LACİVERT: Bir Adayın Anatomisi

Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

1404391042676

Uzun bekleyiş nihayet sona erdi. 10 Ağustos 2014′te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi çatı adayını açıkladı. Aday, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu. Kahire doğumlu İhsanoğlu, Ayn Şems ve Ezher Üniversitelerinden mezun saygın bir bilim tarihçisi. İlk adı İslam Konferansı Örgütü olan sonradan ismi değişen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreteri. 1 Ocak 2005′te görevi devralan İhsanoğlu, örgütün seçimle göreve gelen ilk genel sekreteri ve aynı zamanda ilk Türk genel sekreteri olma özelliklerini taşıyor.

CHP Milletvekili Melda Onur’un “Kabul, trollendik” açıklamasına bakılırsa, CHP milletvekilleri ve taban büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Zaten parti içinde çatlak sesler yükselmeye başladı, bazı milletvekillerinin alternatif aday arayışında oldukları dedikodusu Ankara kulislerinde dolaşıyor. Yaşanan hayal kırıklığını ise en iyi Cem Özer özetliyor: Ey CHP! Tabanını TEKMELETTİN!
Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

Türkiye’nin kıdemli Kemalistlerinden Bekir Coşkun ise sitemkâr. Coşkun, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli kafa kafaya verip çatı inşaatı yapmaya kalkınca çatı yerine ‘kubbe’ çıktığını söylüyor. Coşkun’un asıl endişesi ise kubbenin kapısı. Gelin, Coşkun’un yakarışına kulak verelim: “Adında bile ‘din’ olan ‘ihsan’ edilmiş bir değerli zat Ekmeleddin İslamoğlu çatı adayı olunca, kapısı kıbleyedir…” (Evet hâlâ İhsanoğlu’nun soy ismini tam öğrenemediler). 17 Haziran Sözcü gazetesi, ‘Çatı kubbe oldu’ yazısı…

İhsanoğlu ile ilgili eleştirilerden biri de, kamuoyu tarafından bilinmeyişi. Aslında bu yanlış, kamuoyu İhsanoğlu’nu sessizliği ile tanıyor. Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanını deviren cuntaya karşı sessizliği ile… Suriye’de yaşanan insanlık dramı karşısındaki sessizliği ile…

Derde deva, sadra şifa olamayan İslam İşbirliği Teşkilatının Genel Sekreteri İhsanoğlu, Müslüman Kardeşler’e mesafeli durmuş, Mısır’da yaşananlara ‘darbe’ demekten imtina etmiş, Suriye’de ise Esad’lı geçişi önererek diktatöre selam çakmış, iç savaşa gözlerini kapatmıştı. Bu duruş Müslüman entelektüellerin nezdinde İhsanoğlu’nun güvenilirliğini ve itibarını zedeledi.

İhsanoğlu’nun bir diğer özelliği ise amiral gemisinin miçoları tarafından asıl mağdur ilan edilmesi… Ki bu çok doğru. İhsanoğlu’nun aslen Yozgatlı olan babası İhsan Efendi, tek parti döneminde baskılara dayanamayarak iltica etmiş bir kişi. İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy ile babasının yakın dost oldukları ve merhum şairin ölmeden önce yazdığı Kuran mealini ona emanet ettiği söyleniyor.
Ama mağduriyet bununla kalmıyor. Kendisi 28 Şubat döneminde İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Bölüm Başkanıydı. Dönemin rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yardımcısı ise şimdilerde CHP milletvekili olan, ikna odalarının kurucu anası Nur Serter. Alemdaroğlu, sırf İhsanoğlu’nu göndermek için Bilim Tarihi Kürsüsü’nü kapatmıştı.

Yani CHP; babası Osmanlı uleması olan, Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemesi şartlarında, 1924 sonrası Türkiye’sini terk etmek zorunda kalmış, 28 Şubat döneminde ulusalcıların bayrak taşıyanları tarafından tasfiye edilmiş bir bilim adamını aday ilan etti. Nerden baksan tutarsızlık…

A Haber’deki programıma katılan yazar Metin Karabaşoğlu’nun güzel bir tespiti oldu. Karabaşoğlu iki tür Müslüman’ın Batı için makbul Müslüman olduğunu söyledi. Biri İslamofobiyi beslemek için iyi fotoğraf veren radikal İslamcı olarak adlandırılan Müslüman tipi, diğeri ise uzlaşmacı ve pasif Müslüman tipi. Bu tespite bakarsak teşkilatın başında bulunduğu dönemde sessizliği ile dikkat çeken İhsanoğlu’nun batının sevdiği ikinci profile uygun olduğunu söyleyebiliriz. Karabaşoğlu, “İhsanoğlu ismi sizi şaşırttı mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “IŞİD üzerinden Müslümanlara söz söylemeye çalışan insanların Batıya boyun eğmiş bir Müslüman tipolojisine uygun bir ismi çatı aday olarak belirlemeleri de bana hiç şaşırtıcı gelmedi.”

Karabaşoğlu’nun iyimser tespitlerinden biri ise şu; uzun yıllardır kendisini ayrıcalıklı ve esas sahip gören beyaz Türkler artık dindarlığın bu ülkenin merkezi olduğunu kabul etti! Benzer bir yorum Financial Times’dan da geldi. Gazete, CHP’nin bazı geleneksel destekçilerinin seçimde çekimser kalmasına yol açabileceğini söylediklerini belirterek ekliyor: “Ancak Sayın Erdoğan o kadar hâkim oldu ki, başlıca muhalifleri bile Başbakan’ın sosyal muhafazakâr çekirdek oylarının peşine gitmeyi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak bir aday göstermeyi tercih ettiler. Sayın İhsanoğlu’nun seçilmesi, Sayın Erdoğan’ın kökleri İslam’da olan AK Parti’yle iktidara geldiği 2002′den bu yana Türkiye’nin siyasi manzarasının ne ölçüde değiştirdiğini gösteriyor.”
Ama benim bu konuda ciddi şüphelerim var. Zira aday ismi açıklandıktan sonra duyulan, “Sırf sen git diye neler yapmak zorunda kalıyoruz”, ” İhsanoğlu tanınmayan ama değerli biri. Erdoğan tarafından şeytanlaştırılması zor hatta imkânsız biri” nidaları yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Çünkü yine bu toprakların sahipleri, aptal yerine konuluyor, yine zekâmızla alay ediliyor gibi hissediyorum.

Bizi nasıl bir seçim bekliyor?
10 Ağustos 2014′te, cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. İlk turda kazanmak isteyen aday, oyların yüzde 51′ini almak zorunda. Eğer seçim ikinci tura kalırsa, geçerli oyların en fazlasını alan aday Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı olacak. 30 Mart yerel seçim sonuçları baz alınırsa CHP ve MHP’nin toplam oyu yüzde 43, AK Parti’nin oyu ise yüzde 45,6. Kilit rol, Kürt oylarında. Kürt siyasi partiler, seçimlerde yüzde 6,1 oy aldı. Bu durumda Kürt partilerinin kendi adaylarını gösterip göstermeyecekleri, göstermemeleri durumunda hangi adayı destekleyecekleri seçimin sonucunu belirleyebilir.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/2014/07/03/bir-adayin-anatomisi

Hatem Ete: Erdoğan Cumhurbaşkanı olamasın diye…

A Haber ekranlarında yayınlanan ve Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bugünkü konuğu Seta Siyaset Araştırmaları Direktörü Dr. Hatem Ete’ydi.

Ete, ‘CHP seçmeninin İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu, parti içerisinden de bu karardan dolayı memnun kalınmadığını’ söyledi. Ete, ‘Çatı Aday Projesi’nin CHP’den çok MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygun olduğunu ve AK Parti’nin adayının veya Başbakan’ın Cumhurbaşkanı seçilmemesi için ortaya atılan bir taktik’ olduğundan da söz etti. Ete, İhsanoğlu’nun adaylığıyla ilgili ‘CHP’nin üst yönetiminde huzursuzlukların artacağını’ iddia etti.

CHP’DE ÇALKANTI DEVAM EDİYOR
Bu tür durumlarda başbakan erken aday açıklamaya sıcak bakmıyor, bunu 2007 yılında da görmüştük. MHP ve CHP liderleri İhsanoğlu üzerinde uzlaştılar ama CHP’de çalkantı devam ediyor. Acaba İhsanoğlu dışında başka bir aday çıkar mı? HDP de henüz aday göstermedi. Bu yüzden de Haziran ayının sonuna kadar bekleme politikası doğru bir politika.

CHP SEÇMENİ İHSANOĞLU’NA OY VERMEZ, HUZURSUZ OLANI DA SANDIĞA GİTMEZ
Türkiye’de seçmen sadakati yüksek. Bunun örneğini daha önce gördük. MHP, tabanının benimsemediği bir karar almıştı 2010 referandumunda. Siyaset biraz da mevzi siyasetidir. İhsanoğlu ismi en sürpriz isimlerden biriydi. CHP seçmeninin büyük çoğunluğunun İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Seçmenin büyük çoğunluğu İhsanoğlu’na oy vermemeyi tercih edecektir, huzursuz olanlar da sandığa gitmeyecektir. CHP’nin bence üst yönetiminde huzursuzluklar oluşmaya devam edecek. CHP’nin içerisinde bu karardan pek de memnun kalınmadığı ortaya çıkmıştır. Baykal’ın yanında başka milletvekilleri de tercihlerini belli ettiler.

ÇATI ADAYI PROJESİNİ AK PARTİ ADAYI CUMHURBAŞKANI OLAMASIN DİYE ORTAYA ATTILAR
İlk günden beri bu ‘Çatı Aday Projesi MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygundu. CHP de buna tabi oldu. Bulunacak aday MHP seçmeninin gönül rızasıyla oy verebileceği ancak CHP seçmeninin zoraki hesaplarla oy verebileceği, razı olabileceği bir adaydı. MHP adayı daha kolay benimserken CHP’de huzursuzluk var. Aynı şeyi AK Parti’ye uyarlarsak AK Parti meseleyi başından beri bir mühendislik projesi olarak görüyor. Zaten “çatı adayı formülünün” gündeme alınmasının en önemli gerekçesi de AK Parti adayı veya Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemesin diyedir. AK Parti adayını seçtirmemek üzere bu yola girildi. Hatırlayalım, 30 Mart Seçimleri öncesinde Ak Parti Türkiye tarihinin en büyük operasyonuna maruz kaldı. AK Parti seçmeni her şeye rağmen tüm bunların AK Parti’ye yönelik bir operasyon olduğuna kanaat getirdi. O zor şartlara direnen AK Parti seçmeninin şimdi Erdoğan’ı bırakıp İhsanoğlu’na oy vermesi imkansızdır.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/24/erdogan-cumhurbaskani-olamasin-diye

17 Aralık film oluyor! “Kod adı: K.O.Z”

Tapeler, kasetler, yargı operasyonları, MİT tırlarına yapılan baskınlar… MİT kriziyle başlayan, 17 Aralık operasyonuyla deşifre olan “paralel yapı” bu kez beyaz perdeye uyarlanıyor.

Bu projenin sahibi yapımcı Uğur Yalçınkaya, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk oldu.

BİRİLERİNİN BU GERÇEKLERİ FİLM YAPMASI GEREKİYORDU, BİZ DE BAŞLADIK
Biz bu projeye başladıktan sonra bizi birilerinin yanına koymak isteyenler çok oldu. Biz ne bir siyasi partinin üyesi, ne de bir tarafın yanlısıyız. Bu filmde biz sadece Selçuklu’dan gelen Osmanlı’yla devam eden ve üzerinde yaşamaktan gurur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti devletinin yanında olarak bu projeye başladık. Bu projeye başlarken nelerle karşılaşacağımızı, neler olacağını ve başımıza neler geleceğini çok düşündük. Ülkemiz öyle bir süreçten geçti ki emniyetin koridorlarında polisler birbirlerine silah çektiler, savcılar, başsavcıların haberi olmadan kendi kendilerine operasyon yürüttüler. Birisinin çıkıp “devlet içinde devlet kurmak isteyen insanları” ya sinema filmine dökmeliydi, ya da bu gerçekleri anlatacak bir yapım içerisinde yer almalıydı. O yüzden biz de buna başladık.

GALA 17 ARALIK 2014′DE
“Kod adı: K.O.Z”un galası 17 Aralık’ta yapılacak. Bu projeye başladığımda birçok usta danışmanlık yapmayı kabul etti. Bu proje normal bir sinema filmi değil. Bu projenin içindeki herkesin hayati tehlikesi vardır da diyebilirsiniz, ticari hayatı bitebilir de diyebilirsiniz. Birileri Başbakan’ı dinliyorlarsa, MİT’i ve Dışişleri’ni de dinleyebiliyorlarsa biz herhalde onların yanında hiçiz ama çekinmiyoruz.

Proje ilk internete düştükten sonra bana ilk tebrik(!) “onlardan” geldi. Açık konuşmak gerekirse “paralel yapı”dan geldi. Telefonlarımda mevcuttur. Tehdit de aldık, üç gün sonra teklif de aldım. Bu projenin ya bitirilmesini ya da senaryonun değiştirilmesini istediler.

SONUNDA ÖLÜM BİLE OLSA “KOD ADI: K.O.Z” 17 ARALIK’TA VİZYONA GİRECEK
“Paralel yapı” dediğimiz şey cemaatten ibaretse çekineceğimiz bir şey yok. ‘Paralel yapı’nın arkasında çok farklı güçler var. Biz yedi aydır Türkiye’de hiçbir gazetecinin söyleyemeyeceği şeyleri bu sinema filminde seyircilerle buluşturacağız. İnsanlar maskelerin düştüğünü tek tek görecekler. Sonucunda da ölüm bile olsa bu sinema filmi, ben olsam da olmasam da tüm variyetimi bu işe koyacağım ve 17 Aralık’ta izleyiciyle buluşacak.

UY

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/20/17-aralik-film-oluyor-kod-adi-koz

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül: Devlet başkanını seçeceğiz!

A Haber’de hafta içi her akşam ekranlara gelen, Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bu günkü konuğu Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül’dü.

Gül, 12 Eylül Darbesi’nin yargılanmasında bugün verilen kararı, Balyoz Davası’ndaki muhtemel yeni yargılanma sürecini, muhalefetin çatı adayı İhsanoğlu’nu ve Ak Parti’nin cumhurbaşkanlığı seçimindeki vizyonunu değerlendirdi. Gül, Balyoz Davası’yla ilgili olarak ‘Darbe olmamıştır sonucu çıkmaz, Hanefi Avcı’ya bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar da verilebilir’ derken, Yeni Anayasa’nın yeni dönemde mutlaka yapılacağını, artık rütbesi sökülen bir 12 Eylül anayasasıyla yola devam etmenin mümkün olmadığını ayrıca ekledi. Gül, İhsanoğlu’nun Ak Parti tabanından oy alamayacağını, Ak Parti’nin cumhurbaşkanı adayının ilk turda seçileceğini söyledi. Bu anlamda muhalefet partilerine de bir mesaj veren Gül, ‘Seçimi bu kez parlamento değil, 77 milyon yapacak’ ifadelerini kullanırken çarpıcı bir tespite imza attı: Devlet başkanını seçeceğiz!

BALYOZ’DAN “DARBE YAPILMAMIŞTIR SONUCU” ÇIKMAZ

Hepimizin hatırlayacağı,  bu referandum sürecinde CHP Genel Başkanı 12 Eylül yargılama imkanı getirmiyor” iddiasıyla şehir şehir dolaşıp referandum aleyhine “hayır bloku” olarak çalışıyordu. Bugün geldiğimiz noktada, 12 Eylül’ün ve darbecilerinin yargılandığı süreç bugün karara bağlandı ve milletimiz “evet” oyuyla referanduma vermiş olduğu desteğin hukuki karşılığını gördü.

Balyoz ve Hanefi Avcı kararları da Anayasanın 12 Eylül referandumuyla getirdiği yeni bir hak. “Bireysel hak ihlali olması halinde”  AYM’ye bireysel başvuru  2010 referandumun sonucunda getirilen yeni bir haktı. Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karar esas incelemesi, esastan yargılama sonucu değil. AYM “bireysel müracaatla bu ihlal söz konusu mudur, değil midir?” buna bakar. Bu konuda da anayasamızın 36.maddesiyle düzenlenen “adil yargılama hakkı, deliller, tanıklar, objektif bir şekilde değerlendirilmiş mi değerlendirilmemiş mi?” usul anlamında bir inceleme yapmıştır.

Bunlardan Balyoz’da darbe yapılmamıştır sonucu çıkmaz. Sadece usûlen AYM’nin “deliller dikkate alınmamış, tanıklar dinlenmemiş, dolayısıyla anayasanın adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir” diye vermiş olduğu karar var. Tabii kararı tartışmak için gerekçeli kararı görmek lazım. Balyozla ilgili durum kesinleşmiştir, eğer bu konuda takdir varsa, infazın durdurulması kararının verilmesi ve tahliye kararı da bilahare verilebilir. Hanefi Avcı ile bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar verilebilir.

Türkiye’de, cumhurbaşkanını halkın seçeceği yeni süreçte, 10 Ağustos sonrasında, anayasanın yeniden ele alınıp dizayn edilmesi lazım.

YENİ DÖNEMDE YENİ ANAYASA’YI MUTLAKA YAPACAĞIZ

Biz bugün, 12 Eylül Darbesi’ni yapan darbecilerin hayatta olanlarını mahkeme karşısına çıkardık. Rütbeleri sökülen bu anayasayla Türkiye daha ne kadar devam edecek? Ekonomik ve siyasi istikrarı Ak parti iktidarında yükselen Türkiye’nin çıtasıyla ‘Yeni Türkiye’yi inşa etmek lazım. Önümüzdeki dönemin en önemli meselesi Yeni Anayasa olacaktır. Bugün 12 Eylül Anayasası’nı yapanların yargılandığı dönemde Yeni Türkiye’nin yeni anayasayla Türkiye’nin sorunlarını masaya yatırıp uzlaşması gerekiyor.

Muhalefet kendi imzalarına rağmen imzalarının arkasında durmuyor. Muhalefet daima masanın altına saklanarak, sorunları görmezden gelerek milletin anayasa yönündeki taleplerini umursamamaktadır. Ak Parti yeni anayasa iradesini milletiyle beraber yeni dönemde mutlaka gerçekleştirecektir.

Hangi cübbeyi giyerse giysin, milli iradenin karşısında duran hiçbir güç başarılı olamayacaktır. 12 Eylül’ü yargıladığımız süreçte, 17-25 Aralık darbe girişimleri de 12 Eylül’ün devamıdır. 30 Mart’ta milletin verdiği mesaj “milletin iradesine hiç kimse vesayet koyamaz” mesajıydı. Ak Parti’nin temel paradigması  “milletten başka hiçbir gücü millet kabul etmeyecektir” görüşüyle Türkiye’yi koruyacak ve daha ileriye götürecektir.

Temeli olmayan çatı yıkılmaya mahkumdur. Bugün Bahçeli de Kılıçdaroğlu da bu çatı adayını milletimize sunmaya çalışmaktadır. Lakin “siyasal mühendisliğin” bu seçimler için geçerli olmayacağı” milletimizin malumudur. 1000 yıllık bu coğrafyada millet ilk defa “devlet başkanını” kendisi seçecektir.

SEÇİMİ PARLAMENTO DEĞİL 77 MİLYON YAPACAK

CHP’nin unuttuğu, bu seçimi parlamento yapmayacak, 77 milyon yapacak. Biz bu hikayeyi daha önce de gördük. Gezi süreci’yle başlayan, 17-25 Aralık operasyonuyla devam ettirilmeye çalışılan ve 30 Mart’ta da sahnelenmek istenen senaryo buydu. Sarıgül’ü, Mansur Yavaş’ı kim dikte ettirdiyse burada da CHP-MHP sanki mecbur bırakılan aday sürecini yönetiyor şu an. Uzlaşı diye bir heyuladan bahsediyorlar ama hiçbir uzlaşı mümkün değildir.

Sarıgül anlamında İstanbul’a yapılmak istenen operasyon burada da yapılmak isteniyor. Milletimiz 30 Mart’ta bu senaryoyu çöpe attı. Bu süreçte de aynısı olacaktır. CHP ve MHP’nin bu anlamdaki sürece ilişkin yaptıkları siyaset dışı aday arayışlarının milletimiz açısından tasvip edilmeyeceği açıktır.

İHSANOĞLU AK PARTİ’DEN OY ALAMAZ, SEÇİMİN SONUCU ŞİMDİDEN BELLİ

Ak Parti’nin adayı, milletle yapılan toplumsal mutabakat neticesinde milletle ittifak yaptığımız bir aday olacak. CHP-MHP’nin yaptığı gibi tutuşturularak verilen değil,  milletin gönlünde, milletin değerleriyle barışık bir siyasi kimliğe sahip, milletin sofrasında bağdaş kurup oturan, dertlerini bilen, Türkiye’nin 2023 vizyonunu dert edinen, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını düşünen, devlet yönetimi ve siyaset tecrübesi olan bir aday olacak. Aslında olacak olan milletin ittifak ettiği, gönlünden geçirdiği aday kimse bu aday Ak Partili olacak. En yakın zamanda adayımız milletin karşısına çıkacak.

Ekmeleddin İhsanoğlu Ak Parti tabanından kesinlikle oy alamaz. 10 Ağustos seçiminin sonucu şimdiden bellidir. Ak Parti’nin adayı 10 ağustos’ta birinci turda, milletimizin desteğiyle zaferle çıkacak. Biz milletimizle olan ittifakı önemseriz. Bir işin aslı varken taklidine girilmez. Muhafazakar kesimlerden oy almak için muhafazakar birinin aday gösterilmesi ne Ak Parti tabanında ne de diğer partilerin tabanında teveccüh görmez. Ak Parti’li aday her partiden destek alacaktır. Adayın isminin dahi bilinmediği bir yerde adeta Survivor yarışmasındaki gibi zarfı açıp çıkan ismin okunduğu bir aday profiliyle cumhurbaşkanlığı seçimine gidilemez.

AG

http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/abdulhamit-gul-devlet-baskanini-sececegiz

Prof. Dr Talip Küçükcan: İsrail sessiz. Çünkü…

Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bugünkü konuğu Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Talip Küçükcan’dı.

Küçükcan, muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için ‘Siyasal tabana hitap etmesi çok zor. Bir tarafta ülkeyi son 12 yıldır yöneten bir başbakan var ve toplumla diyaloğu çok önde’ dedi. Küçükcan, çatı aday İhsanoğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı’na Genel Sekreter seçilmesinin Ak Parti sayesinde olduğunu söylerken, ‘Türkiye’nin ağırlığı olmasaydı, o makama gelemezdi’ ifadelerini kullandı. Küçükcan, Ortadoğu’nun yükselen tehlikesi IŞİD içinse ilginç bir iddia ortaya attı: ‘IŞİD gibi örgütlerin bugüne kadar İsrail’e tek kelime ettiklerini duymadık. İsrail’le bağlantısı çıkarsa şaşırmamak lazım. Müslüman ülkeler kendi içlerinde parçalandıkları için böyle oluyor’ değerlendirmesini yaptı.
 
CHP TABANI İHSANOĞLU’NDAN MEMNUN DEĞİL

Sanatçılara, sendikacılara, CHP’nin temsil ettiğini düşündüğünüz farklı fikir adamlarına ve gazetecilere sorsanız Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımazlar bile. İhsanoğlu son derece spesifik bir alanda çalışan, bazı siyasetçilerin ve entelektüellerin bildiği bir insandı. CHP bu tercihi niye yaptı? Yaptığı tercih CHP’nin tabanını yansıtıyor mu, ideolojisini yansıtıyor mu? CHP kendisini demokratik-sol tandansta gören, batılılaşmış, seküler çizgide gören bir parti. Aday olarak ortaya çıkan kişiye bakıyorsunuz, Ekmeleddin İhsanoğlu hep İslami kurumlarda çalıştı. Ne kadar dini çevre varsa onlarla içli dışlı oldu. Bu profil CHP’nin istediği profili yansıtır mı? CHP’nin içinden gelen tepkilere baktığımızda pek yansıttığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla kendi içerisinden bir aday çıkarması gerekiyordu ama kendi içerisinden birini bulamadı. Büyük ihtimalle de Ak Parti’nin adayı Sayın Başbakan olacak gibi gözüküyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu bir akademisyen ama siyasal tabana hitap edebilir mi? Bu çok sorunlu görünüyor. Bir tarafta Türkiye’yi son 12 yıldır yöneten bir başbakan var ve toplumla diyaloğu çok önde. Bu
CHP açısından da büyük bir çıkmaz.
CHP hiçbir zaman muhafazakarlığı benimsemiş ve muhafazakarlardan oy isteyen bir parti olmadı. Özellikle İzmir gibi kentlere bakın, hayat tarzı üzerinden politika yürüttüğü yerlerde CHP’nin çok daha farklı bir hayat biçimini savunduğunu görüyoruz. Bu açıdan bakıldığında CHP’nin muhafazakarlaştığını söylemek doğru değil.

TÜRKİYE AĞIRLIĞINI KOYMASAYDI İHSANOĞLU GENEL SEKRETER OLAMAZDI

28 Şubat ve sonrası dönemlerde CHP genellikle kurulu düzenin yanında yer aldı. O dönemde İhsanoğlu’nun mezun olduğu üniversite dahil olmak üzere bu üniversiteden alınan diplomaların denklikleri iptal oldu. Enteresan bir şekilde o mağduriyetleri yaratan zihniyetle ortak hareket eden bir partinin adayı oldu şu anda.
İhsanoğlu halka hitap ettiği zaman neyi savunacak? Hangi toplum tasavvuruyla ortaya çıkacak? İhsanoğlu’na baktığımız zaman kendisinin temsil ettiği gelenek CHP ve MHP’yle örtüşmüyor. İhsanoğlu’nun darbeye ‘darbe’ diyememesi de büyük bir talihsizlikti. İhsanoğlu figürünün ortaya çıkmasında Ak Parti’nin çok önemli bir rolü var. İslam İşbirliği Teşkilatı’na Genel Sekreter seçilirken Türkiye ağırlığını koymasaydı İhsanoğlu o makama gelemezdi.
 
İSRAİL SESSİZ ÇÜNKÜ BÖLÜNMEDEN YANA, IŞİD’LE BAĞLANTILARI OLABİLİR

İsrail’in Ortadoğu’ya bakış açısısın en temel prensibi güvenliktir. Kendisine yönelik ‘tehdit var mı yok mu?’ buna bakar. Suriye’deki gelişmelere bakıldığında İsrail kendisini ne kadar tehdit altında hissediyor, bu önemli. İsrail şu anda kendisine yakın bir tehdit törmüyor. Öyle görünüyor ki İsrail bölgede küçük devletlerin ortaya çıkmasının kendi çıkarları için uygun buluyor. Bu yüzden sessiz kalıyor. IŞİD’in ya da El-Kaide unsurlarının ya da bölgedeki diğer örgütlerin İsrail’e bir şey dediğini duydunuz mu? Duymadık.
Belki de bahsettiğimiz örgütlerin İsrail’le bağlantısı olabilir. İleride bunu görebiliriz.
IŞİD’in hiçbir sosyolojik tabanı yoktur bahsettiğimiz coğrafyada. Şu anda bahsettiğimiz örgütler sun’i olarak yaratılmış örgütlerdir. Sosyolojik tabanları olmuş olsaydı biz onları 10 yıl önce görürdük. İdeolojik olarak da hiçbir zaman Arap ve BAAS rejimlerine karşı mücadele etmiş radikal bir örgüt yok ortada. Suriye Özgür Ordusu’nun başlattığı ve meşru olarak herkesin gördüğü o mücadeleyi meşruiyet sınırlarının dışına taşıran ve onları dünyanın gözü önünde diğer örgütlerle eşdeğer kılan yapılanmalardır IŞİD gibi örgütler. Bugün ‘Suriye’deki rejim giderse ne olur?’ sorusunu sorduran da böyle örgütlerdir. IŞİD gibi örgütlerin dini olarak da bir zemini yoktur. İsrail şu an sadece seyrediyor. Şu anda İsrail’e karşı yapılan bir mücadele de yok. Müslüman ülkelerin kendi içlerinde parçalanmaları yüzünden böyle oluyor. Şu an içinde bulunduğumuz kriz de yeni ittifakların oluşmasına zemin hazırlıyor.
Adsız

Mervat Hatem: Türkiye’nin IŞİD’le karşılaşması kaçınılmazdı

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan, Ortadoğu Uzmanı, Howard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mervat Hatem, IŞİD’in Musul’u işgalini değerlendirdi.

Hatem, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD ile karşı karşıya gelmesinin kaçınılmaz olduğunu belirterek, bundan sonrası için Maliki’nin tavrının ülkenin geleceği için kritik önemde sahip olduğunu söyledi.
BM IRAK STABİLİZE OLMADAN SAHADAN ÇEKİLDİ
Olan bitenin temelde Irak’ta süregelen değişikliklerle ilgisi var. Buradaki siyasi sistem, farklı gruplar arasındaki ilişkiler ve hükümetin de belli bir destek seviyesini sağlayamaması, farklı aşiretler arasında, Şiiler ve Sünniler arasında uyum sağlayamaması söz konusu. Devlet dışı aktörler Amerikan işgali sırasında El Kaide mesela şunu denedi, Amerikan işgalini bir destek tabanı olarak kullanmaya çalıştı kendisi için Irak’ta. Buna ek olarak BM Irak’tan geri çekildi, ABD ile ilgili sebeplerden dolayı. Bu Irak’taki durum stabilize oldu mu olmadı mı diye bakmadan geri çekildi. Bir de çoklu aktörleri mevcudiyeti durumu sahayı karmaşık hale getirdi.
TÜRKİYE’NİN IŞİD’LE KARŞI KARŞIYA GELMESİ KAÇINILMAZDI
Irak’ın kuzey kısmı Kürt ve bunun da Türkiye’deki Kürtler içinde yansıması söz konusu. Şunu söylemeye çalışıyorum. Türkiye bölgesel bir güç bölgede önemli bir rol oynuyor hem Suriye hem Irak’ta. IŞİD gibi bir örgüt için de böyle bir zemin oluşturmaya çalışan aktörün yani Suriye ve Irak’ta kendine yer açmaya çalışan bir örgütün muhakkak ki Türkiye ile bu her iki ülkede de karşı karşıya kalması kaçınılmazdı.
MALİKİ KRİTİK BİR YOL AYRIMINDA
Nasıl bir mevcut bir duruma yaklaşacak Acaba Sünnilere karşı Şiileri savaşa mı sevk edecek, iç savaşa doğru giderse bu politik başarısızlık olacak. Maliki hükümetinin buna nasıl mukabele edeceğini görmek önemli. Sünni toplumuna gidip hata yaptığını itiraf edebilecek mi, ülkenin iki toplumunu birleştirmeye çalışacak mı yoksa bunu bir siyasi yüzleşme sebebi olarak mı görecek, bunu göreceğiz. Siyasi ve askeri seçeneklerin el ele gitmesi gerektiğini düşünüyorum bu kadar büyük bir tehdide karşı mücadele etmek için.

Adsızhttp://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/14/turkiyenin-isidle-karsilasmasi-kacinilmazdi

Mesut Hakkı Caşın: IŞİD Alman ordusunun hızlı hareket tekniğini kullanıyor

A Haber’de Kadraj programına katılan uluslar arası güvenlik uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, IŞİD örgütünün saldırı taktiğini, stratejisini ve silahlı mücadele gücünü değerlendirdi.

Örgütün Alman ordusunun hareket tekniğini kullandığını belirten Caşın, iki cephede birden savaşmasının zor olduğunu söyledi.

ALMAN ORDUSUNUN HAREKET TEKNİĞİNİ KULLANIYOR
Yeni bir kurgu var sınırlar değiştirilmek isteniyor, Suriye’deki iç savaşı Irak’a yönlendirmek isteyen ve bunu yaparken Yumurtalık boru hattını işlemez hale getiren terör örgütünün bu faaliyetleri tek başına yapması mümkün değil. Son derece planlı bir askeri tatbikat, mobilize bir hareket ve Alman ordusunun hızlı hareket tekniği kullanılıyor.

NATO’NUN TÜRKİYE DESTEĞİ ÖNEMLİ
Bir defa boru hatlarını bu terör örgütü abluka altına alıp Türkiye için bu borudan petrol geçişini önlüyor, kritik altyapı güvenliğini önlüyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bir saldırı var. NATO’nun en önemli stratejisi terörle mücadele Nasıl ki biz ABD vatandaşları 11 Eylül’de saldırıya uğradığında NATO Müttefiki olarak ABD’ye yardım ettiysek NATO’nun da desteği önemli.

ABD DİPLOMATLARINI 444 GÜN SONRA KURTARABİLDİ
1979′da ABD’nin İran elçiliği basıldı, 52′den fazla hem konsolos hem diplomat rehin alındı. ABD 444 gün sonra, ABD gibi süper bir devlet vatandaşlarını Almanya’da teslim almıştı.Peki sonra, sonra ABD hukuku çalıştırmıştır ve çok büyük bir tazminatı uluslararası mahkemede İran’ı mahkum etmiştir, İran bu tazminatı ödemek zorunda kalmıştır. güvenliği sağlayamadığı için Maliki hükümeti Türkiye’ye karşı suçludur. Bu eylemi işleyen terör örgütü dahi olsa.

İŞİD İKİ CEPHEDE SAVAŞAMAZ
Bunlar özellikle Tikrit bölgesinden sonra aşağı inip Samara ve Bağdat’I ele geçirmeyi hedefliyor.32. paralelin kuzeyinden itibaren Kerbela dahil bu bölgeyi koparıp almak, Daha sonra Kürtlerle çarpışacaklar belki. İki cephede az kuvvetle dayanmaları mümkün değil. Takviye kuvvetler belki ABD”den gelecek.. Hedeflerinin realize olacağına zannetmiyorum. Rusya bu eylemi hoş karşılamayacaktır çünkü Kuzey Kafkasya’da da bu tür bir devlet kurulmak isteniyor.

TÜRKİYE BÖLGEDEN SÖKÜLÜP ATILMAK İSTENİYOR
Kuzey Irak’taki petrol sahalarında gaz sahalarında, TPO ve BOTAŞ burada arama yapıyor. Türkiye’nin bu bölgede ekonomik hayati çıkarları söz konusu. Boru hattını sabote ediyorlar, Türkiye’yi buradan söküp atmak istiyorlar.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/13/isid-alman-ordusunun-hizli-hareket-teknigini-kullaniyor

Nagehan Alçı: Türkiye’ye meydan okunuyor

Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olan Milliyet Gazetesi yazarı Nagehan Alçı, IŞİD’in Musul Konsolosluğu’na yaptığı baskını A Haber ekranlarında değerlendirdi. Alçı ‘Türkiye, El-Kaide’ye yardım etmek gibi akıl dışı iddialarla suçlandı. Halbuki Türkiye IŞİD ve El-Kaide’yle mücadele içindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir meydan okuma söz konusudur. Ancak kriz soğukkanlılıkla yönetilmeli’ dedi.

Nagehen Alçı, son yaşanan Musul Konsolosluğu Baskını hakkında değerlendirmelerde bulunurken ilginç bir tespitte de bulundu: “Dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen güçler bu yaşananları İslam’ı terörize etmek, İslam’la şiddeti, terörü, silahı ve kanı bir araya getirmek için kullanabilirler. O yüzden çok dikkat etmek gerekiyor.”
TÜRKİYE, IŞİD VE EL-KAİDE’YLE CİDDİ BİR MÜCADELE İÇİNDEDİR
“IŞİD, Esed rejiminin el altından destekleyerek diğer muhalefete karşı beslediği, hiçbir şekilde Esed güçleriyle karşı karşıya gelmemiş bir örgüt. Son dönemdeki destekle büyümüş bir canavardır.”
“30 Mart seçimlerinden önce 27 Mart’ta Süleyman Şah Türbesi’nin çevrilmesiyle ilgili çok korkunç bir ses kaydı düşmüştü. Bu ses kaydı üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dış politikasına devlet içindeki illegal yapılanma bir saldırıda bulunmuştu. Bunun üzerinden de hükümet zayıflatılmaya çalışılmıştı. Fakat o saldırı yapıldığında şu gerçek ortaya çıktı: Türkiye, IŞİD ve El-Kaide ile çok ciddi bir mücadele içinde. Türkiye bütün terör örgütleri ve oradaki bütün illegal yapılarla da mücadele içinde. Bunların en tehlikelisi ve son dönemde en çok ortaya çıkanı tartışmasız olarak IŞİD’dir.”

TÜRKİYE’NİN EL KAİDE’YE YARDIM ETTİĞİ İDDİASI AKIL DIŞIDIR

“Nato’ya yapılan çağrı çok önemli. Türkiye’yi El-Kaide’ye yardım etmekle suçladılar. Böyle bir akıl dışı tezi dünyaya pazarlamaya çalıştılar. Mit tırlarının durduruluşu da Türkiye’nin Suriye politikasının eleştirilişi de Türkiye ve El-Kaide’yi bir arada gösteren bir fotoğraf çıkarmak için yapıldı. Bunun ne kadar yanlış olduğunu 27 Mart’ta ortaya çıkan montaj ve yasadışı kayıtla görmüş olduk.”
TEHLİKE BURNUMUZUN DİBİNDE
“Bugün maalesef Musul’da yaşanan hadise El-Kaide’nin bölgedeki en ciddi tehlike olduğunu ve bu tehlikenin Türkiye’nin burnunun dibinde olduğunu gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti devletine büyük bir meydan okuma var.”
“IŞİD’in bölgedeki yerel halka da çok büyük bir tehdidi var. Orduya katılımlar Sünni kesimden yok
denecek kadar az. Şii kesimden katılım daha çok. Bunlar profesyonel askerler. Musul’u bekleyenler de profesyonel askerlerdi. Dışarıdan paralı getirilen bir gücün koruduğu bölgeydi. Böyle bir askeri yapı söz konusu olunca hayatını birebir ortaya koyan bu tehdit karşısında daha kolay bir çözülme olur. Nitekim Musul’da da böyle oldu. “
IRAK’TA YENİ BİR YANGIN ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR
“Bu bir saatli bombadır. Çok büyük bir mezhep çatışması potansiyeli olan topraklar üzerinde çok büyük bir meydan okuma, Irak’ta yeniden bir yangın çıkarma girişimidir. Şu anda çok ciddi diplomatik hamleler ve soğukkanlılıkla krizi yönetmek gerekiyor. Muhakkak uluslararası güçlerin devreye girmesine ihtiyaç var.”
 
POST 11 EYLÜL TRAVMASI YARATILMAK İSTENİYOR

“Bu yaşananların batıda ‘post 11 eylül travması’ yaratması ihtimali var. Dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen güçler bu yaşananları, İslam’ı terörize etmek, İslam’la şiddeti, terörü, silahı ve kanı bir araya getirmek için kullanabilirler. O yüzden çok dikkat etmek gerekiyor.”
na

Adem Sözüer: Bayrak indirme olayı güveni sarsmak içindi

A Haber ekranlarında Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Adem Sözüer, çözüm sürecinde yaşanan olayları değerlendirdi.

A Haber ekranlarında Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Adem Sözüer ‘Çözüm sürecindeki dağdan inişleri, bayrak provokasyonunu ve ‘paralel’ yapının hukuka aykırı dinlemelerini’ değerlendirdi. Sözüer, yasadışı dinlemelerle ilgili olarak ‘Mit Müsteşarı terör örgütü üyesi olarak değerlendirilip gözaltına alınmak istendi, en son da sıra Başbakan’a geldi. Bu dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez bir skandallar serisidir’ açıklamasını yaptı

PİŞMANLIK YASASINDAN YARARLANILABİLİR
“Ceza hukuku bakımından dağdan iniş nedir? Öncelikle bunu söylememiz gerekiyor. Birincisi, cezaları infaz edilmekte olan kişiler var. İkincisi, davaları devam eden kişiler var. Üçüncüsü, aranan kişiler var. Dördüncüsü, haklarında herhangi bir işlem yapılmamış kişiler var. Hepsinin ortak noktası çözüm süreciyle bağlantılı olmaları.”
“Türkiye’de geçmiş dönemlerde belli kişilerin yararlanmaması için kanunlar yapıldı. Bunlar kaldırılmaya başladıysa da hâlâ var maalesef. Bir kanun yapıldığı zaman ilkeden hareket edilmeli. Bu tür istisnai düzenlemeler kaldırılabilir. Bunlar kaldırılırsa hukuken de kimsenin buna itirazı olmaz. Bazı davaların adil yargılama ilkelerine uygun olmadığı ortaya çıktı.”
“Örgüt mensubu olup da herhangi bir suç işlememiş kişiler var. Herhangi bir işlem yapılmadan, TCK’da etkin pişmanlık yasası var. Bu tür uygulamalardan yararlanılabilir. “
 
BAYRAK PROVOKASYONU GÜVEN ORTAMINI SABOTE ETMEK İÇİNDİ

“Farklı gruplarla karşı karşıyayız. Bunların durumunu dikkate alarak düzenlemeler yapılmalı. Hiç affa başvurmadan yapılacak birçok şey var. Henüz suç işlememişler, soruşturması ortadan kalkmış olanlar var. Öncelikle bunlar halledilmeli. Bunun içinse önce güven ortamının sağlanması söz konusu. Bayrak provokasyonu güven ortamını sabote etmeye yöneliktir. “
“Yargıtay’ın hukuka aykırı dinlemeleri delil sayması büyük bir yanlışlığa yol açmıştır. Yapılan birçok hukuka aykırı dinlemenin de ileride delil olma tehlikesi gündeme geliyor…”

MİT MÜSTEŞARI’NIN GÖZALTINA ALINMAK İSTEMESİ SKANDALDIR

“Mit Müsteşarı terör örgütü üyesi olarak değerlendirilip gözaltına alınmak istendi, en son da sıra Başbakan’a geldi. Bu dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez bir skandallar serisidir. Fakat bu bir zincirin son halkasıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devletin güvenlik bürokrasisinden tutun da istihbaratın, oradan da siyasete varıncaya kadar tüm bu unsurların terör örgütü olarak değerlendirilmesi ve soruşturulması asla kabul edilemez.
“Fakat bundan sonra ne yapacağız? Asıl mesele bu. Bunlar belirli kanunlara göre yapılmadı. Hepsi açıkça kanunlara aykırı işlemlerdi. Devletin yapması gereken bu aykırılıkları tespit ederek, tüm bunları kim yapmışsa somut eylemlerini ortaya koyarak sorumlularını bulmak. Bunu hukuki bir süreç olarak kabul edemeyiz. Bir devletin bütün kurumlarının başındakiler terör örgütü olarak kabul edilemez. “
as

Orhan Miroğlu: Provokasyonlarda soğukkanlı davranmak gerekiyor

A Haber ekranlarında Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olan Star Gazetesi yazarı Orhan Miroğlu gündemdeki konuları değerlendirdi.

A Haber ekranlarında Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olan Star Gazetesi yazarı Orhan Miroğlu ‘Dağa kaçırılan çocukları, barış sürecini olumsuz yönde etkilemek isteyen odakları, Lice’de yaşanan bayrak provokasyonunu ve çatı aday önerisini’ değerlendirdi. Miroğlu, ‘Sürecin artık halka emanet olduğunu ve yaşanması muhtemel provokasyonlarda soğukkanlı davranmak gerektiğini’ ifade etti.

DAĞA ÇIKMAK ANLAMSIZ
“Çözüm sürecine icraat ve tutum olarak yakın ve meseleleri çözmek isteyen bir hükümet var ortada. Diyarbakır’da Beşir Atalay Çalıştay’da ‘Devletten daha fazla devletçi olmakla bu sorunun çözülemeyeceğini’ ifade etti. Bunlar olumlu gelişmeler. Türk halkının artık Kürt halkının kullanacağı haklar konusunda önemli oranda tedirginlikleri kalmadı. Dolayısıyla dağa çıkmanın, hele 15-16 yaşındaki çocukların dağa çıkmasının hiçbir anlamı yok. “
 
KÜRT PETROLÜ TÜRKİYE’YE ULAŞINCA AK PARTİ’YE YÖNELİK HAMLELER BAŞLADI

“Tam da Kürt petrolünün Türkiye üzerinden dünyaya ulaştığı zamanda, çözüm sürecine ve Ak Parti’ye yönelik ciddi siyasi hamleler yapılıyor. Lice oluyor. Bütün bu olanlar birbiriyle bağlıdır. ”
“Barzani’nin yaptığı konuşmayı hatırlayalım: “Türkiye’yle 50 yıllık bir anlaşma yaptık ve geri dönemeyiz” dedi. Kürt petrolünün Türkiye üzerinden dünyaya ulaşmasını felaket olarak algılayanlar var.
 
BAYRAĞA KÜRTLER DE ÇOK HASSAS

Bayrak meselesi bu ülkenin en hassas konusudur. Bayrak sadece Türk hassasiyetiyle tanımlanacak bir şey değil. Aynı hassasiyet Kürtler’de de var. Çözüm sürecinin başarısızlığa uğraması için ellerinden gelenleri yapanlar, geriye dönüşleri açık bir biçimde sabote ettiler.”

TÜRKİYE’NİN ARTIK KÜRT MESELESİ YOK

“Türkiye Kürt meselesi bakımından bugün İran’ın, Suriye’nin ve Irak’ın önündedir. Türkiye’nin artık Kürt meselesi yok. Tarihin biçtiği bir sorumluluk var. Türkiye bu sorumluluğu Erbil’de de Mahabad’da da yaşayan Kürt’e karşı duyuyor.”
“Kürtler arasındaki barışta Türkiye’nin ağabey rolünü oynamaması için hiçbir sebep yok. Hiç kimse Türk halkı kadar Kürt halkıyla ilgili değil…”

SÜREÇ HALKA EMANETTİR

“Çatı aday arayışı içerisinde olan CHP ve MHP nasıl olacak da BDP ve HDP’yle temas kuracaklar? Kuramıyorlar. Nasıl kursunlar? Kürtleri, milliyetçiliğe ve ulusalcılığa meyledenlerin, çözüm sürecine karşı olan iki partinin gösterdiği adaya oy vermelerini nasıl sağlayacaklar? Bu mümkün değil.
“Bundan sonraki provokasyonlarda soğukkanlı olmak gerekiyor. Çözüm süreci halka emanettir.”

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/09/provokasyonlarda-sogukkanli-davranmak-gerekiyor