SINIRIN DİĞER TARAFINDA HAYAT

Nisan 2011’de Suriye halkının başkaldırısını bastırmak için ateş emri verdi Beşar Esad. Aylar süren baskı ve askeri kuşatma silahlı direnişe döndü ve iç savaş başladı.

Resmi rakamlar daha az gösterse de savaşın başladığı tarihten itibaren yetim kalan çocuk sayısının 98 bin olduğu söyleniyor. 30 bin çocuk ise iç savaşın kurbanı oldu. 11bin 525’i ise Suriye hapishanelerinde tutuklu.5 SEMMARIN

İlk günden itibaren Suriye halkının yanında konumlanan Türkiye, mültecilere en fazla yardım eden ülkelerden biri. Ülke sınırları içindeki mültecilerin ihtiyaçlarını devlet, yerel yönetimler ve STK’lar birlikte karşılıyor. Suriye tarafındaki kamplara da yardımlar akmaya devam ediyor.

Bu yardım faaliyetlerini yerinde görmek için Kilis Öncüpınar sınır kapısından Suriye’ye girdim. Sınırda araçlar motorlarına kadar aranıyor. Son zamanlardaki bombalı eylemler güvenlik önlemlerini en üst düzeye çıkarmış. Yolun iki tarafında zeytin ağaçları var. Manzaraya bakarken burada savaş olmadığını düşünebilirsiniz. Ama yol boyunca oluşturulan kontrol noktaları ve İslami cephe militanları size acı gerçekleri hatırlatıyor. Halep, Kilis’e 60 km mesafede. Savaş öncesi bu bölgede oldukça canlı bir ticari hayat vardı.

İlk durağımız Şemmarin Kampı, kampta 7 bin mülteci yaşıyor. 20 sınıfta eğitim gören 6-16 yaşları arasında 610 öğrenci var.

1 SEMMARINRimas bebekle karşılaştık burada. Rimas’ın babası, annesi ona dört aylık hamile iken şehit düşmüş. Annesi ise 15 gün önce başka biri ile evlenip kamptan ayrılmış. Rimas henüz bir aylık. Anne sütü alamıyor, teni seffaf gibi ve bembeyaz. Anneannesi onu nişasta ile besliyor. Üzerinde mavi bir tulum var onu da bir komşu yeni vermiş. Yaşamaz diyor anneannesi, Rimas çok hasta.

10 RIMAS BEBEKBabunnur Çadır Kentine geçiyoruz. Burada 8500 kişi yaşıyor. Kız ve erkek öğrenciler için ayrı okullar ve su ihtiyacını karşılamak üzere iki büyük su deposu yapılmış. Kampın zemini tamamen çamur, yürümek oldukça zor. Bu problemi gidermek için kampta zemin çalışmaları yapılıyor.

Şahitliklerimiz gösterdi ki, savaşın en ağır faturasını kadınlar ve çocuklar ödüyor. Aileler tamamen dağılmış. “Çok yoruldum” diyor Avvoş Hüseyin. “Hayatım boyunca çalıştım, şimdi ailem beni burada bıraktı”. Yanında bir torunu var. Onunla birlikte yaşıyor. Gelecek konusunda karamsar değil, “biz Allah’tan umudumuzu kesmeyiz. O bize muhakkak bir çıkar yol gösterecektir” diyor.

23 AVVOŞ HÜSEYİNZehra Hüseyin’in ise problemi daha büyük. Doğuştan beyin damarları hasarlı bir çocuğu var. 6 ay önce gelmiş. Eşi şehit olmuş cephede. Dört erkek bir kız çocuğu ile birlikte yaşıyor. İhtiyacını soruyoruz. “Mama ve bez” diyor, bu çocuğa bakmam lazım.

24 ZEHRA HÜSEYİNEmine Şehadi’nin de beş çocuğu var. Onun da eşi bombardımanda şehit olmuş. Savaştan önce hayatın nasıldı diye soruyorum, “eşim otobüs şöförüydü” diyor “ben de kız kardeşimle evlere temizliğe gidiyordum. Evimi yok ettiler” diyor. “Ama dönmek istiyorum.”

25 EMİNE ŞEHADİSavaşın etkisini çok net görebildiğiniz yerlerden biri de Azez. Yolun iki tarafında yıkıntılar var. Özellikle büyük cami çarpıyor gözüme. Bu cami Esad’ın askerleri tarafından ele geçirilmiş, askerler minareden halka ateş açmışlar. Özgür Suriye Ordusu da askerleri etkisiz hale getirmek için caminin bir kısmını bombalamış.

Sonra bir mahalleden geçiyor yolumuz. Tamamen harabe halinde. Bu mahalleye iki yıl önce scud füzesi isabet etmiş. Füze 5.5 büyüklüğünde bir deprem etkisi yaratmış ve mahalle yerle bir olmuş.

27 AZZEZSon durağımız Babusselam kampı. Bu kamp en eski ve büyük kamplardan biri. 10 bin insan yaşıyor bu kampta. Günlük 18 bin kişiye İHH mutfağından yemek dağıtılıyor. İHH, Suriye’de 22 ülkeden 55 STK ile ortak projeler yürütüyor. Fırın, su deposu kurmanın yanı sıra, sıcak yemek dağıtımı, zemin çalışmaları ve eğitim faaliyetleri konusunda da oldukça aktif. Yaklaşık dört ay önce açtıkları İman çadır kentinde 5 bin aile yaşıyor. Yeni kurulan Siccu konteyner kent bittiğinde ise 10 bin kişiye hizmet verecekler.

IMG_20150201_133717Dönüş yolunda Charlie Ebdo için yapılan eylemler geldi gözümün önüne. 12 kişi için dünya ayağa kalktı. Suriye’de ki ölümlerin sayısı ise artık sağlıklı tutulamıyor. Savaşla büyüyen, savaşla doğan bir nesil var karşımızda. Hayata öfkeyle ve büyük kayıplarla başlıyorlar. Yardımların ötesinde uzun vadeli planlar ve rehabilitasyon projeleri yapmak gerekiyor. Bu bölgenin selamete kavuşması için herkesin yapabileceği bir şeyler olabilir. Önce görmek sonra hissetmek gerekiyor belki de…

DOST ELİMİZ HEP AFRİKA’NIN ÜZERİNDE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte Etiyopya, Cibuti ve Somalililerle bir kez daha kucaklaştık. First lady, “Afrika insanlığın imtihan yeri. Dost elimiz hep Afrika’nın üzerinde” diyor.

ikili3

Etrafı dikenli tellerle çevrili bir alan ve bir tabela; “Yemek vermeyin, daha önce beslendiler” İzleyiciler şık kıyafetleri ile Avrupalılar ve Amerikalılar. Çitlerin içinde yarı çıplak teşhir edilenler ise Afrikalı. ‘İnsan hayvanat bahçeleri’nde çok değil, 60 yıl öncesine kadar insan olduğundan şüphe duyulan Afrikalılar teşhir edildi. Medeniyetin beşiği olarak görülen Avrupa’nın göbeği Paris’te kurulan ‘insan hayvanat Bahçesi’ni 1 milyon kişi ziyaret etti. Avrupa bir taraftan bu kara derili, insan olduğu şüpheli yaratıkları kendi şehirlerinde eğlence malzemesi olarak teşhir ederken, diğer taraftan kaynaklarını sömürdü. First lady Emine Erdoğan Cibuti’deki Milli Kadınlar Birliği’nde konuşurken, işte bu sahneler geçti gözlerimin önünden. Erdoğan şöyle diyordu “Türkiye asla Afrika’ya sömürgeci bir zihniyetle gelmemiştir. Afrika kıtasında, karşılık beklemeksizin çok kapsamlı yardım faaliyetlerinde bulunmamız bunun en büyük göstergesidir.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan beraberindeki heyetle geçtiğimiz hafta Afrika Boynuzu ülkelerinden Etiyopya, Cibuti ve Somali’yi ziyaret etti. İlk durak Etiyopya’ydı. Etiyopya, Afrika’nın sömürgeleştirilememiş tek ülkesi ve köklü bir tarihe sahip. Aynı zamanda Afrika Birliği’nin başkenti. 1974- 1991 yılları arasında yaşanan iç isyanlar ekonomiye büyük darbe vurmuş ve ülke iflas noktasına gelmiş. Türkiye ve Etiyopya arasındaki ilişkilerse THY’nin Addis Ababa’ya sefer başlatması ve TİKA’nın ofis açması ile daha da gelişmiş. Etiyopya’da Emine Erdoğan’a first lady Roman Tesfaye eşlik etti. İki first lady önce Etiyopya Ulusal Müzesi’ni ziyaret etti. Bu müzenin en önemli özelliği, dünyanın en yaşlı insanı olarak bilinen 4 milyon yıllık Lucy iskeletine ev sahipliği yapması. Lucy için “beyaz adamın en çok saygı duyduğu Afrikalı” diyorlar manidar bir gülümseme ile. Ziyaret sonrası Bayan Tesfaye’nin himaye ettiği AIDS’li kadın ve çocuklara yönelik çalışmalar yapan Entoto Beth Artisans isimli sivil toplum kuruluşu ziyaret edildi. Kadınlar burada boncuk ve gümüşten takılar yapıyor ve kumaş üretiyor.

etiyopya kumaş dokuma

Etiyopyalı kadınlar, Emine Erdoğan’ı Amharca’da “hoşgeldiniz, teşekkür ederiz” anlamına gelen bir şarkı ile uğurladılar buradan. Etiyopyalı STK’larla bir araya gelen Erdoğan, yaptığı konuşmada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadın, çocuk ve eğitim ile ilgili sorunların ortak olduğunun altını çizdi. STK temsilcilerinin konuşmaları gösterdi ki, Afrika’da oldukça etkinler. Merkezi hükümetlerin daha çok varlık problemleri ve terörle ilgilenmeleri STK’ları sosyal hayatta daha güçlü hale getirmiş. Ayrıca kadınlar siyasette ve sosyal hayatta oldukça faal. Ziyaretin ikinci durağı Cibuti idi. Cibuti, Habeşistan olarak bilinen bölgenin bir parçası ve eski bir Fransız sömürgesi. Ülke 1977 yılında bağımsızlığını ilan etmiş.

etiyopya aidsli kadın ve cocuklar stk

AFRİKALI EMİNE VE TAYYİP BEBEK
Emine Erdoğan’a Cibuti first lady’si Kadra Mahamoud Haid eşlik etti ziyarette. İlk durak Daryel Yetimhanesi oldu. Yetimhane 1978 yılında açılmış. Doğum sonrası terk edilen bebekleri ve korunmaya muhtaç yetim çocukları himaye ediyor. 40 kız, 70 erkek olmak üzere 110 çocuk yaşıyor bu yetimhanede. Erkek çocuklar coşku ile karşılıyor bizi, kız çocuklar daha çekingen, kalabalık olduğu zaman ürküp ağlamaya başlıyorlar. Emine Erdoğan çok dikkatli olmamızı tembihledi bize. Yeni doğmuş ve kendi adı verilmiş Emine bebeği kucağına aldığında gözlerinin dolduğunu gördük. Emine bebeğin hemen yanında Tayyip bebek var, o da yeni doğmuş. İkisi ile de teker teker ilgilendi, öptü, kokladı first lady. Yetimhane’nin revirinde Safa bebekle karşılaştı. Safa bebek doğuştan hasta, ‘kemikleri çok hassas hemen kırılıyor, ölür’ demişler ama hayata tutunmayı başarmış, konuşamıyor. Emine Erdoğan Safa bebekle konuştu, sadece kendilerinin anladığı özel bir dilde… Yetimhanedeki çocukların sıcaklığı, hediyeleri aldıklarındaki gülümsemeleri bizi kendilerine bağladı. Orayı terk etmek zor oldu hepimiz için.

cibuti daryel emine tayyip bebek

Ardından Cibutili Milli Kadınlar Birliği’ne gidildi. Bu birlik kadınlara ekonomik bağımsızlık kazandırarak, sosyo ekonomik hayata katılmalarını amaçlıyor. Rengarenk kıyafetleri ve hareketli dansları ile Cibutili kadınlar karşıladı Emine Erdoğan’ı. First lady konuşmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk halkının selam ve sevgilerini ileterek başladı. Hitabı alkışlarla bölündü. İki first lady de konuşmalarını “Yaşasın Türkiye-Cibuti kardeşliği, yaşasın Türkiye-Cibuti dayanışması” sözleri ile bitirdi. Konuşmaların ardından el sanatları sergisi, aşçılık ve dikiş atölyesi gezildi ve yine şarkılarla uğurlandık.

cibuti milli kadınlar birliği

İNSANLIĞIN İMTİHAN YERİ
Cibutili STK’larla yapılan görüşmeler de oldukça verimli geçti. Türkiye’de birlikte çalışabilecekleri partner STK’lar ile iletişime geçmeleri tavsiye edildi. Çevre konularında halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir STK çöp konteynerı talep etti, talep karşılık buldu. Gezinin son durağı ise Somali’ydi. Birkaç gün önce Somali’de Türk heyetinin kaldığı otelin önünde patlamalar olmuştu. üç Somalili kardeşimiz hayatını kaybetmişti. Bu saldırı nedeni ile Cumhurbaşkanı’nın Somali’ye gelmekten vazgeçeceğini düşünenler yanıldı. Cumhurbaşkanı ve first lady Emine Erdoğan Somali’ye kalabalık bir heyetle gitti. Önce Somali-Türkiye Eğitim Araştırma Hastanesi’nin açılışını yaptılar, sonra hükümet binası Villa Somali’ye geçtiler. Emine Erdoğan’ı minik misafirler bekliyordu burada. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulan Şeyh Sufi İmam Hatip Lisesi öğrencileri şarkılar söyleyip, fotoğraf çektirdiler first lady ile. Yerel STKlarla görüşen Erdoğan, Türk STK’ları da kabul etti ve onların sahada yaşadıkları problemleri, yaptıkları çalışmaları dinledi. Notlar aldı. Emine Erdoğan’a Afrika seyahatinde neler hissettiğini sordum. Şöyle söyledi: “Afrika insanlığımızın imtihan yeri. Sadece belli dönemlerde değil her an gözetmemiz gereken bir coğrafya. Küresel sistemin adaletsizliklerini bir kere daha gözden geçirmemizi zaruri kılan bir kıta. Bu nedenle, her ziyaretimiz yükümüzü arttırıyor. Elimizdekini paylaşmanın ve yardımlaşmanın sorumluluğunu bize yeniden hatırlatıyor. Yetimhanelerde gördüğüm çocukların acısı hâlâ içimde. Sıcak bir yuvanın ve aile şefkatinin boşluğunu gönüllerimizi onlara açarak belki bir nebze olsun doldurabiliriz. Dost elimiz inşallah hep Afrika’nın üzerinde olacak. Bunun dünyadaki tüm vicdan sahiplerine de örnek olmasını diliyorum.” Afrika kıtası uzun yıllardır sömürgecilerin ve onların insan olduğundan şüphe duyanların durağı oldu. Kaynaklar beyaz adamlar tarafından sömürüldü. Sömürünün verdiği hasarı tamir etmek şüphesiz zaman alacaktır ama Afrikalılar onlara yardım eden Türk kardeşlerini unutmayacaktır. Önce Bosna sonra Suriye’deki iç savaştan kaçan binlerce, milyonlarca mülteciye kucak açan Türkiye, 3,3 milyar dolar ile dünyanın en fazla kalkınma yardımı yapan 3. ülkesi. Evet… Biz asla Afrika’ya sömürgeci bir zihniyetle gelmedik. Ve seyahat dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kere daha hatırlattığı gibi, “Veren el alan elden üstündür.”

http://www.sabah.com.tr/pazar/2015/02/01/dost-elimiz-hep-afrikanin-uzerinde

Talip Küçükcan: Marifet sokağa dökülenleri geri çekmek

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Talip Küçükcan gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Talip Küçükcan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobani olaylarıyla ilgili yaptığı “sokağa çıkın” çağrısını sorumsuzluk olarak niteledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “sokaklara çıkın” çağrısını değerlendiren Küçükcan, “Siyasi partilerin kitleleri sokaklara dökmesi kolaydır. Marifet sokağa dökülen insanları geri çekmektir” dedi.

“Demirtaş’ın görkemli direniş çağrısı çok anlamsız” ifadesini kullanan Küçükcan, “HDP Kazlıçeşme’de miting yapsaydı binlerce insan katılırdı. Ama Türkiye’yi yönetilemez hale getiren bu argümanın arkasına saklanamazsınız” diye konuştu.

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/10/10/marifet-sokaga-dokulenleri-geri-cekmek

LACİVERT: Yeni Türkiye: Büyük Türkiye!

IŞİD’in 101 gün esir tuttuğu 49 konsolosluk görevlisi başarılı bir operasyonla kurtarıldı. Yeni Türkiye’nin Büyük Türkiye olduğunu gösteren operasyonu, Başbakan Ahmet Davutoğlu da ‘bayram öncesi bayram’ olarak niteledi.

Ortadoğu’daki yangın devam ediyor. Irak’a müdahale ile başlayan, Suriye’deki iç savaşla devam eden süreç, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünü besledi, büyüttü ve artık bu örgüt, sadece Ortadoğu ve Türkiye’nin değil tüm dünyanın gündeminde. Takvimler 11 Haziran 2014’ü gösterdiğinde IŞİD, Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirdi ve Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nda görevli 46’sı Türkiye vatandaşı olan 49 kişiyi rehin aldı. Aralarında konsolosluk çalışanlarının, çocukların ve özel güvenlik güçlerinin bulunduğu 49 kişinin, kameraların önünde rehinelerini acımasızca katleden bu örgütün eline geçmesi tam anlamıyla infial yarattı. Türkiye’nin yüreği ağzında bekleyişi ise 20 Eylül sabahı son buldu. Kaçırıldıktan sonra sekiz defa yerleri değiştirilen, tam 101 gün esaret altında bulunan rehineler Musul’dan Rakka’ya götürüldü. Daha sonra Tel Abyad’dan Akçakale’ye geçip, Türkiye sınırından giriş yaptılar. Resmi temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan’da bulunan Başbakan Ahmet Davutoğlu programını yarıda keserek Şanlıurfa’ya geldi ve rehinelerle buluştu. Uçak yanaşıp da kapıda rehineler görüldüğünde yakınlarının sevinç çığlıkları Esenboğa’da yankılandı. Herhangi bir destek almadan Türkiye’nin kendi imkânları ile yaptığı bu başarılı operasyonu Başbakan Davutoğlu ‘bayram öncesi bayram’ olarak niteledi. Bu 101 günlük zorlu süreci başarı ile yürüten Başkonsolos Öztürk Yılmaz da rehinelerin kahramanı oldu.

Az okul çok cami politikası ve adrese teslim haberler
Ortadoğu’ya korku salan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü daha önce iki Amerikalı gazeteciyi kameralar önünde katletmişti. Geçtiğimiz günlerde kurbanlar listesine İngiliz yardım görevlisi David Cawthorne Haines da eklendi. Binlerce sivilin katledilmesine sessiz kalan, çocukların cesetlerini görmeyen, annelerin feryatlarına kulak tıkayan Batı ise sonunda harekete geçti. Amerika önderliğinde kurulan koalisyonun ilk bombasını ise Libya’da da en önde giden Fransızlar attı. Türkiye’nin koalisyona katılmamasının Amerika’yı ziyadesiyle rahatsız ettiği bir gerçek. Türkiye kendi dış politika prensipleri gereği bu koalisyona sadece insani yardım konusunda destek vereceğini söyledi. Bu açıklamalar sonrası Amerika basınında ilginç haberler gördük. New York Times gazetesi, Türkiye’den IŞİD’e katılımlarla ilgili bir haber yaptı. Habere konu olan mahalle Ankara’daki Hacıbayram Veli Mahallesi. Haberde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nu, Hacıbayram Veli Camisi’nden çıkarken gösteren bir fotoğraf kullanılmış. Habere göre, bu mahallede yaşayan gençlerin bu yola girmesinin sebebi sözüm ona AK Parti’nin az okul çok cami politikası. Ciddiyeti hususunda soru işaretleri olan haberin mimarı hanımefendinin kişisel geçmişi ve ailesinin ilişkileri ise başlı başına bir araştırma konusu olabilir. Habere en büyük tepki Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi, Erdoğan haberi alçaklık olarak niteledi ve “Bu haberler karşısında diz çökmeyiz” dedi. Gelen tepkiler üzerine gazete, düzeltme yayınlamak zorunda kaldı. Haberin fotoğrafında yanlışlık olduğunu savundu ve fotoğraftaki caminin ve Cumhurbaşkanı’nın bu camiyi ziyaretinin makalede anlatılan IŞİD’in militan devşirmesi konusuyla ilgisi olmadığını belirtti. NYT gibi bir gazetenin bu kadar büyük editoryal hatası ise hayretle karşılandı.

Bir kadın cinayeti daha
Kadın cinayeti haberlerini vaka-i adiyeden kabul eder olduk. Son kurban, 33 yaşındaki TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz oldu. Kaçmaz, vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı 15 bıçak darbesi nedeniyle hayata veda etti, ardında beş yaşında bir çocuk bıraktı. Peki, neden öldürüldü Hatice Kaçmaz? Onun hikâyesi de diğerlerinden çok farklı değil. İki yıl önce bir trafik kazasında eşini kaybeden Hatice Kaçmaz bir erkeğe ‘hayır’ dedi, üstelik nedeni çok kabul edilebilirdi, zira çocuğuna hem annelik hem babalık yapıyordu ve çocuğu üvey baba ile büyüsün istemiyordu. Katil ise ‘hayır’ı bir cevap olarak kabul etmedi, teklifini sürdürdü ama olumlu bir cevap alamadı ve bir gün markete gitmek için evinden çıkan Hatice Kaçmaz’ı kaçırmak istedi. Kaçmaz direndi. Katil kaçıramayacağını anlayınca genç kadını tartaklamaya başladı ve yol kenarındaki bir parka sürükleyip, 15 bıçak darbesi ile öldürdü..
Hatice Kaçmaz erkek şiddetinin ilk kurbanı değil ve maalesef son da olmayacak. Aynı, erkeklerle konuşuyor diye babası tarafından diri diri toprağa gömülen Medine Memi gibi…O morarmış gözü ile hafızalarımıza kazınmış Ayşe Paşalı gibi…
Annesi ile birlikte kına gecesine giderken dört kişinin tecavüzüne uğrayıp öldürülen Serpil Yeşilyurt gibi…
Koca dayağından kaçıp devlete sığınan sonra aile meclisi kararı ile infaz edilen Seher Haşimoğlu gibi…
Hep hatırlayalım ve artık bir şeyler yapalım.

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi
Aralarında Atilla Yayla, Gülay Göktürk, Bekir Berat Özipek, Etyen Mahçupyan, Markar Esayan, Yusuf Kaplan, Cengiz Alğan, Hilal Kaplan, Ceren Kenar gibi isimlerin bulunduğu bir grup gazeteci, ‘Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi’ dersinin kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Grup bakın ne diyor:
“Bizler, geçmişiyle daha barışık, daha üretken, yaratıcı, demokratik ve özgürlükçü bireylerden oluşan bir toplum için, zorunlu temel eğitimde Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinin kaldırılmasını ve yerine İmparatorluktan Cumhuriyete Yakın Tarih Dersi şeklindeki özgün bir formatla, nesnel içerikli bir dünya ve yakın dönem ülke tarihi dersinin konmasını istiyoruz… Eski Türkiye’de bu alandaki tartışmasız egemenlik Kemalist tarih anlayışına aitti. İnkılâp tarihi dersleri de Kemalist özneler yetiştirmeyi mümkün kılan en önemli araçtı. Ancak bugün Dersim Katliamı sebebiyle özür, 1915 sebebiyle taziye yayınlayan yeni bir devlet aklı var. Bunun tarih derslerine de yansıma vakti gelmedi mi?”
Ne dersiniz? Vakti gelmedi mi?

Büyük bilişim hamlesi
Türkiye büyük bir bilişim hamlesine hazılanıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, 3 milyon metrekare üzerine kurulacak Türkiye’nin ilk Bilişim Vadisi’nin, 150 bin Ar-Ge personeline istihdam yaratmasını hedeflediklerini söyledi. Hedef, geleceğin teknoloji markalarının temellerini atmak. Çalışma kapsamında, üniversitelerle görüşülerek, hangi bölümde, bilişim Ar-Ge’sinde çalışabilecek ne kadar yüksek lisanslı ve doktoralı bilim insanı olduğu tespit edilecek. Bu dev projeyi takip etmek isteyenler bilisim vadisi.com.tr web adresini kullanabilir.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/makaleler/2014/10/02/yeni-turkiye-buyuk-turkiye

Siyah-Renk-Ne-Anlama-Geliyor

Tuğçe Kazaz: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kim olduğunu bilmiyorum

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programı manken Tuğçe Kazaz’ı konuk etti. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın kadınlara ilişkin açıklamalarına destek çıkan Kazaz, laik kesimin yakın geçmişte yaptığı haksızlıklara da dikkat çekti. Arınç’a destek verdiği yazısının bu kesim tarafından anlaşılmadığını dile getiren Kazaz’ın cumhurbaşkanlığı seçimi için de açıklamaları vardı.

Kendini laik sanan aydın kesim, zamanında başörtülü arkadaşlarımı, kardeşlerimi, insanlarımı; üniversitelere almadılar, eğitim haklarını ellerinden aldılar, devlet kurumlarına almadılar, çalışma haklarını ellerinden aldılar. Bu noktadan baktığımızda, onları cahil bırakmaya, onları ekonomik yönden zayıf bırakmaya kimin hakkı vardı? Sonra Twitter’a dönüp baktığım zaman; yine herkesi kastetmiyorum, gerçek laiklik anlayışını anlamış, anlayışlı insanlardan bahsetmiyorum, demokrasiden bahseden. Şunu da söylemeliyim ki; Biz grupla haline ayrılıp, birbirimize kızarak demokrasi yaratamayız, bu bir gerçek. Twitter’a dönüp baktığım zaman yine Atatürk diyen, laiklik diyen insanların benim bir yazıma, tamamını okumadan kalkıp sadece başlığından dolayı, sadece kendimizi ait hissetmediğimiz bir kesimden dolayı Tepki vermek adına, suçlama, aşağılama, küfür… İkinci paragrafta zaten ben söylemişim; ben hata yaptım. Bunun en çok ortasında olan benim. Kabul eden benim. Kim çıkıp böyle bir şeyi gösterir ki genç kızlara ben bunu yaptım siz yapmayın. Ben o kapitalist sistemin bize öğretmeye çalıştığı özgürlükten geliyorum ve bunun zararını gördüm, asıl özgürlük bu değil, asıl erdemler bu değil diye ben kendimi öne atmışım. Kimsenin söz söylemeye hakkı var mı? Ben dinden mi bahsetmişim? Beni bir takım konularla ilgili suçluyorsun, ya da küfür ediyorsun, ya da hakaret ediyorsun. Bu hangi laiklik anlayışına sığar, hangi demokrasiye sığar, hangi insan sevgisine sığar.
KEMAL DERVİŞ, ÜLKEYE GETİRİLEN SİPARİŞ ADAYLARIN ÖRNEĞİ
Beni düşündüren bir konu var. Zamanında ülkemize sipariş adaylar getirildi. Kemal Derviş bunların örneği. Ülkeye büyük bir ekonomik zararı oldu. Paralel ile ilgili olarak şunu da söyleyeyim; bugün ülkeye verdiği milyarlarca dolar bir zarar var. Ülkesini gerçekten seven insan, ülkesinin birliğini düşünen bir insan neden seçimden sonra da hataları ortaya çıkarmadı? Bunları hep soru işareti olarak bırakıyorum, doğru değil.
EMİNE ÜLKER TARHAN YA DA MERAL AKŞENER CUMHURBAŞKANI ADAYI OLSAYDI SEVE SEVE OY VERİRDİM
Sipariş adaylar var. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kim olduğunu, geçmişini bilmiyorum. Baktığınız zaman ben bir kadınım, Emine Ülker Tarhan’ı severim, bir kadın olarak da beğenirim. Siyasi görüşlerinden katıldıklarım da vardır. Onu aday çıkarsalardı ben seve seve gider oy verirdim ya da Meral Akşener. Neden bunlar aday çıkmadı da kendi menfaatleri doğrultusunda ortaya bir aday atıldı? Ben gidip oy vermem.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN KURUMLARI BENİ BELLİ GEREKÇELERLER DİNLEYEBİLİRLER
Beni neden dinlediklerinin net sebeplerini onlara sormak gerek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin belli kurumları, özel hayatıma karışmadıkları sürece beni belli gerekçelerle dinleyebilirler. Ancak bugün duyduğunuz, okuduğunuz kadarıyla ilk önce dini bir amaçla ortaya çıktığını söyleyen bir yapıdan bahsediyoruz. Ülke, millet sevdasından, bayrak aşkından ya da dini arayışlarından birtakım inançlarından ya da boşluklarından bu gibi yapılara katılmış insanları, masumane duyguları olanları tamamen dışında tutuyorum. Sen bir dini amaçla çıktın, insanları kendine böyle inandırdın, sonra da kalktın devlet içerisinde başka bir devlet oluşturmaya ve ele geçirmeye çalıştın. Senin amacın ne? Senin arkanda kim var?
KENDİ YANINDA KULLANABİLSİNLER DİYE BENİ DİNLEYİP AÇIĞIMI YAKALAMAYA ÇALIŞTILAR
17 Aralık’a geleyim. Sen yine seçimler öncesinde ekonomisi iyi giden, istikrar sağlamış bir ülkeyi karıştırmak, kutuplaştırmak adına bir takım tapeler ortaya çıkarttın. Sonra insanları günlerce tweetlerle, ne zaman yeni bir şeyler çıkacak diye kendi içinde kutuplaştırmaya çalıştın. Bu da yetmedi, benim gibi kendi hayatına bakan, yaptığı işi en iyi şekilde icra etmeye çalışan bir insanı neden dinledin? Benim bulduğum fikir, benim bir açığımı yakalamaya çalıştılar ki, ilerde kendi yanında kullanabilsin diye. Çünkü sen iyi niyetli değilsin. Ben burada iyi niyet görmüyorum. İyi niyetli olan biri neden beni dinlesin?
DİNLEMELERLE İLGİLİ YASAL BİR GİRİŞİMİM OLMADI, DEVLET BENİM HAKKIMI KORUDU
Yasal bir girişimim olmadı ama yapmayı düşünüyorum. Devlet bugün o kadar güzel üstesinden geldi ki bunun, benim de hakkımı korudu. Bunu ortaya çıkararak, basına vererek. Vermeyebilirdi, ben bunu hiçbir zaman öğrenemeyebilirdim. Ama bu zaten üstesinden gelinen bir şey. Bu yüzden henüz yasal bir işlem başlatmadım. Bir noktada zaten uğraşıyorum, çabalıyorum. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Onlara söyleyebileceğim tek şey bu.
gdgd

Prof.Dr Yasin Aktay: Türkiye öncülerin yalnızlığını yaşıyor

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu ‘Kadraj’ programının konuğu AK Parti Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay oldu. Aktay gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı ve Türkiye’nin Gazze konusunda öncülerin yalnızlığını yaşadığını vurguladı.

“İSRAİL ULUSLARARASI DÜZENİN ÖZETİ”
İslam ülkeleri için İsrail bir anahtar kelimedir. Kurulmuş olan uluslar arası düzenin bir özeti, dışavurumudur. Bu sembole dokunduğunuzda düzene de dokunursunuz. İsrail’in yaptıkları uluslararası düzenin bir icraatıdır aslında. Arap ülkeleri, bu düzenin bekçileridir. O liderlerin hiçbirisi kendi halklarının desteğiyle gelmiş değildir. Düzenin onayıyla o noktada duruyorlar.

“BİRÇOK ÜLKE TÜRKİYE’NİN PEŞİNE TAKILMA DERDİNDE”
Türkiye elbette ki yalnızlaşmış durumda ama Türkiye aslında öncülerin yalnızlığını yaşıyor. Öncüler yalnız olur. Türkiye durması gereken doğru yerde duruyor. Hakkı, hakikati ve doğru tavrı temsil ediyor. Birçok ülke onun peşine takılmanın bahanelerini oluşturmaya başladı. Katar, Tunus, Sudan Türkiye’nin tavrını gıptayla karşılıyor ve destekliyor.

“LİDER ERDOĞAN’DIR”
Aslında lider Erdoğan’dır. Ülkede siyasal hareketin içinde lider bir kişi olur. Seçilecek olan Başbakan da o lideri kabul edecektir. Sen yoluna, biz yolumuza tavrını kimse göstermeyecek. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında eşgüdüm olacaktır. Makasın olacağını kimse beklememeli.

“PARALEL’ KAFA PSİKOPAT BİR KAFA”
Gözaltındaki polisler cahillikten yargılanmalı. Türkiye’nin şu andaki gidişatını görememekten yargılanmalı. Bu kadar cahilse polisliği nasıl bu kadar işgal edebiliyorsun? Demek ki yanıbaşında insanları kıtır kıtır kesseler haberin olmayacak. Şu anda Türkiye ile İran’ın birçok konuda ters istikamette gidiyor olduğunu göremeyecek kadar da körsün. Allah’tan daha beter felaket gelmemiş başımıza. Çünkü istihbaratımız bunlara teslim. Emniyet istihbaratımız, Türkiye’nin istihbarat değerlendirmesini yapacak olan bunlar. Bir de MİT’e talip olmuşlar. Hangi vasfınla MİT müsteşarlığı yapacaksın? Bu kafayla mı yöneteceksin? Şizofrenik, psikopat bir kafa. Bu kafayla ne MİT ne de küçük bir bakkal dükkanı yönetilir.

“ŞÜKÜR VE ŞAHİN’İN YAPTIĞI AKIL EKSİKLİĞİ”
Gözaltındaki polisler yargıda suçlu olacaklar mı olmayacaklar mı bilemem. Ne tür delillere ulaşılacak bilemeyiz. Milletvekillerinin gidip oralarda böyle defans anlayışıyla hareket etmeleri ciddi anlamda akıl eksikliği göstergesidir, hukuk bilgisi eksikliği sözkonusu burada.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/07/30/sukur-ve-sahinin-yaptigi-akil-eksikligi

LACİVERT: Bir Adayın Anatomisi

Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

1404391042676

Uzun bekleyiş nihayet sona erdi. 10 Ağustos 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi çatı adayını açıkladı. Aday, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu. Kahire doğumlu İhsanoğlu, Ayn Şems ve Ezher Üniversitelerinden mezun saygın bir bilim tarihçisi. İlk adı İslam Konferansı Örgütü olan sonradan ismi değişen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreteri. 1 Ocak 2005’te görevi devralan İhsanoğlu, örgütün seçimle göreve gelen ilk genel sekreteri ve aynı zamanda ilk Türk genel sekreteri olma özelliklerini taşıyor.

CHP Milletvekili Melda Onur’un “Kabul, trollendik” açıklamasına bakılırsa, CHP milletvekilleri ve taban büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Zaten parti içinde çatlak sesler yükselmeye başladı, bazı milletvekillerinin alternatif aday arayışında oldukları dedikodusu Ankara kulislerinde dolaşıyor. Yaşanan hayal kırıklığını ise en iyi Cem Özer özetliyor: Ey CHP! Tabanını TEKMELETTİN!
Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesi CHP’nin, merkezi Suudi Arabistan olan bir teşkilatın eski genel sekterini aday göstermesi bazı CHP’liler tarafından kötü bir şaka olarak algılandı. Ciddiyetin farkına vardıklarında ise isyan bayrağını çektiler.

Türkiye’nin kıdemli Kemalistlerinden Bekir Coşkun ise sitemkâr. Coşkun, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli kafa kafaya verip çatı inşaatı yapmaya kalkınca çatı yerine ‘kubbe’ çıktığını söylüyor. Coşkun’un asıl endişesi ise kubbenin kapısı. Gelin, Coşkun’un yakarışına kulak verelim: “Adında bile ‘din’ olan ‘ihsan’ edilmiş bir değerli zat Ekmeleddin İslamoğlu çatı adayı olunca, kapısı kıbleyedir…” (Evet hâlâ İhsanoğlu’nun soy ismini tam öğrenemediler). 17 Haziran Sözcü gazetesi, ‘Çatı kubbe oldu’ yazısı…

İhsanoğlu ile ilgili eleştirilerden biri de, kamuoyu tarafından bilinmeyişi. Aslında bu yanlış, kamuoyu İhsanoğlu’nu sessizliği ile tanıyor. Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanını deviren cuntaya karşı sessizliği ile… Suriye’de yaşanan insanlık dramı karşısındaki sessizliği ile…

Derde deva, sadra şifa olamayan İslam İşbirliği Teşkilatının Genel Sekreteri İhsanoğlu, Müslüman Kardeşler’e mesafeli durmuş, Mısır’da yaşananlara ‘darbe’ demekten imtina etmiş, Suriye’de ise Esad’lı geçişi önererek diktatöre selam çakmış, iç savaşa gözlerini kapatmıştı. Bu duruş Müslüman entelektüellerin nezdinde İhsanoğlu’nun güvenilirliğini ve itibarını zedeledi.

İhsanoğlu’nun bir diğer özelliği ise amiral gemisinin miçoları tarafından asıl mağdur ilan edilmesi… Ki bu çok doğru. İhsanoğlu’nun aslen Yozgatlı olan babası İhsan Efendi, tek parti döneminde baskılara dayanamayarak iltica etmiş bir kişi. İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy ile babasının yakın dost oldukları ve merhum şairin ölmeden önce yazdığı Kuran mealini ona emanet ettiği söyleniyor.
Ama mağduriyet bununla kalmıyor. Kendisi 28 Şubat döneminde İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Bölüm Başkanıydı. Dönemin rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yardımcısı ise şimdilerde CHP milletvekili olan, ikna odalarının kurucu anası Nur Serter. Alemdaroğlu, sırf İhsanoğlu’nu göndermek için Bilim Tarihi Kürsüsü’nü kapatmıştı.

Yani CHP; babası Osmanlı uleması olan, Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemesi şartlarında, 1924 sonrası Türkiye’sini terk etmek zorunda kalmış, 28 Şubat döneminde ulusalcıların bayrak taşıyanları tarafından tasfiye edilmiş bir bilim adamını aday ilan etti. Nerden baksan tutarsızlık…

A Haber’deki programıma katılan yazar Metin Karabaşoğlu’nun güzel bir tespiti oldu. Karabaşoğlu iki tür Müslüman’ın Batı için makbul Müslüman olduğunu söyledi. Biri İslamofobiyi beslemek için iyi fotoğraf veren radikal İslamcı olarak adlandırılan Müslüman tipi, diğeri ise uzlaşmacı ve pasif Müslüman tipi. Bu tespite bakarsak teşkilatın başında bulunduğu dönemde sessizliği ile dikkat çeken İhsanoğlu’nun batının sevdiği ikinci profile uygun olduğunu söyleyebiliriz. Karabaşoğlu, “İhsanoğlu ismi sizi şaşırttı mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “IŞİD üzerinden Müslümanlara söz söylemeye çalışan insanların Batıya boyun eğmiş bir Müslüman tipolojisine uygun bir ismi çatı aday olarak belirlemeleri de bana hiç şaşırtıcı gelmedi.”

Karabaşoğlu’nun iyimser tespitlerinden biri ise şu; uzun yıllardır kendisini ayrıcalıklı ve esas sahip gören beyaz Türkler artık dindarlığın bu ülkenin merkezi olduğunu kabul etti! Benzer bir yorum Financial Times’dan da geldi. Gazete, CHP’nin bazı geleneksel destekçilerinin seçimde çekimser kalmasına yol açabileceğini söylediklerini belirterek ekliyor: “Ancak Sayın Erdoğan o kadar hâkim oldu ki, başlıca muhalifleri bile Başbakan’ın sosyal muhafazakâr çekirdek oylarının peşine gitmeyi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak bir aday göstermeyi tercih ettiler. Sayın İhsanoğlu’nun seçilmesi, Sayın Erdoğan’ın kökleri İslam’da olan AK Parti’yle iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye’nin siyasi manzarasının ne ölçüde değiştirdiğini gösteriyor.”
Ama benim bu konuda ciddi şüphelerim var. Zira aday ismi açıklandıktan sonra duyulan, “Sırf sen git diye neler yapmak zorunda kalıyoruz”, ” İhsanoğlu tanınmayan ama değerli biri. Erdoğan tarafından şeytanlaştırılması zor hatta imkânsız biri” nidaları yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Çünkü yine bu toprakların sahipleri, aptal yerine konuluyor, yine zekâmızla alay ediliyor gibi hissediyorum.

Bizi nasıl bir seçim bekliyor?
10 Ağustos 2014’te, cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. İlk turda kazanmak isteyen aday, oyların yüzde 51’ini almak zorunda. Eğer seçim ikinci tura kalırsa, geçerli oyların en fazlasını alan aday Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı olacak. 30 Mart yerel seçim sonuçları baz alınırsa CHP ve MHP’nin toplam oyu yüzde 43, AK Parti’nin oyu ise yüzde 45,6. Kilit rol, Kürt oylarında. Kürt siyasi partiler, seçimlerde yüzde 6,1 oy aldı. Bu durumda Kürt partilerinin kendi adaylarını gösterip göstermeyecekleri, göstermemeleri durumunda hangi adayı destekleyecekleri seçimin sonucunu belirleyebilir.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/2014/07/03/bir-adayin-anatomisi

Hatem Ete: Erdoğan Cumhurbaşkanı olamasın diye…

A Haber ekranlarında yayınlanan ve Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bugünkü konuğu Seta Siyaset Araştırmaları Direktörü Dr. Hatem Ete’ydi.

Ete, ‘CHP seçmeninin İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu, parti içerisinden de bu karardan dolayı memnun kalınmadığını’ söyledi. Ete, ‘Çatı Aday Projesi’nin CHP’den çok MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygun olduğunu ve AK Parti’nin adayının veya Başbakan’ın Cumhurbaşkanı seçilmemesi için ortaya atılan bir taktik’ olduğundan da söz etti. Ete, İhsanoğlu’nun adaylığıyla ilgili ‘CHP’nin üst yönetiminde huzursuzlukların artacağını’ iddia etti.

CHP’DE ÇALKANTI DEVAM EDİYOR
Bu tür durumlarda başbakan erken aday açıklamaya sıcak bakmıyor, bunu 2007 yılında da görmüştük. MHP ve CHP liderleri İhsanoğlu üzerinde uzlaştılar ama CHP’de çalkantı devam ediyor. Acaba İhsanoğlu dışında başka bir aday çıkar mı? HDP de henüz aday göstermedi. Bu yüzden de Haziran ayının sonuna kadar bekleme politikası doğru bir politika.

CHP SEÇMENİ İHSANOĞLU’NA OY VERMEZ, HUZURSUZ OLANI DA SANDIĞA GİTMEZ
Türkiye’de seçmen sadakati yüksek. Bunun örneğini daha önce gördük. MHP, tabanının benimsemediği bir karar almıştı 2010 referandumunda. Siyaset biraz da mevzi siyasetidir. İhsanoğlu ismi en sürpriz isimlerden biriydi. CHP seçmeninin büyük çoğunluğunun İhsanoğlu’ndan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Seçmenin büyük çoğunluğu İhsanoğlu’na oy vermemeyi tercih edecektir, huzursuz olanlar da sandığa gitmeyecektir. CHP’nin bence üst yönetiminde huzursuzluklar oluşmaya devam edecek. CHP’nin içerisinde bu karardan pek de memnun kalınmadığı ortaya çıkmıştır. Baykal’ın yanında başka milletvekilleri de tercihlerini belli ettiler.

ÇATI ADAYI PROJESİNİ AK PARTİ ADAYI CUMHURBAŞKANI OLAMASIN DİYE ORTAYA ATTILAR
İlk günden beri bu ‘Çatı Aday Projesi MHP’nin siyasi hesaplarına daha uygundu. CHP de buna tabi oldu. Bulunacak aday MHP seçmeninin gönül rızasıyla oy verebileceği ancak CHP seçmeninin zoraki hesaplarla oy verebileceği, razı olabileceği bir adaydı. MHP adayı daha kolay benimserken CHP’de huzursuzluk var. Aynı şeyi AK Parti’ye uyarlarsak AK Parti meseleyi başından beri bir mühendislik projesi olarak görüyor. Zaten “çatı adayı formülünün” gündeme alınmasının en önemli gerekçesi de AK Parti adayı veya Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemesin diyedir. AK Parti adayını seçtirmemek üzere bu yola girildi. Hatırlayalım, 30 Mart Seçimleri öncesinde Ak Parti Türkiye tarihinin en büyük operasyonuna maruz kaldı. AK Parti seçmeni her şeye rağmen tüm bunların AK Parti’ye yönelik bir operasyon olduğuna kanaat getirdi. O zor şartlara direnen AK Parti seçmeninin şimdi Erdoğan’ı bırakıp İhsanoğlu’na oy vermesi imkansızdır.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/24/erdogan-cumhurbaskani-olamasin-diye

17 Aralık film oluyor! “Kod adı: K.O.Z”

Tapeler, kasetler, yargı operasyonları, MİT tırlarına yapılan baskınlar… MİT kriziyle başlayan, 17 Aralık operasyonuyla deşifre olan “paralel yapı” bu kez beyaz perdeye uyarlanıyor.

Bu projenin sahibi yapımcı Uğur Yalçınkaya, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk oldu.

BİRİLERİNİN BU GERÇEKLERİ FİLM YAPMASI GEREKİYORDU, BİZ DE BAŞLADIK
Biz bu projeye başladıktan sonra bizi birilerinin yanına koymak isteyenler çok oldu. Biz ne bir siyasi partinin üyesi, ne de bir tarafın yanlısıyız. Bu filmde biz sadece Selçuklu’dan gelen Osmanlı’yla devam eden ve üzerinde yaşamaktan gurur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti devletinin yanında olarak bu projeye başladık. Bu projeye başlarken nelerle karşılaşacağımızı, neler olacağını ve başımıza neler geleceğini çok düşündük. Ülkemiz öyle bir süreçten geçti ki emniyetin koridorlarında polisler birbirlerine silah çektiler, savcılar, başsavcıların haberi olmadan kendi kendilerine operasyon yürüttüler. Birisinin çıkıp “devlet içinde devlet kurmak isteyen insanları” ya sinema filmine dökmeliydi, ya da bu gerçekleri anlatacak bir yapım içerisinde yer almalıydı. O yüzden biz de buna başladık.

GALA 17 ARALIK 2014’DE
“Kod adı: K.O.Z”un galası 17 Aralık’ta yapılacak. Bu projeye başladığımda birçok usta danışmanlık yapmayı kabul etti. Bu proje normal bir sinema filmi değil. Bu projenin içindeki herkesin hayati tehlikesi vardır da diyebilirsiniz, ticari hayatı bitebilir de diyebilirsiniz. Birileri Başbakan’ı dinliyorlarsa, MİT’i ve Dışişleri’ni de dinleyebiliyorlarsa biz herhalde onların yanında hiçiz ama çekinmiyoruz.

Proje ilk internete düştükten sonra bana ilk tebrik(!) “onlardan” geldi. Açık konuşmak gerekirse “paralel yapı”dan geldi. Telefonlarımda mevcuttur. Tehdit de aldık, üç gün sonra teklif de aldım. Bu projenin ya bitirilmesini ya da senaryonun değiştirilmesini istediler.

SONUNDA ÖLÜM BİLE OLSA “KOD ADI: K.O.Z” 17 ARALIK’TA VİZYONA GİRECEK
“Paralel yapı” dediğimiz şey cemaatten ibaretse çekineceğimiz bir şey yok. ‘Paralel yapı’nın arkasında çok farklı güçler var. Biz yedi aydır Türkiye’de hiçbir gazetecinin söyleyemeyeceği şeyleri bu sinema filminde seyircilerle buluşturacağız. İnsanlar maskelerin düştüğünü tek tek görecekler. Sonucunda da ölüm bile olsa bu sinema filmi, ben olsam da olmasam da tüm variyetimi bu işe koyacağım ve 17 Aralık’ta izleyiciyle buluşacak.

UY

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/20/17-aralik-film-oluyor-kod-adi-koz

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül: Devlet başkanını seçeceğiz!

A Haber’de hafta içi her akşam ekranlara gelen, Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın bu günkü konuğu Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül’dü.

Gül, 12 Eylül Darbesi’nin yargılanmasında bugün verilen kararı, Balyoz Davası’ndaki muhtemel yeni yargılanma sürecini, muhalefetin çatı adayı İhsanoğlu’nu ve Ak Parti’nin cumhurbaşkanlığı seçimindeki vizyonunu değerlendirdi. Gül, Balyoz Davası’yla ilgili olarak ‘Darbe olmamıştır sonucu çıkmaz, Hanefi Avcı’ya bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar da verilebilir’ derken, Yeni Anayasa’nın yeni dönemde mutlaka yapılacağını, artık rütbesi sökülen bir 12 Eylül anayasasıyla yola devam etmenin mümkün olmadığını ayrıca ekledi. Gül, İhsanoğlu’nun Ak Parti tabanından oy alamayacağını, Ak Parti’nin cumhurbaşkanı adayının ilk turda seçileceğini söyledi. Bu anlamda muhalefet partilerine de bir mesaj veren Gül, ‘Seçimi bu kez parlamento değil, 77 milyon yapacak’ ifadelerini kullanırken çarpıcı bir tespite imza attı: Devlet başkanını seçeceğiz!

BALYOZ’DAN “DARBE YAPILMAMIŞTIR SONUCU” ÇIKMAZ

Hepimizin hatırlayacağı,  bu referandum sürecinde CHP Genel Başkanı 12 Eylül yargılama imkanı getirmiyor” iddiasıyla şehir şehir dolaşıp referandum aleyhine “hayır bloku” olarak çalışıyordu. Bugün geldiğimiz noktada, 12 Eylül’ün ve darbecilerinin yargılandığı süreç bugün karara bağlandı ve milletimiz “evet” oyuyla referanduma vermiş olduğu desteğin hukuki karşılığını gördü.

Balyoz ve Hanefi Avcı kararları da Anayasanın 12 Eylül referandumuyla getirdiği yeni bir hak. “Bireysel hak ihlali olması halinde”  AYM’ye bireysel başvuru  2010 referandumun sonucunda getirilen yeni bir haktı. Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karar esas incelemesi, esastan yargılama sonucu değil. AYM “bireysel müracaatla bu ihlal söz konusu mudur, değil midir?” buna bakar. Bu konuda da anayasamızın 36.maddesiyle düzenlenen “adil yargılama hakkı, deliller, tanıklar, objektif bir şekilde değerlendirilmiş mi değerlendirilmemiş mi?” usul anlamında bir inceleme yapmıştır.

Bunlardan Balyoz’da darbe yapılmamıştır sonucu çıkmaz. Sadece usûlen AYM’nin “deliller dikkate alınmamış, tanıklar dinlenmemiş, dolayısıyla anayasanın adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir” diye vermiş olduğu karar var. Tabii kararı tartışmak için gerekçeli kararı görmek lazım. Balyozla ilgili durum kesinleşmiştir, eğer bu konuda takdir varsa, infazın durdurulması kararının verilmesi ve tahliye kararı da bilahare verilebilir. Hanefi Avcı ile bu anlamda tahliye ile ilgili bir karar verilebilir.

Türkiye’de, cumhurbaşkanını halkın seçeceği yeni süreçte, 10 Ağustos sonrasında, anayasanın yeniden ele alınıp dizayn edilmesi lazım.

YENİ DÖNEMDE YENİ ANAYASA’YI MUTLAKA YAPACAĞIZ

Biz bugün, 12 Eylül Darbesi’ni yapan darbecilerin hayatta olanlarını mahkeme karşısına çıkardık. Rütbeleri sökülen bu anayasayla Türkiye daha ne kadar devam edecek? Ekonomik ve siyasi istikrarı Ak parti iktidarında yükselen Türkiye’nin çıtasıyla ‘Yeni Türkiye’yi inşa etmek lazım. Önümüzdeki dönemin en önemli meselesi Yeni Anayasa olacaktır. Bugün 12 Eylül Anayasası’nı yapanların yargılandığı dönemde Yeni Türkiye’nin yeni anayasayla Türkiye’nin sorunlarını masaya yatırıp uzlaşması gerekiyor.

Muhalefet kendi imzalarına rağmen imzalarının arkasında durmuyor. Muhalefet daima masanın altına saklanarak, sorunları görmezden gelerek milletin anayasa yönündeki taleplerini umursamamaktadır. Ak Parti yeni anayasa iradesini milletiyle beraber yeni dönemde mutlaka gerçekleştirecektir.

Hangi cübbeyi giyerse giysin, milli iradenin karşısında duran hiçbir güç başarılı olamayacaktır. 12 Eylül’ü yargıladığımız süreçte, 17-25 Aralık darbe girişimleri de 12 Eylül’ün devamıdır. 30 Mart’ta milletin verdiği mesaj “milletin iradesine hiç kimse vesayet koyamaz” mesajıydı. Ak Parti’nin temel paradigması  “milletten başka hiçbir gücü millet kabul etmeyecektir” görüşüyle Türkiye’yi koruyacak ve daha ileriye götürecektir.

Temeli olmayan çatı yıkılmaya mahkumdur. Bugün Bahçeli de Kılıçdaroğlu da bu çatı adayını milletimize sunmaya çalışmaktadır. Lakin “siyasal mühendisliğin” bu seçimler için geçerli olmayacağı” milletimizin malumudur. 1000 yıllık bu coğrafyada millet ilk defa “devlet başkanını” kendisi seçecektir.

SEÇİMİ PARLAMENTO DEĞİL 77 MİLYON YAPACAK

CHP’nin unuttuğu, bu seçimi parlamento yapmayacak, 77 milyon yapacak. Biz bu hikayeyi daha önce de gördük. Gezi süreci’yle başlayan, 17-25 Aralık operasyonuyla devam ettirilmeye çalışılan ve 30 Mart’ta da sahnelenmek istenen senaryo buydu. Sarıgül’ü, Mansur Yavaş’ı kim dikte ettirdiyse burada da CHP-MHP sanki mecbur bırakılan aday sürecini yönetiyor şu an. Uzlaşı diye bir heyuladan bahsediyorlar ama hiçbir uzlaşı mümkün değildir.

Sarıgül anlamında İstanbul’a yapılmak istenen operasyon burada da yapılmak isteniyor. Milletimiz 30 Mart’ta bu senaryoyu çöpe attı. Bu süreçte de aynısı olacaktır. CHP ve MHP’nin bu anlamdaki sürece ilişkin yaptıkları siyaset dışı aday arayışlarının milletimiz açısından tasvip edilmeyeceği açıktır.

İHSANOĞLU AK PARTİ’DEN OY ALAMAZ, SEÇİMİN SONUCU ŞİMDİDEN BELLİ

Ak Parti’nin adayı, milletle yapılan toplumsal mutabakat neticesinde milletle ittifak yaptığımız bir aday olacak. CHP-MHP’nin yaptığı gibi tutuşturularak verilen değil,  milletin gönlünde, milletin değerleriyle barışık bir siyasi kimliğe sahip, milletin sofrasında bağdaş kurup oturan, dertlerini bilen, Türkiye’nin 2023 vizyonunu dert edinen, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını düşünen, devlet yönetimi ve siyaset tecrübesi olan bir aday olacak. Aslında olacak olan milletin ittifak ettiği, gönlünden geçirdiği aday kimse bu aday Ak Partili olacak. En yakın zamanda adayımız milletin karşısına çıkacak.

Ekmeleddin İhsanoğlu Ak Parti tabanından kesinlikle oy alamaz. 10 Ağustos seçiminin sonucu şimdiden bellidir. Ak Parti’nin adayı 10 ağustos’ta birinci turda, milletimizin desteğiyle zaferle çıkacak. Biz milletimizle olan ittifakı önemseriz. Bir işin aslı varken taklidine girilmez. Muhafazakar kesimlerden oy almak için muhafazakar birinin aday gösterilmesi ne Ak Parti tabanında ne de diğer partilerin tabanında teveccüh görmez. Ak Parti’li aday her partiden destek alacaktır. Adayın isminin dahi bilinmediği bir yerde adeta Survivor yarışmasındaki gibi zarfı açıp çıkan ismin okunduğu bir aday profiliyle cumhurbaşkanlığı seçimine gidilemez.

AG

http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/abdulhamit-gul-devlet-baskanini-sececegiz