbecilerin hayatta olanlarını mahkeme karşısına çıkardık. Rütbeleri sökülen bu anayasayla Türkiye daha ne kadar devam edecek? Ekonomik ve siyasi istikrarı Ak parti iktidarında yükselen Türkiye’nin çıtasıyla ‘Yeni Türkiye’yi inşa etmek lazım. Önümüzdeki dönemin en önemli meselesi Yeni Anayasa olacaktır. Bugün 12 Eylül Anayasası’nı yapanların yargılandığı dönemde Yeni Türkiye’nin yeni anayasayla Türkiye’nin sorunlarını masaya yatırıp uzlaşması gerekiyor.

Muhalefet kendi imzalarına rağmen imzalarının arkasında durmuyor. Muhalefet daima masanın altına saklanarak, sorunları görmezden gelerek milletin anayasa yönündeki taleplerini umursamamaktadır. Ak Parti yeni anayasa iradesini milletiyle beraber yeni dönemde mutlaka gerçekleştirecektir.

Hangi cübbeyi giyerse giysin, milli iradenin karşısında duran hiçbir güç başarılı olamayacaktır. 12 Eylül’ü yargıladığımız süreçte, 17-25 Aralık darbe girişimleri de 12 Eylül’ün devamıdır. 30 Mart’ta milletin verdiği mesaj “milletin iradesine hiç kimse vesayet koyamaz” mesajıydı. Ak Parti’nin temel paradigması  “milletten başka hiçbir gücü millet kabul etmeyecektir” görüşüyle Türkiye’yi koruyacak ve daha ileriye götürecektir.

Temeli olmayan çatı yıkılmaya mahkumdur. Bugün Bahçeli de Kılıçdaroğlu da bu çatı adayını milletimize sunmaya çalışmaktadır. Lakin “siyasal mühendisliğin” bu seçimler için geçerli olmayacağı” milletimizin malumudur. 1000 yıllık bu coğrafyada millet ilk defa “devlet başkanını” kendisi seçecektir.

SEÇİMİ PARLAMENTO DEĞİL 77 MİLYON YAPACAK

CHP’nin unuttuğu, bu seçimi parlamento yapmayacak, 77 milyon yapacak. Biz bu hikayeyi daha önce de gördük. Gezi süreci’yle başlayan, 17-25 Aralık operasyonuyla devam ettirilmeye çalışılan ve 30 Mart’ta da sahnelenmek istenen senaryo buydu. Sarıgül’ü, Mansur Yavaş’ı kim dikte ettirdiyse burada da CHP-MHP sanki mecbur bırakılan aday sürecini yönetiyor şu an. Uzlaşı diye bir heyuladan bahsediyorlar ama hiçbir uzlaşı mümkün değildir.

Sarıgül anlamında İstanbul’a yapılmak istenen operasyon burada da yapılmak isteniyor. Milletimiz 30 Mart’ta bu senaryoyu çöpe attı. Bu süreçte de aynısı olacaktır. CHP ve MHP’nin bu anlamdaki sürece ilişkin yaptıkları siyaset dışı aday arayışlarının milletimiz açısından tasvip edilmeyeceği açıktır.

İHSANOĞLU AK PARTİ’DEN OY ALAMAZ, SEÇİMİN SONUCU ŞİMDİDEN BELLİ

Ak Parti’nin adayı, milletle yapılan toplumsal mutabakat neticesinde milletle ittifak yaptığımız bir aday olacak. CHP-MHP’nin yaptığı gibi tutuşturularak verilen değil,  milletin gönlünde, milletin değerleriyle barışık bir siyasi kimliğe sahip, milletin sofrasında bağdaş kurup oturan, dertlerini bilen, Türkiye’nin 2023 vizyonunu dert edinen, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını düşünen, devlet yönetimi ve siyaset tecrübesi olan bir aday olacak. Aslında olacak olan milletin ittifak ettiği, gönlünden geçirdiği aday kimse bu aday Ak Partili olacak. En yakın zamanda adayımız milletin karşısına çıkacak.

Ekmeleddin İhsanoğlu Ak Parti tabanından kesinlikle oy alamaz. 10 Ağustos seçiminin sonucu şimdiden bellidir. Ak Parti’nin adayı 10 ağustos’ta birinci turda, milletimizin desteğiyle zaferle çıkacak. Biz milletimizle olan ittifakı önemseriz. Bir işin aslı varken taklidine girilmez. Muhafazakar kesimlerden oy almak için muhafazakar birinin aday gösterilmesi ne Ak Parti tabanında ne de diğer partilerin tabanında teveccüh görmez. Ak Parti’li aday her partiden destek alacaktır. Adayın isminin dahi bilinmediği bir yerde adeta Survivor yarışmasındaki gibi zarfı açıp çıkan ismin okunduğu bir aday profiliyle cumhurbaşkanlığı seçimine gidilemez.

AG

http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/abdulhamit-gul-devlet-baskanini-sececegiz

Prof. Dr Talip Küçükcan: İsrail sessiz. Çünkü…

Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bugünkü konuğu Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Talip Küçükcan’dı.

Küçükcan, muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için ‘Siyasal tabana hitap etmesi çok zor. Bir tarafta ülkeyi son 12 yıldır yöneten bir başbakan var ve toplumla diyaloğu çok önde’ dedi. Küçükcan, çatı aday İhsanoğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı’na Genel Sekreter seçilmesinin Ak Parti sayesinde olduğunu söylerken, ‘Türkiye’nin ağırlığı olmasaydı, o makama gelemezdi’ ifadelerini kullandı. Küçükcan, Ortadoğu’nun yükselen tehlikesi IŞİD içinse ilginç bir iddia ortaya attı: ‘IŞİD gibi örgütlerin bugüne kadar İsrail’e tek kelime ettiklerini duymadık. İsrail’le bağlantısı çıkarsa şaşırmamak lazım. Müslüman ülkeler kendi içlerinde parçalandıkları için böyle oluyor’ değerlendirmesini yaptı.
 
CHP TABANI İHSANOĞLU’NDAN MEMNUN DEĞİL

Sanatçılara, sendikacılara, CHP’nin temsil ettiğini düşündüğünüz farklı fikir adamlarına ve gazetecilere sorsanız Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımazlar bile. İhsanoğlu son derece spesifik bir alanda çalışan, bazı siyasetçilerin ve entelektüellerin bildiği bir insandı. CHP bu tercihi niye yaptı? Yaptığı tercih CHP’nin tabanını yansıtıyor mu, ideolojisini yansıtıyor mu? CHP kendisini demokratik-sol tandansta gören, batılılaşmış, seküler çizgide gören bir parti. Aday olarak ortaya çıkan kişiye bakıyorsunuz, Ekmeleddin İhsanoğlu hep İslami kurumlarda çalıştı. Ne kadar dini çevre varsa onlarla içli dışlı oldu. Bu profil CHP’nin istediği profili yansıtır mı? CHP’nin içinden gelen tepkilere baktığımızda pek yansıttığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla kendi içerisinden bir aday çıkarması gerekiyordu ama kendi içerisinden birini bulamadı. Büyük ihtimalle de Ak Parti’nin adayı Sayın Başbakan olacak gibi gözüküyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu bir akademisyen ama siyasal tabana hitap edebilir mi? Bu çok sorunlu görünüyor. Bir tarafta Türkiye’yi son 12 yıldır yöneten bir başbakan var ve toplumla diyaloğu çok önde. Bu
CHP açısından da büyük bir çıkmaz.
CHP hiçbir zaman muhafazakarlığı benimsemiş ve muhafazakarlardan oy isteyen bir parti olmadı. Özellikle İzmir gibi kentlere bakın, hayat tarzı üzerinden politika yürüttüğü yerlerde CHP’nin çok daha farklı bir hayat biçimini savunduğunu görüyoruz. Bu açıdan bakıldığında CHP’nin muhafazakarlaştığını söylemek doğru değil.

TÜRKİYE AĞIRLIĞINI KOYMASAYDI İHSANOĞLU GENEL SEKRETER OLAMAZDI

28 Şubat ve sonrası dönemlerde CHP genellikle kurulu düzenin yanında yer aldı. O dönemde İhsanoğlu’nun mezun olduğu üniversite dahil olmak üzere bu üniversiteden alınan diplomaların denklikleri iptal oldu. Enteresan bir şekilde o mağduriyetleri yaratan zihniyetle ortak hareket eden bir partinin adayı oldu şu anda.
İhsanoğlu halka hitap ettiği zaman neyi savunacak? Hangi toplum tasavvuruyla ortaya çıkacak? İhsanoğlu’na baktığımız zaman kendisinin temsil ettiği gelenek CHP ve MHP’yle örtüşmüyor. İhsanoğlu’nun darbeye ‘darbe’ diyememesi de büyük bir talihsizlikti. İhsanoğlu figürünün ortaya çıkmasında Ak Parti’nin çok önemli bir rolü var. İslam İşbirliği Teşkilatı’na Genel Sekreter seçilirken Türkiye ağırlığını koymasaydı İhsanoğlu o makama gelemezdi.
 
İSRAİL SESSİZ ÇÜNKÜ BÖLÜNMEDEN YANA, IŞİD’LE BAĞLANTILARI OLABİLİR

İsrail’in Ortadoğu’ya bakış açısısın en temel prensibi güvenliktir. Kendisine yönelik ‘tehdit var mı yok mu?’ buna bakar. Suriye’deki gelişmelere bakıldığında İsrail kendisini ne kadar tehdit altında hissediyor, bu önemli. İsrail şu anda kendisine yakın bir tehdit törmüyor. Öyle görünüyor ki İsrail bölgede küçük devletlerin ortaya çıkmasının kendi çıkarları için uygun buluyor. Bu yüzden sessiz kalıyor. IŞİD’in ya da El-Kaide unsurlarının ya da bölgedeki diğer örgütlerin İsrail’e bir şey dediğini duydunuz mu? Duymadık.
Belki de bahsettiğimiz örgütlerin İsrail’le bağlantısı olabilir. İleride bunu görebiliriz.
IŞİD’in hiçbir sosyolojik tabanı yoktur bahsettiğimiz coğrafyada. Şu anda bahsettiğimiz örgütler sun’i olarak yaratılmış örgütlerdir. Sosyolojik tabanları olmuş olsaydı biz onları 10 yıl önce görürdük. İdeolojik olarak da hiçbir zaman Arap ve BAAS rejimlerine karşı mücadele etmiş radikal bir örgüt yok ortada. Suriye Özgür Ordusu’nun başlattığı ve meşru olarak herkesin gördüğü o mücadeleyi meşruiyet sınırlarının dışına taşıran ve onları dünyanın gözü önünde diğer örgütlerle eşdeğer kılan yapılanmalardır IŞİD gibi örgütler. Bugün ‘Suriye’deki rejim giderse ne olur?’ sorusunu sorduran da böyle örgütlerdir. IŞİD gibi örgütlerin dini olarak da bir zemini yoktur. İsrail şu an sadece seyrediyor. Şu anda İsrail’e karşı yapılan bir mücadele de yok. Müslüman ülkelerin kendi içlerinde parçalanmaları yüzünden böyle oluyor. Şu an içinde bulunduğumuz kriz de yeni ittifakların oluşmasına zemin hazırlıyor.
Adsız

Mervat Hatem: Türkiye’nin IŞİD’le karşılaşması kaçınılmazdı

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan, Ortadoğu Uzmanı, Howard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mervat Hatem, IŞİD’in Musul’u işgalini değerlendirdi.

Hatem, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD ile karşı karşıya gelmesinin kaçınılmaz olduğunu belirterek, bundan sonrası için Maliki’nin tavrının ülkenin geleceği için kritik önemde sahip olduğunu söyledi.
BM IRAK STABİLİZE OLMADAN SAHADAN ÇEKİLDİ
Olan bitenin temelde Irak’ta süregelen değişikliklerle ilgisi var. Buradaki siyasi sistem, farklı gruplar arasındaki ilişkiler ve hükümetin de belli bir destek seviyesini sağlayamaması, farklı aşiretler arasında, Şiiler ve Sünniler arasında uyum sağlayamaması söz konusu. Devlet dışı aktörler Amerikan işgali sırasında El Kaide mesela şunu denedi, Amerikan işgalini bir destek tabanı olarak kullanmaya çalıştı kendisi için Irak’ta. Buna ek olarak BM Irak’tan geri çekildi, ABD ile ilgili sebeplerden dolayı. Bu Irak’taki durum stabilize oldu mu olmadı mı diye bakmadan geri çekildi. Bir de çoklu aktörleri mevcudiyeti durumu sahayı karmaşık hale getirdi.
TÜRKİYE’NİN IŞİD’LE KARŞI KARŞIYA GELMESİ KAÇINILMAZDI
Irak’ın kuzey kısmı Kürt ve bunun da Türkiye’deki Kürtler içinde yansıması söz konusu. Şunu söylemeye çalışıyorum. Türkiye bölgesel bir güç bölgede önemli bir rol oynuyor hem Suriye hem Irak’ta. IŞİD gibi bir örgüt için de böyle bir zemin oluşturmaya çalışan aktörün yani Suriye ve Irak’ta kendine yer açmaya çalışan bir örgütün muhakkak ki Türkiye ile bu her iki ülkede de karşı karşıya kalması kaçınılmazdı.
MALİKİ KRİTİK BİR YOL AYRIMINDA
Nasıl bir mevcut bir duruma yaklaşacak Acaba Sünnilere karşı Şiileri savaşa mı sevk edecek, iç savaşa doğru giderse bu politik başarısızlık olacak. Maliki hükümetinin buna nasıl mukabele edeceğini görmek önemli. Sünni toplumuna gidip hata yaptığını itiraf edebilecek mi, ülkenin iki toplumunu birleştirmeye çalışacak mı yoksa bunu bir siyasi yüzleşme sebebi olarak mı görecek, bunu göreceğiz. Siyasi ve askeri seçeneklerin el ele gitmesi gerektiğini düşünüyorum bu kadar büyük bir tehdide karşı mücadele etmek için.

Adsızhttp://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/14/turkiyenin-isidle-karsilasmasi-kacinilmazdi