Erman Toroğlu: Hakemler kimi isterse o şampiyon olacak

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın konuğu ekranların sevilen spor yorumcusu ve yazarı Erman Toroğlu’ydu. Eski hakem ve futbolcu da olan Toroğlu’nun konuk olduğu programda dünyada milyarlarca insanı ekran başına kilitleyen ve en sevilen spor dalı olan futbol ile Spor Toto Süper Lig’deki şampiyonluk yarışı konuşuldu.

“FENERBAHÇE ŞAMPİYONLUĞA DAHA YAKIN”
Spor Toto Süper Lig’deki şampiyonluk yarışını değerlendiren spor yorumcusu ve yazarı Erman Toroğlu, kadro yapısı ve şartlar dikkate alındığında, Fenerbahçe’nin şampiyonluğa daha yakın olduğunu söyledi. Fenerbahçe’nin bu yıl dördüncü yıldız takma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Toroğlu, “Ancak bu yaşlı kadrosuyla seneye Avrupa’da perişan olur” dedi. Spor yorumcusu, hakemlerin şampiyonu belirlemede etkili olduğuna dikkat çekerek, “Hakemler kimi isterse o şampiyon olacak” ifadesini kullandı.
Futbolda yaşanan şiddetle ilgili açıklamalarda bulunan Erman Toroğlu, “Stadyumda küfür edeni kameralarla yakalayıp atsınlar. Şiddetin önüne geçilmek isteniyorsa bu mutlaka yapılmalı” dedi.

“HAKEM HATA YAPABİLİR AMA GÖRDÜĞÜNÜ ÇALMALI”

Kadraj’da maçlarda yapılan hakem hataları da konuşuldu. “Hakemler yüzünden hakem oldum, yine onlar yüzünde bıraktım” diyen Toroğlu, “Hakem hata yapabilir ama gördüğünü çalmalı. Hakem her maça son maçım diye çıkmalı ve kimseyle bir bağı olmamalı” diye konuştu.

“TÜRKİYE’DE FUTBOLCU VERDİĞİNİN ÇOK FAZLASINI ALIYOR”

Türkiye’de futbolcuların aldığı ücretlerle ilgili soruları da yanıtlayan Erman Toroğlu, “Türkiye’de futbolcu verdiğinin çok fazlasını alıyor. Özellikle yabancılara çok fazla para veriliyor ve bu paraların çoğu kayboluyor. Ben olsam yabancılara 500 bin Euro’dan fazlasını vermem” görüşünü dile getirdi.

1429641012217

Özlem Zengin: Türkiye’nin ikinci bir 28 Şubat’a tahammülü yok!

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın konuğu AK Parti tarafından İstanbul 3. Bölge 2. sıradan milletvekili adayı gösterilen Avukat Özlem Zengin’di. Programda AK Parti İstanbul Kadın Kolları Eski Başkanı Zengin ile siyaset yolculuğu, başörtüsü yasağına karşı verdiği mücadele ve 7 Haziran seçimleri konuşuldu.

AK Parti İstanbul Milletvekili Adayı Özlem Zengin, kadınların siyasette bir araya gelmesinin bazı sorunların çözümünü kolaylaştıracağını ve siyasetteki kaliteyi arttıracağını söyledi. AK Parti’nin Türkiye’deki tüm siyasi partileri zihinsel olarak dönüştürdüğünü belirten Zengin, “Türkiye’nin ikinci bir 28 Şubat’a tahammülü yok” ifadesini kullandı.

28 Şubat edebiyatı yaptığı yönündeki eleştirileri reddeden Zengin, “28 Şubat edebiyatı yapmıyorum, zaten hiç yapılmadı. Mağduriyetler üzerinden siyaset üretmedim. 28 Şubat’ta muhataplar adil değildi, yok etmek üzerineydi. Bu süreçte başörtülü kadınlara yeteri kadar sahip çıkmayan muhafazakar erkekler de oldu” diye konuştu.

“CHP’NİN REKLAM FİLMİNDE KAFA KARIŞIKLIĞI VAR”

Partilerin seçim çalışmaları sırasında kullandığı reklam filmlerini değerlendiren AK Parti İstanbul Milletvekili Adayı Avukat Özlem Zengin, “CHP’nin reklam filminde kafa karışıklığı var. AK Parti’nin reklam kampanyaları ise gerçekçi ve umut veriyor. AK Parti’ninki seçmene zarar verici vaatler içermeyen bir seçim kampanyası olacak” dedi.

Zengin’e göre 7 Haziran seçimlerinde tablo yine değişmeyecek ve sandıktan AK Parti birinci çıkacak.

oz

http://www.ahaber.com.tr/gundem/2015/04/13/turkiyenin-ikinci-bir-28-subata-tahammulu-yok

Hasan Kaçan sosyal medyayı topa tuttu

A Haber’de ekranlara gelen Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu ‘Kadraj’ programına konuk olan Oyuncu-Mizah Yazarı Hasan Kaçan, sosyal medya ve Gezi kalkışmasıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

Ekranlara hafta içi her gün yayınlanan ‘Heredot Cevdet Saati’ ile dönen Hasan Kaçan’ın açıklamaları şöyle:

“KARDEŞİMİN VEFATINDA VİCDANSIZLIK ETTİLER”
Kardeşim Metin Kaçan’ın vefatından sonra sosyal medya hesaplarını kaldırdım. İnsanların o kadar vicdansız olabileceğine, ölüm üzerinden bile insanlıklarını yitirebileceğine ihtimal vermiyordum. Sosyal medya denilen şey salgın hastalıktan öte. Deli eder insanı. Sosyal medya diye bir şey mi olur? Öyle sosyallik mi olur? Gözgöze geldiğimizde sosyal olabiliriz ancak. O yalancıktan. Saklanıldığı yerden birine taş atıp tekrar saklanılıyor. Delikanlı şeyler değil bunlar. Bırak delikanlılığı adamlık değil. Adamlık cinsiyet göstergesi değildir.

“GEZİ GENÇLİĞİ TAKLAYA GELDİ”
Gezi sürecinde genç arkadaşlarımızın bu kadar saftirik olmaması gerektiğini insan düşünüyor. Bizim kuşaktan sonra özellikle bu kuşağın algısının çok daha güçlü olduğunu, uyanık olduğunu ve kolay kolay dümene gelmeyeceğini düşünüyordum. Çok şanslı buluyordum. Bizim dönemimizde mukayese imkanı yoktu. Bu kuşakta var. Bizim kuşak gibi taklaya geldiler. “Hadi gidiyoruz şurada bir şey var” deyip gittiler. Lambur lumbur nasıl girebilirsin ki?

“SOSYAL MEDYA İNSANI KURT ADAMLAŞTIRIYOR”
Sosyal medya denilen zımbırtı kandırıyor insanları. Şuuraltı manipülasyonu yapıyor. Sosyal medyaya girince insan kurt adam gibi oluyor. Ama sen böyle değilsin ki? Orada tüylerin çıkıyor, yaratık gibi oluyorsun. Birine “Ben de geliyorum araba devirip yakalım” dedim. “Tamam ağabey” dedi, “Nereye gidiyoruz?” “Size gidiyoruz” dedim. “Babanın arabasını devirip yakacağız.” “Olmaz” dedi, “Nasıl olmuyor sen başkasınınkini deviriyorsun ya” dedim.

hk

http://www.ahaber.com.tr/gundem/2015/04/09/hasan-kacan-sosyal-medyayi-topa-tuttu

http://www.sabah.com.tr/medya/2015/04/09/hasan-kacan-sosyal-medyayi-topa-tuttu

Ünlü profesör’den ‘Sağlıklı Yaşam’ın anahtarı

A HABER’DE yayınlanan ‘Kadraj’ programında Zeynep Bayramoğlu’nun sorularını yanıtlayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, sağlıklı yaşamla ilgili şu ana kadar bilinenlerin aksine ezberbozan açıklamalar yaptı, önerilerde bulundu.

ARK

“Mikroptan korkmamalıyız”
Günümüzde hijyen kelimesi çok kullanılıyor. Özellikle kadınlar hijyen meraklısı. Mikroplardan bu kadar korkmamamız lazım. Bugünkü anlayışa göre alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında insanların mikropla temasının azalmasının çok büyük rolü olduğu biliniyor.

“Astımın ilacı yüzme sporu”
Birçok hastalığın ortaya çıkmasında günümüz insanının hareketsiz olmasının, eklemlerini, kaslarını kullanmamasının önemli rolü var. Özellikle kalp hastalıklarından, kanserden ve astımdan korunmak için insanların mutlaka düzenli egzersiz yapmaları lazım. Yaz’da en ideal spor yüzme. Kış’ta ise yürüyüş, parklardaki kas çalıştırıcı aletleri kullanmak önemli. Astım hastaları için özellikle göğüs kaslarını çalıştıran hareketler çok önemli. Bunun da en iyi ilacı yüzme.

“Spor salonlarına karşıyım”
Deli gibi spor yapmak, spor salonunda inanılmaz eforlar sarf etmek yanlış. Ben zaten bir spor salonuna gitmeyi de doğru bulmuyorum. Hareket, egzersiz dediğimiz daha çok gündelik akış içinde olan aktivitelerdir. Bu hastalıklara tedbir için yeterlidir.

“Kozmetik ürünlerdeki triklosan kanser dostu”

Ben diş macunu bile kullanmam. Dişlerimi suyla fırçalarım. Diş ipi kullanırım. Diş macununun insan sağlığına hiçbir yararı olmadığı gibi macunda bulunan kimyasal maddelerin de sağlık açısından çok ciddi riskleri var. Mesela ‘Triklosan’ var. Hem diş macununda hem de kullandığımız bütün sabunlarda, losyonlarda, şampuanlarda sayısız üründe var. Bunun kanserden tutun, karaciğerde toksik olmaya varıncaya kadar ve hatta antibiyotiklere dirençli bakterilerin oluşmasına kadar sayısız olumsuzluğu mevcut.

“Deterjan yerine arap sabunu kullanın”
Bundan 50 sene önce deterjan var mıydı, yumuşatıcı var mıydı? Hiçbiri yoktu. Bunların yerine arap sabunu, beyaz sabun, çamaşır suyu , sirke gibi ürünlerle aynı temizliği sağlamanız mümkün.

İsmail Kahraman: Doğan medya Koç’u bile kandıracaktı!

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu ‘Kadraj’ programının dün akşamki konuğu Eski Kültür Bakanı, Milli Türk Talebe Birliği ve Birlik Vakfı Eski Başkanı İsmail Kahraman’dı. Kahraman, gündeme ve 28 Şubat sürecine ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

İK

“DEVLETLER ÖRGÜTLERLE HEP UĞRAŞIRLAR”
1960 darbesinden itibaren siyasi tarihi biliyorum. Senaryo aynıdır, oyuncular değişir. Mesela ODTÜ’de ABD Büyükelçi Kommer’in aracı yakılmıştı. Sonra ortaya çıktı ki CIA yakmış. Neden? Çünkü Türkiye’nin ABD’ye ihtiyaç duyduğu havası oluşturulmaya çalışıldı. Devletler örgütlerle hep uğraşırlar. Devletlerin dostlukları olmaz, milletlerin dostlukları olur. Gelişen bir Türkiye var. Ne kadar büyürse kendilerine ait olan saha o kadar daralacak.

“SAVUNMA SANAYİDE MİLLİ PAY % 90″
Türkiye’nin büyümesini dış devletler istemiyor. Habire uğraşıyorlar. Hep olacak. Maharet bu buzdağını aşmak. Savunma sanayindeki yerli payı 2002’de yüzde 10’du. Bugün yüzde 90’lara ulaştı. Fişek alamıyorduk, ABD bize veriyordu.

“ERBAKAN İSTİFA ETSEYDİ MGK’YA BOYUN EĞERDİ”
28 Şubat darbe sürecinde bazıları “Erbakan neden istifa etmedi?” derler. Yanlış. Biz aramızda görüştük. MGK kendine has bir kuruluştur. MGK’nın hükümetin üstünde bir yeri yok. Gitseydik ordunun, MGK’nın hakimiyetini kabul etmiş olurduk. Bugünkü gibi bizi tutan basın organları yoktu. Derdimizi anlatamıyorduk.

“DOĞAN MEDYA KOÇ’U BİLE KANDIRACAKTI”
Japonya’ya kültür etkinliği için gidiyordum. Hürriyet gazetesinde bir haber: “Uçakta cemaatle namaz” Karikatür yapmış. Uzatmışım kafamı, ezan okuyorum. Yanımızda Vehbi Koç’un kızı Suna Hanım ve eşi var. Dediler ki ‘Biz sizinle beraber olmasaydık, Türkiye’de olsaydık. İnanırdık.’

Eski MİT elemanı Alparslan Ertuğ: DHKP-C’nin arkasında Almanya var

“İstanbul’daki terör eylemlerini gerçekleştiren örgütün arkasındaki ülke Almanya ve bu örgütün Ortaköy’de balıkçısı var.” Bu çarpıcı açıklamaların sahibi eski bir MİT elemanı; Cemal Alparslan Ertuğ.

CAE

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Ertuğ, “Türkiye’de silahlı sol örgütlerin arkasında Batı olmuştur. Bir bölümü üzerinde de Alman gizli servisi etkilidir. İki eylemi yürüten örgüt bunlardan biri ve yurt dışında Almanya ve Almanya’ya yakın Hollanda gibi yerlerde barınırlar ve Alman derin devleti tarafından korunurlar. Avrupa’da onlara yönelik bir operasyon engellenir. ” dedi.

“EYLEMLERİN AMACI KAOSLA İKTİDARI DEVİRMEK”

İstanbul’daki terör eylemlerinin amacının, yeni bir kaos yaratarak siyasi iktidarı devirmek olduğunu belirten eski MİT elemanı, “O kaosun üstüne binerek Türkiye’de yeni bir yapılanma yaratmak için yapıldı bu eylemler. Türkiye’de memnun olmadıkları siyasi iktidardan kurtulmak istiyorlar, bu iktidarın giderek bağımsızlaşan istihbarat servisi, savunma sanayi ve başka devletlerin iştahını kabartan petrol ve doğalgaz bölgelerine müdahale eden bir yapısı var. Bundan birileri rahatsız. ” ifadelerini kullandı.

“ÖRGÜTÜN ORTAKÖY’DE BALIKÇISI VAR”
Örgütün finans kaynakları hakkında da bilgi veren Ertuğ, DHKP-C’nin finans kaynaklarından birinin İstanbul Ortaköy’deki bir balıkçı olduğunu açıkladı.

“PARALEL YAPI ELİNİ İKTİDARA UZATARAK HATA YAPTI”
Paralel yapı ile mücadele konusunda da açıklamalarda bulunan Ertuğ, “Paralel yapı elini iktidara uzatarak hata yaptı. Siyasi iktidarın başındaki siyasetçi kararlı olunca dalga tersine döndü. Paralel yapı sorunu sadece okulların kapatılmasıyla çözülemez. Bütünlüklü bir çözüm gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Nursel Köse: İyi ve kötü, nefret ve aşk gibi yan yana

Paramparça dizisinin ‘Keriman’ı Nursel Köse’yle kötü kadın karakteri üzerinden kötülüğü ve oyunculuğu konuştuk.

1425376596453

Keriman kötülük kelimesine yeni bir anlam kattı gerçekten. Merak diyoruz, nasıl bir kadın bu Keriman?

Sınırsız, otantik, sırf güç ve para üzerinden kimlik kurmuş, ayakta kalma egosu anlaşılır gibi olmasına rağmen, acımasızlığı nefret uyandıran bir kadın olarak algılıyorum ben Keriman’ı…

Uzun zamandır sektörün içindesiniz ama belki de en çok konuşulan rolünüz bu ve karakter kendini kötülükten besliyor adeta. Böyle bir rolle gündeme gelmek nasıl bir his?
Ben Keriman’ın kötülüğünün derinliğine indim, sebeplerine baktım, gerekçelerini gözlemledim, haklı yanlarını aradım ve buldum. Bu yüzden her hareketinde, kızsak da ‘haklı ama…’ diyebileceğimiz bir konumda oynamak istedim. Oynadığım karakterlerin beğenilmesi, takdir görmesi, seyirciye kazandırılması, ödüllendirilmek, mesleğimin olmazsa olmazları.

Kötüyü oynamak nasıl bir duygu?

Setten eve dönene kadar Keriman’ı üzerimde taşıyorum. Çok ağır bazen… Kötülük dehlizlerine gidip dönmek… Ancak komik bir kadın, bizi güldürüyor, ekiple de hep beraber gülebildiğimiz için daha rahat oynuyorum. Yani Keriman salt kötü, salt acımasız değil. Tatlı kötü…Bu role hazırlanmak için özel şeyler yaptınız mı? Yani kötüyü gerçekten hissetmemek ve anlamamak, role de tam adapte olamamayı getirir beraberinde. Siz Keriman’ı anlayabiliyor musunuz ki oyunculuğunuz bu anlamda çok beğeniliyor?
Bugüne kadar gözlemlediğim, birebir yaşadığım ve yaşamadığım birçok olaydan, tanıdığım tanımadığım birçok kadından süzme bir karakter. O yüzden herkes bir şey buluyor Keriman’da. Ayna tutuyor gibi hepimize. Tanıdık geliyor, çevremizden birilerini hatırlatıyor ama yine de nevi şahsına münhasır biri.

Sokakta insanlar nasıl tepkiler veriyor? Neler söylüyorlar size?
“Keriman, niye Gülseren’e bu kadar çile çektiriyorsun?”, “Sen niye bu kadar kötüsün?” veya “Aynı benim görümcem, kaynanam, annem gibi” diyenler oluyor. Tepkisini, kızgınlığını yansıtanlar da oluyor. Eğer zamanım varsa ve keyfim yerindeyse Keriman’ı zevkle savunuyorum. “Düşünün ki, kendine ait bir yatak odası dahi yok. Yapayalnız, geçim derdinde, ayakta kalmaya çalışan, kocası, çocukları olmayan bir gariban” diyorum. O zaman gülüyorlar.

Evet, Keriman kötü bir karakter ama aynı zamanda hayatta çok fazla şeye de sahip olamamış bir karakter. Oynarken role bu açıdan yaklaşabildiniz mi ya da önemli mi böyle bir eksiklik?

Keriman artık bir karakterden, adı soyadı, mahallesi, komşuları ile bir şahsiyete dönüştü. Onu herkes tanıyor, içimizden biri oldu. Evi, eşyaları, yediği, içtiği, yaşadığı ve görüşleri ile Nursel Köse’yle alakası yok. Karakter tam da buralarda yerini buluyor, kişiliği oturuyor. Kostüm, makyaj ile yaşadığı mekânda canlanmaya ve kişileşmeye başlıyor.

Her insanın hayatında eksiklik ya da elde edememe söz konusudur. Bu kötülük için bir meşruiyet zemini oluşturabilir mi sizce?
Asla… Kötülük sadece yokluktan, yoksulluktan, elde edemeyişten çıkabilir demek, eksik ve tek yönlü kalır. Her şeyi elde etmiş, maddi çokluk, manevi yokluk yaşayan insanların kötülükleri daha da katmerli ve güçlü olur bence. İyi ve kötü; nefret aşkı gibi yan yanadır. Kopmaz parçamız aslında.
Açlık, insan onurun yitirilmesinde çok büyük bir etken. Korkutucu, tehlikeli… Bir karanlığa düşüyor ve asla dönüş yolunu bulamaz oluyoruz. İşte burada her şey kopabiliyor. Ahlak, din, inanç, gelenek, kültür gibi kavramlar güçsüz ve geçersiz kalıyor sanıyorum. Kötülüğün tohumları başka yerlerde de atılır. Gelenek, görenek, toplumsal yapı, aile konumu, yetiştirilme tarzı, sosyalleşme, ahlaki konuma göre de filizlenir. Sevgisizlik, sevgiyi yaşamamış, yaşatmamış olmak naçar bırakır insanı… Kötülüğün kol gezdiği ortamlar bunlardır bence.

Senaryo ilk geldiğinde ne düşündünüz? Kötü bir karakter oynamak bir oyuncu için zor mudur? Veya bazılarının dediği gibi şans mıdır?
Keriman önce kayınvalideydi. Daha yaşlı biriydi. Sonra senaryo değişti ve görümce oldu. Hemen evde kılık kıyafet uydurdum, yaşlı makyajı yaptım kendi kendime. Bir iki sahne oynadım, videosunu çektim. Ajansıma ve güvendiğim arkadaşlarıma yolladım. Geri dönüşler çok iyiydi. “Bu ne, bu iğrenç kadın kim” filan dediler. Ben de Keriman bir karaktere dönüşebilir diye rahatladım.
Ben ‘iyi mi, kötü mü?’den ziyade, bir karakter yaratmaya ve onun daha önce oynanmış veya canlandırılmış karakterlerden farklı olmasına çok takılırım. İnsan yanını ararım, otantik olması ve cepten oynanmaması gerektiği koşullarından yola çıkarak, hayatımı biraz da zorlaştırıyorum aslında. Karakter çıkana kadar çok sancı çekerim, arkadaşlarımın başının etini yerim. Her rolüme kendi damgamı vurmak isterim.

Hem Almanya’da hem Türkiye’de yaşıyorsunuz? Gurbet hikâyeniz de var yani… Neden Almanya’ya gittiniz? Hayatınızda nasıl bir dönüm noktası idi bu?
Üniversite okumak için gittim Almanya’ya. Almancayı sonradan öğrendiğim için ilk başta oyunculuk okuma alternatifim yoktu. Yüksek mimar mühendis oldum ve altı yıl çalıştım. Altı yıl mimarlık yaptım ve hatta Türkiye’de proje menajerliği ile proje takipçiliği yaptım.
Çok kültürlülüğü savunan Avrupa’da, azınlık, göçmen, yabancı ve Türk-Müslüman kadın olmanın, önyargılı şablonlardan çıkma şeklini yaşadım ve gözlemledim. Bu da 50 yıldır susmuş azınlığın dili, sözü, savunucusu olmayı getiriyor sanki. Bu yüzden, bir sanatçı olarak ben, kültürler arası köprü oluşturmak, tolerans sınırlarını kaldırmak adına hep bir misyon taşıdım. Sanatsal çalışmalarımı hep bu temelden oluşturdum.

Mimarlıktan sonra sizi oyunculuğa çeken şey ne oldu?
Oyunculuğum ve sanatsal çalışmalarım mimarlık tahsilimle hep yan yana gelişti. Yani keskin bir geçiş yapmadım. Mimarlığı Almanya’da oturum izni almak, vatandaş olmak, aile içinde bir diploma sahibi olmak için okudum. Oyunculuk ise hep istediğim şeydi ama dil açısından, bürokratik açıdan vs. çok daha zordu. Ben iki yolu da aynı anda yürüttüm.

Türkiye ve Almanya… Sinema sektörlerini karşılaştıralım desek, ne dersiniz?
İlk göze çarpan ve en önemli fark, sektörlerdeki sendikal hakların, telif haklarının düzeni veya düzensizliği derim.

Sinema, tiyatro, dizi… Hangisi daha zor? Hangisini daha çok seviyorsunuz?
Sinema ve dizi, kamera önü olması açısından birbirine pek uzak değil. Sinema, sonsuzluğa atılan bir imza gibi. İş çıktıktan sonra silmek, yok etmek, değiştirmek mümkün değil. O yüzden seçici olmak, farklı iş çıkarmak tercihim oldu her zaman. Sahne canlıdır. Seyirciyle aynı havayı teneffüs ettiren, görsel sanatın en önemli disiplinlerindendir. Olmazsa olmazlarımdan tabii ki… Dizi ise 5 bin metrelik bir koşuyu kazanmak için her hafta 100 metre koşuyu kazanmak koşulunu getiren ağır, uzun vadeli, düzenli bir performans istiyor. Paramparça dizisinde Keriman karakteri ile sinemada ve sahnede şu sıralar yaşayamadığım komedi yanımı da yaşatıyorum.

Sizin için yeni Aliye Rona benzetmesi yapılıyor. Örnek aldığınız bir oyuncu var mı?
Benzetilmeler beni onurlandırıyor. Aliye Rona benim çocukluğumun ‘kötüsü’ydü ve muhteşemdi… Bir karaktere hazırlanırken kimseyi örnek almam, kimseyi taklit etmem, benzer rolleri araştırmam, izlemem, cepten veya ezberden oynamam. Sinemada oyunculuğum; yalana, rüyaya, gerçek olmayana nefes üfleyip, içimizden biri olabilme durumu yaratmaktır. Oyunculuk adına örnek aldığım hiç kimse yok. Sanatçı kimliği ile de sinema dünyasına damgasını vuran sanatçıların biyografilerini okurum, izlerim.
Kötülük demişken, geçtiğimiz günlerde Türkiye gerçek bir kötülük örneğine şahit oldu. Özgecan Aslan’ın katledilmesi, kadına şiddet gerçeğini bir kez daha yüzümüze vurdu. Bir kadın olarak ne hissettiğinizi ve düşündüğünüzü merak ediyorum.
Kadınını üçüncü sınıf gören, cinselliği tecavüze endekslemiş, şiddeti eğitim metodu olarak kullanan, katılaşmış, karanlığa gömülü, insanlık ayıbına bürünmüş erkeklikten korktum, esef duyuyorum, kınıyorum, acı çeken her kadınla birlikte canım acıyor, ruhum acıyor.

SINIRIN DİĞER TARAFINDA HAYAT

Nisan 2011’de Suriye halkının başkaldırısını bastırmak için ateş emri verdi Beşar Esad. Aylar süren baskı ve askeri kuşatma silahlı direnişe döndü ve iç savaş başladı.

Resmi rakamlar daha az gösterse de savaşın başladığı tarihten itibaren yetim kalan çocuk sayısının 98 bin olduğu söyleniyor. 30 bin çocuk ise iç savaşın kurbanı oldu. 11bin 525’i ise Suriye hapishanelerinde tutuklu.5 SEMMARIN

İlk günden itibaren Suriye halkının yanında konumlanan Türkiye, mültecilere en fazla yardım eden ülkelerden biri. Ülke sınırları içindeki mültecilerin ihtiyaçlarını devlet, yerel yönetimler ve STK’lar birlikte karşılıyor. Suriye tarafındaki kamplara da yardımlar akmaya devam ediyor.

Bu yardım faaliyetlerini yerinde görmek için Kilis Öncüpınar sınır kapısından Suriye’ye girdim. Sınırda araçlar motorlarına kadar aranıyor. Son zamanlardaki bombalı eylemler güvenlik önlemlerini en üst düzeye çıkarmış. Yolun iki tarafında zeytin ağaçları var. Manzaraya bakarken burada savaş olmadığını düşünebilirsiniz. Ama yol boyunca oluşturulan kontrol noktaları ve İslami cephe militanları size acı gerçekleri hatırlatıyor. Halep, Kilis’e 60 km mesafede. Savaş öncesi bu bölgede oldukça canlı bir ticari hayat vardı.

İlk durağımız Şemmarin Kampı, kampta 7 bin mülteci yaşıyor. 20 sınıfta eğitim gören 6-16 yaşları arasında 610 öğrenci var.

1 SEMMARINRimas bebekle karşılaştık burada. Rimas’ın babası, annesi ona dört aylık hamile iken şehit düşmüş. Annesi ise 15 gün önce başka biri ile evlenip kamptan ayrılmış. Rimas henüz bir aylık. Anne sütü alamıyor, teni seffaf gibi ve bembeyaz. Anneannesi onu nişasta ile besliyor. Üzerinde mavi bir tulum var onu da bir komşu yeni vermiş. Yaşamaz diyor anneannesi, Rimas çok hasta.

10 RIMAS BEBEKBabunnur Çadır Kentine geçiyoruz. Burada 8500 kişi yaşıyor. Kız ve erkek öğrenciler için ayrı okullar ve su ihtiyacını karşılamak üzere iki büyük su deposu yapılmış. Kampın zemini tamamen çamur, yürümek oldukça zor. Bu problemi gidermek için kampta zemin çalışmaları yapılıyor.

Şahitliklerimiz gösterdi ki, savaşın en ağır faturasını kadınlar ve çocuklar ödüyor. Aileler tamamen dağılmış. “Çok yoruldum” diyor Avvoş Hüseyin. “Hayatım boyunca çalıştım, şimdi ailem beni burada bıraktı”. Yanında bir torunu var. Onunla birlikte yaşıyor. Gelecek konusunda karamsar değil, “biz Allah’tan umudumuzu kesmeyiz. O bize muhakkak bir çıkar yol gösterecektir” diyor.

23 AVVOŞ HÜSEYİNZehra Hüseyin’in ise problemi daha büyük. Doğuştan beyin damarları hasarlı bir çocuğu var. 6 ay önce gelmiş. Eşi şehit olmuş cephede. Dört erkek bir kız çocuğu ile birlikte yaşıyor. İhtiyacını soruyoruz. “Mama ve bez” diyor, bu çocuğa bakmam lazım.

24 ZEHRA HÜSEYİNEmine Şehadi’nin de beş çocuğu var. Onun da eşi bombardımanda şehit olmuş. Savaştan önce hayatın nasıldı diye soruyorum, “eşim otobüs şöförüydü” diyor “ben de kız kardeşimle evlere temizliğe gidiyordum. Evimi yok ettiler” diyor. “Ama dönmek istiyorum.”

25 EMİNE ŞEHADİSavaşın etkisini çok net görebildiğiniz yerlerden biri de Azez. Yolun iki tarafında yıkıntılar var. Özellikle büyük cami çarpıyor gözüme. Bu cami Esad’ın askerleri tarafından ele geçirilmiş, askerler minareden halka ateş açmışlar. Özgür Suriye Ordusu da askerleri etkisiz hale getirmek için caminin bir kısmını bombalamış.

Sonra bir mahalleden geçiyor yolumuz. Tamamen harabe halinde. Bu mahalleye iki yıl önce scud füzesi isabet etmiş. Füze 5.5 büyüklüğünde bir deprem etkisi yaratmış ve mahalle yerle bir olmuş.

27 AZZEZSon durağımız Babusselam kampı. Bu kamp en eski ve büyük kamplardan biri. 10 bin insan yaşıyor bu kampta. Günlük 18 bin kişiye İHH mutfağından yemek dağıtılıyor. İHH, Suriye’de 22 ülkeden 55 STK ile ortak projeler yürütüyor. Fırın, su deposu kurmanın yanı sıra, sıcak yemek dağıtımı, zemin çalışmaları ve eğitim faaliyetleri konusunda da oldukça aktif. Yaklaşık dört ay önce açtıkları İman çadır kentinde 5 bin aile yaşıyor. Yeni kurulan Siccu konteyner kent bittiğinde ise 10 bin kişiye hizmet verecekler.

IMG_20150201_133717Dönüş yolunda Charlie Ebdo için yapılan eylemler geldi gözümün önüne. 12 kişi için dünya ayağa kalktı. Suriye’de ki ölümlerin sayısı ise artık sağlıklı tutulamıyor. Savaşla büyüyen, savaşla doğan bir nesil var karşımızda. Hayata öfkeyle ve büyük kayıplarla başlıyorlar. Yardımların ötesinde uzun vadeli planlar ve rehabilitasyon projeleri yapmak gerekiyor. Bu bölgenin selamete kavuşması için herkesin yapabileceği bir şeyler olabilir. Önce görmek sonra hissetmek gerekiyor belki de…

DOST ELİMİZ HEP AFRİKA’NIN ÜZERİNDE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte Etiyopya, Cibuti ve Somalililerle bir kez daha kucaklaştık. First lady, “Afrika insanlığın imtihan yeri. Dost elimiz hep Afrika’nın üzerinde” diyor.

ikili3

Etrafı dikenli tellerle çevrili bir alan ve bir tabela; “Yemek vermeyin, daha önce beslendiler” İzleyiciler şık kıyafetleri ile Avrupalılar ve Amerikalılar. Çitlerin içinde yarı çıplak teşhir edilenler ise Afrikalı. ‘İnsan hayvanat bahçeleri’nde çok değil, 60 yıl öncesine kadar insan olduğundan şüphe duyulan Afrikalılar teşhir edildi. Medeniyetin beşiği olarak görülen Avrupa’nın göbeği Paris’te kurulan ‘insan hayvanat Bahçesi’ni 1 milyon kişi ziyaret etti. Avrupa bir taraftan bu kara derili, insan olduğu şüpheli yaratıkları kendi şehirlerinde eğlence malzemesi olarak teşhir ederken, diğer taraftan kaynaklarını sömürdü. First lady Emine Erdoğan Cibuti’deki Milli Kadınlar Birliği’nde konuşurken, işte bu sahneler geçti gözlerimin önünden. Erdoğan şöyle diyordu “Türkiye asla Afrika’ya sömürgeci bir zihniyetle gelmemiştir. Afrika kıtasında, karşılık beklemeksizin çok kapsamlı yardım faaliyetlerinde bulunmamız bunun en büyük göstergesidir.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan beraberindeki heyetle geçtiğimiz hafta Afrika Boynuzu ülkelerinden Etiyopya, Cibuti ve Somali’yi ziyaret etti. İlk durak Etiyopya’ydı. Etiyopya, Afrika’nın sömürgeleştirilememiş tek ülkesi ve köklü bir tarihe sahip. Aynı zamanda Afrika Birliği’nin başkenti. 1974- 1991 yılları arasında yaşanan iç isyanlar ekonomiye büyük darbe vurmuş ve ülke iflas noktasına gelmiş. Türkiye ve Etiyopya arasındaki ilişkilerse THY’nin Addis Ababa’ya sefer başlatması ve TİKA’nın ofis açması ile daha da gelişmiş. Etiyopya’da Emine Erdoğan’a first lady Roman Tesfaye eşlik etti. İki first lady önce Etiyopya Ulusal Müzesi’ni ziyaret etti. Bu müzenin en önemli özelliği, dünyanın en yaşlı insanı olarak bilinen 4 milyon yıllık Lucy iskeletine ev sahipliği yapması. Lucy için “beyaz adamın en çok saygı duyduğu Afrikalı” diyorlar manidar bir gülümseme ile. Ziyaret sonrası Bayan Tesfaye’nin himaye ettiği AIDS’li kadın ve çocuklara yönelik çalışmalar yapan Entoto Beth Artisans isimli sivil toplum kuruluşu ziyaret edildi. Kadınlar burada boncuk ve gümüşten takılar yapıyor ve kumaş üretiyor.

etiyopya kumaş dokuma

Etiyopyalı kadınlar, Emine Erdoğan’ı Amharca’da “hoşgeldiniz, teşekkür ederiz” anlamına gelen bir şarkı ile uğurladılar buradan. Etiyopyalı STK’larla bir araya gelen Erdoğan, yaptığı konuşmada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadın, çocuk ve eğitim ile ilgili sorunların ortak olduğunun altını çizdi. STK temsilcilerinin konuşmaları gösterdi ki, Afrika’da oldukça etkinler. Merkezi hükümetlerin daha çok varlık problemleri ve terörle ilgilenmeleri STK’ları sosyal hayatta daha güçlü hale getirmiş. Ayrıca kadınlar siyasette ve sosyal hayatta oldukça faal. Ziyaretin ikinci durağı Cibuti idi. Cibuti, Habeşistan olarak bilinen bölgenin bir parçası ve eski bir Fransız sömürgesi. Ülke 1977 yılında bağımsızlığını ilan etmiş.

etiyopya aidsli kadın ve cocuklar stk

AFRİKALI EMİNE VE TAYYİP BEBEK
Emine Erdoğan’a Cibuti first lady’si Kadra Mahamoud Haid eşlik etti ziyarette. İlk durak Daryel Yetimhanesi oldu. Yetimhane 1978 yılında açılmış. Doğum sonrası terk edilen bebekleri ve korunmaya muhtaç yetim çocukları himaye ediyor. 40 kız, 70 erkek olmak üzere 110 çocuk yaşıyor bu yetimhanede. Erkek çocuklar coşku ile karşılıyor bizi, kız çocuklar daha çekingen, kalabalık olduğu zaman ürküp ağlamaya başlıyorlar. Emine Erdoğan çok dikkatli olmamızı tembihledi bize. Yeni doğmuş ve kendi adı verilmiş Emine bebeği kucağına aldığında gözlerinin dolduğunu gördük. Emine bebeğin hemen yanında Tayyip bebek var, o da yeni doğmuş. İkisi ile de teker teker ilgilendi, öptü, kokladı first lady. Yetimhane’nin revirinde Safa bebekle karşılaştı. Safa bebek doğuştan hasta, ‘kemikleri çok hassas hemen kırılıyor, ölür’ demişler ama hayata tutunmayı başarmış, konuşamıyor. Emine Erdoğan Safa bebekle konuştu, sadece kendilerinin anladığı özel bir dilde… Yetimhanedeki çocukların sıcaklığı, hediyeleri aldıklarındaki gülümsemeleri bizi kendilerine bağladı. Orayı terk etmek zor oldu hepimiz için.

cibuti daryel emine tayyip bebek

Ardından Cibutili Milli Kadınlar Birliği’ne gidildi. Bu birlik kadınlara ekonomik bağımsızlık kazandırarak, sosyo ekonomik hayata katılmalarını amaçlıyor. Rengarenk kıyafetleri ve hareketli dansları ile Cibutili kadınlar karşıladı Emine Erdoğan’ı. First lady konuşmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk halkının selam ve sevgilerini ileterek başladı. Hitabı alkışlarla bölündü. İki first lady de konuşmalarını “Yaşasın Türkiye-Cibuti kardeşliği, yaşasın Türkiye-Cibuti dayanışması” sözleri ile bitirdi. Konuşmaların ardından el sanatları sergisi, aşçılık ve dikiş atölyesi gezildi ve yine şarkılarla uğurlandık.

cibuti milli kadınlar birliği

İNSANLIĞIN İMTİHAN YERİ
Cibutili STK’larla yapılan görüşmeler de oldukça verimli geçti. Türkiye’de birlikte çalışabilecekleri partner STK’lar ile iletişime geçmeleri tavsiye edildi. Çevre konularında halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir STK çöp konteynerı talep etti, talep karşılık buldu. Gezinin son durağı ise Somali’ydi. Birkaç gün önce Somali’de Türk heyetinin kaldığı otelin önünde patlamalar olmuştu. üç Somalili kardeşimiz hayatını kaybetmişti. Bu saldırı nedeni ile Cumhurbaşkanı’nın Somali’ye gelmekten vazgeçeceğini düşünenler yanıldı. Cumhurbaşkanı ve first lady Emine Erdoğan Somali’ye kalabalık bir heyetle gitti. Önce Somali-Türkiye Eğitim Araştırma Hastanesi’nin açılışını yaptılar, sonra hükümet binası Villa Somali’ye geçtiler. Emine Erdoğan’ı minik misafirler bekliyordu burada. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulan Şeyh Sufi İmam Hatip Lisesi öğrencileri şarkılar söyleyip, fotoğraf çektirdiler first lady ile. Yerel STKlarla görüşen Erdoğan, Türk STK’ları da kabul etti ve onların sahada yaşadıkları problemleri, yaptıkları çalışmaları dinledi. Notlar aldı. Emine Erdoğan’a Afrika seyahatinde neler hissettiğini sordum. Şöyle söyledi: “Afrika insanlığımızın imtihan yeri. Sadece belli dönemlerde değil her an gözetmemiz gereken bir coğrafya. Küresel sistemin adaletsizliklerini bir kere daha gözden geçirmemizi zaruri kılan bir kıta. Bu nedenle, her ziyaretimiz yükümüzü arttırıyor. Elimizdekini paylaşmanın ve yardımlaşmanın sorumluluğunu bize yeniden hatırlatıyor. Yetimhanelerde gördüğüm çocukların acısı hâlâ içimde. Sıcak bir yuvanın ve aile şefkatinin boşluğunu gönüllerimizi onlara açarak belki bir nebze olsun doldurabiliriz. Dost elimiz inşallah hep Afrika’nın üzerinde olacak. Bunun dünyadaki tüm vicdan sahiplerine de örnek olmasını diliyorum.” Afrika kıtası uzun yıllardır sömürgecilerin ve onların insan olduğundan şüphe duyanların durağı oldu. Kaynaklar beyaz adamlar tarafından sömürüldü. Sömürünün verdiği hasarı tamir etmek şüphesiz zaman alacaktır ama Afrikalılar onlara yardım eden Türk kardeşlerini unutmayacaktır. Önce Bosna sonra Suriye’deki iç savaştan kaçan binlerce, milyonlarca mülteciye kucak açan Türkiye, 3,3 milyar dolar ile dünyanın en fazla kalkınma yardımı yapan 3. ülkesi. Evet… Biz asla Afrika’ya sömürgeci bir zihniyetle gelmedik. Ve seyahat dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kere daha hatırlattığı gibi, “Veren el alan elden üstündür.”

http://www.sabah.com.tr/pazar/2015/02/01/dost-elimiz-hep-afrikanin-uzerinde

Talip Küçükcan: Marifet sokağa dökülenleri geri çekmek

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Talip Küçükcan gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Talip Küçükcan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobani olaylarıyla ilgili yaptığı “sokağa çıkın” çağrısını sorumsuzluk olarak niteledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “sokaklara çıkın” çağrısını değerlendiren Küçükcan, “Siyasi partilerin kitleleri sokaklara dökmesi kolaydır. Marifet sokağa dökülen insanları geri çekmektir” dedi.

“Demirtaş’ın görkemli direniş çağrısı çok anlamsız” ifadesini kullanan Küçükcan, “HDP Kazlıçeşme’de miting yapsaydı binlerce insan katılırdı. Ama Türkiye’yi yönetilemez hale getiren bu argümanın arkasına saklanamazsınız” diye konuştu.

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/10/10/marifet-sokaga-dokulenleri-geri-cekmek