Arşiv Ocak 2013

Filistin kampında çocuklarla hayatın rengini kareledik…

IMG_9034Aslen Cezayirli olan Belçikalı Asmaa El Mourabiti iki yıl önce Gazze’ye gidince Mülteci kampındaki çocuklardan çok etkilenmiş. Tekrar Gazze’ye gittiğinde bu defa elinde fotoğraf makinaları olan El Moubabiti 6 Filistin’li çocukla gri bir ülkede renk avına çıkmışlar. Şimdi çocukların çektiği resimlerle açtığı sergiyle bütün dünyayı gezen El Mourabiti’yi İstanbul’da yakaladık.

Geçtiğimiz hafta Altunizade Kültür Merkezi bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yaptı. Gazze’deki günlük yaşamı anlatan bu fotoğraflar yaşları 6 ile 11 arasında değişen altı Filistinli çocuk tarafından çekilmişti. ‘Çocukların Gözünden Gazze’ sergisinin fikir annesi ve eğitmeni Cezayir asıllı Belçikalı Asmaa El Mourabiti ile bu fotoğrafların hikayesini konuştuk. SÖyleşinin sonuna doğru çat pat Türkçe konuşmaya başlayan Mourabiti’nin Türkçe’yi öğrenme hikayesi de ilginç.

-Kimdir Asmaa El Mourabiti?

-Cezayir’de doğdum. 6 yaşındayken ailece Belçika’ya göç ettik. Felsefe okudum ama sonra pratik yapılabileceğim bir alan seçmek istedim ve böylece fotoğraf ile tanıştım ve profesyonel fotoğrafçı oldum.

DSCN054961

-Peki bu proje nasıl doğdu?

-2010 yılında Belçika delegasyonu ile Gazze’ye gittim. Sadece dört gün kaldık ama ben bütün vaktimi Jabalia Mülteci kampında geçirdim. Dökme Kurşun operasyonu bitmişti. Çocukların yaşam koşullarını görünce gerçekten çok şaşırdım. Müthiş bir travmaydı. Yaşadıkları şartları anlatmak gerçekten çok zordu. Korkmuş çocuklar gördüm. Ülkeme döndüğümde elimden geldiği kadar insanlara oradaki durumu anlatmaya çalıştım. Oradaki çocuklara yardım etmek istiyordum ama param yoktu, doktor değildim, siyasetçi değildim, psikiyatr değildim, ben bir fotoğrafçıydım. Bu yeteneğimi onlar için kullanabileceğimi düşündüm. Onlara kendilerini ifade etmek için bir şans verebilirdim. Sonra bu projeyi hazırlayıp bakanlığa sundum, kabul ettiler. Tekrar Gazze’ye gittim. Çocuklara 3 hafta fotoğraf eğitimi verdim. Gerçekten çok zekiydiler ve çok çabuk öğreniyorlardı. 3 kız, 3 erkek olmak üzere altı çocuk seçmek zorunda kaldım bu eğitim için ve bu gerçekten zor bir seçimdi. Bu çocuklar mülteci kampında yaşıyorlardı ve pek çok olaya şahit olmuşlardı. Dördü annesini, babasını, kardeşlerini kaybetmişti. Özellikle ikisi ailelerinin ölümüne şahit olmuştu ve hiç konuşmuyorlardı. İlk başlarda bir yabancı olduğum için benden korktular. Kapalı bir hapishanede büyüyorlar dolayısıyla Filistinli olmayan biri gördüklerinde İsrailli olduğunu sanıyorlar. Onlarla anlaşmakta zorlandım. Bu nedenle projemi önce onların yakınlarına öğretmenlerine anlattım. Onlar destek oldular ben de onlara bu projenin çocuklara gerçekten yardımcı olacağına inandırdım.

FOTOĞRAF MAKİNASIYLA YATTILAR

-Eğitim bittikten sonra neler yaşadınız?

Kursu verdikten sonra onlara yanımda getirdiğim makineleri verdim ve fotoğraf çekmelerini istedim. İlk başlarda hiç fotoğraf çekmediler. Fotoğraf çekmekten korkuyorlardı. Çünkü etraflarındaki her şey yok olmuştu. Çevrelerindeki her şey renksizdi, çiçekler, ağaçlar yok edilmişti. Çocukların hayatında renk yoktu. Her şey griydi. Sonra daha kolay ilerlemek için onlara konular verdim. Mesela ilk hafta sadece okul ile ilgili fotoğraf çekmelerini istedim, sonra aileleri ve çevreleri ile ilgili fotoğraflar çektiler. Fotoğraf makineleri ile yatıyorlardı kimsenin ona dokunmasına izin vermiyorlardı. Zamanla fotoğraf makinesi onların en yakın arkadaşı haline geldi. Ben de onlarla birlikte zaman geçiriyordum, sürekli birlikte kalıyorduk. Ben de çocuk oldum onlarla.

Zaman içinde çocuklar çevreleri ile ilgili sıkıntıları fotoğraflamaya başladılar. Onlar her şeyin farkındaydı.Bu zaman içinde beni en çok etkileyen şu oldu. Akşamları ayrılırken onlara ‘Yarın görüşürüz’ derdim ve onlar şöyle cevap verirlerdi; ‘Belki’ Neden böyle söylüyorlar biliyor musun? Çünkü bu çocuklar biliyor ki, belki de gece bir bomba gelecek ve her şey bitecek. Bu çocuklar artık çocuk değiller, yetişkin gibi konuşup yetişkin gibi düşünüyorlar. ‘Büyüyünce ne olmak istiyorsun?’ sorusuna ‘Bilmiyorum, belki yarın öleceğiz’ şeklinde cevap veriyorlar.

Bu çocuklara nasıl umut vereceğimi düşündüm. Bu benim için gerçekten zordu.

12

-Bu kaçıncı serginiz?

-İlkini Gazze’de yaptık, sonra Brüksel’de. Şimdi Türkiye’deyiz. Mart’ta Ürdün’de olacacağız. Nisan’da tekrar Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda açacağız.

GAZZE’DEKİ HAYATI FOTOĞRAFLADIK

-Bu proje çok yönlü bir proje o zaman.

-Bu bir fotoğraf projesi ama fotoğraftan fazlası var. Aslında sosyolojik bir proje. Her bir fotoğrafın bir hikayesi var. Gazze’deki günlük hayatın hikayesini anlatıyorlar.

-Aralık ayında Avrupa Birliği üyesi 14 ülke aksi yöndeki pek çok lobi faaliyetine rağmen Filistin’in BM’de ‘üye olmayan gözlemci devlet statüsü’ kazanmasına destek verdi.

-Evet çekimser olanlar da vardı ama Belçika’nın olumlu oy vermesi beni çok sevindirdi. Biliyorum bu durum bir şeyi değiştirmeyecek ama sembolik de olsa önemli bir gelişme bu. Bütün Avrupa ülkeleri olumlu oy verseydi bile İsrail için bir şey değişmezdi. Çünkü İsrail uluslararası hukuku tanıyan bir devlet değil. Kendilerini hukukun üstünde görüyorlar. Ortadoğu ülkelerinde Arap Baharı yaşandı ama maalesef Filistin’de bir bahar zor görünüyor.

DSCN0029 21.25.43

Gülbahar annem beni büyüttü

Türkçe öğreniyorum çünkü çocukken annem hastalanmıştı. Bursalı bir aile ile komşuyduk. Annem aylarca hastanede yatmak zorunda kaldı. Bu sürede Gülbahar Anne bizi yanına aldı ve kendi çocuğu gibi baktı. Hala ona Gülbahar Anne diyorum. Türkler ile büyüdüm ben. Türk mantalitesini seviyorum, sonuç odaklı ve net. Türkçe müzik de dinliyorum özellikle Sezen Aksu’yu ve İbrahim Tatlıses’i . Orhan Pamuk okuyorum. Ayrıca Osmanlı tarihini okurum.İleriki yıllarda İstanbul’da yaşamak istiyorum. Bir şey daha var. Ben tesettürlü bir Müslüman değilim ama içki içmiyorum ve helal yiyorum. Ailem daha dindardır. Belçika’da yaşamak daha zor bizim için. Çünkü bir çeşit sansürleri var. Mesela tesettürlü olmasam da kadınların başörtüsü takma özgürlüğünü savunuyorum, bunu söylediğim zaman Belçikalı insanlar bundan hoşlanmıyorlar. Beş yıl önce Belçika’da bu sorun değildi ama şimdi problem halinde. Bir de şunu fark ettim. Belçika’da yaşarken tesettüre karşı ciddi itirazları olan 2 Fransız arkadaşım vardı. Son iki yıldır İstanbul’da yaşıyorlar ve onların tesettüre karşı bakışının yumuşadığını gördüm.

Kardeşim Mavi Marmara’daydı

-Kız kardeşiniz Fatima da bir aktivist.En son Mavi Marmara’daydı değil mi?

-Fatima bir psikiyatrist. Evet Mavi Marmara’daydı. Bakın eğer kendinizi hümanist olarak veya demokrat olarak tanımlıyorsanız, bu kadar şeyi gördükten sonra yerinizde oturamazsınız. Mensubu olduğunuz devlet bir şeyler yapmasa da siz yapmalısınız. Ben Müslüman bir kültür içinde büyüdüm.

AZ KALSIN ÖLECEKTİM

-Ailenizi merak ediyorum.

-Ailem eğitimli ve kültürlü insanlar. Bize sürekli şunu söylediler. ‘Eğer birileri haksızlığa uğruyorsa, susamazsın. Herkese saygı gösterin ama adalet temel değeriniz olsun.’

-Başka projeniz var mı?

-Gazzeli balıkçılar ile ilgili çalışmak istiyorum. Biliyorsunuz Gazze denizlerle çevrili ve pek çok kişi bu işten para kazanmaya çalışıyor. Ama bu balıkçılar 3 mil öteye açılamıyorlar ve bu mesafede balık yok. Ailelerini bakabilecekleri, para kazanabilecekleri tek işlerini yapamıyorlar. Birkaç kere onlarla denize açıldım. Ne zaman açılsalar İsrail ordusu tarafından vuruluyorlar. Ben de bir keresinde neredeyse vuruluyordum. Onların hayatlarını ve yaşadıkları zorlukları fotoğraflamak istiyorum.

-Sergi süresince neler yaşadınız?

-Türkler Filistin meselesine çok duyarlı. İstanbul’da pek çok Filistinli öğrenci ile tanıştım. Güzel bağlantılarım oldu. Burayı seviyorum. Bence Türkler ve Cezayirliler arasında bir bağ var.

http://yenisafak.com.tr/pazar-haber/filistin-kampinda-cocuklarla-hayatin-rengini-kareledik-27.01.2013-462806

 

 

Kimliklerimi severek taşıyorum

Mahinur Özdemir, Belçika’da yaşıyor. Genç, kadın, başörtülü, Türk ve Müslüman. 2009 yılında Frankofon bölgesinde milletvekili seçildi. Özdemir’le Belçika ve Avrupa’yı konuştuk.

IMG_8303

Türkasıllı, Müslüman bir Belçikalı Mahinur Özdemir… 82 yılında Schaerbeek’te doğmuş. Beş kardeşin en büyüğü. Muhasebeci bir anne ile öğretmen bir babanın kızı. Latince, kimya ve matematik okumuş. Üniversite eğitimi ise ekonomi-politika ve işletme mühendisliği üzerine. Yüksek lisansını ise kamu yönetimi üzerine yapmış. Türkiye onu 2009 yılında Frankofon bölgesinden Demokrat Hümanist Parti’den milletvekili seçildiği zaman tanıdı. Mahinur Özdemir ile Brüksel sokaklarında sohbet ettik.

– Bazıları sizin Belçika’yı temsil etmediğinizi düşünüyor.
– Özellikle yemin töreninden sonra küçük bir kesim tarafından böyle bir tartışma açılmak istendi. Benim kanaatimce bu kesim de Belçika’nın uzlaşı kültüründen ve demokrasisinden yeterince haberdar olmayan veya bunu içselleştirememiş bir kesimdi.

– Bunun dayanağı neydi? Başörtüsü mü? Müslüman ama başörtüsüz bir kadın olsaydınız yine bu konu tartışılır mıydı?
– Hayır, kesinlikle tartışılmazdı. Fakat biliyorsunuz ilk olmak her zaman zordur; her toplumda, her ortamda zordur. İlklerin dünyada zorluklarla dolu geçen bir hayat ve mücadele alanı olmuştur. Ben de Belçika’da ve Avrupa’da bir ilk olmam sebebiyle bu tartışma ve zorlukları kısmen de olsa yaşadım. Hatta zaman zaman yaşamaya devam ediyorum. Belki bu işin doğası böyle…

– Başörtüsünün kadın,erkek eşitliğine engel olduğu argümanı sıkça kullanılır oldu.
-Başörtüsünden rahatsız olanlar, bu söylemin arkasına sığınarak yeni bir karşı argüman ortaya çıkarmaya çalışıyor. Niyetleri aynı kalıyor, böyle söyleyerek, yani yaygın kabul görmüş bu tür kavramları kullanarak başörtüsüne karşı çıkmaya çalışıyorlar.

SADECE SİYASET YAPIYORUM
– Türk asıllısın, Müslümansınız, başörtülüsünüz, kadınsınız ve Belçikalısınız. Bütün bu kimlikleri nasıl birleştiriyorsunuz?
– Toplumda bir kadın olarak siyaset yapmak başlı başına bir iş. Daha fazla mücadele gerektiriyor. Avrupa’da bile kadınlar seçilme haklarını çoğunlukla 2. Dünya Savaşı’ndan sonra aldılar. Şu anki durum dahi arzu edildiği gibi değil. Bunun yani sıra, evet, tüm bu saydığınız kimlikleri birlikte taşımak önemli bence; birini diğerine tercih etmeden… Bütün bu kimliklerimle bir problem yaşamıyorum. Ben bu kimliklerin tümüyüm. Bir ağacı oluşturan dalları, yaprakları, çiçekleri, belki meyveleri ve köküdür. Bir ağacı bütün bunlarla çizersiniz. Hepsinin ayrı bir özelliği var, hepsi ayrı ayrı kıymetli.

– Bu kimlikler arasında bir derecelendirme yapsak, zorluk açısından, hangisini yaşamak daha zordur?
– Bunları zorluk olarak görmüyorum, bilakis biri eksik olsa ben olmam gibime geliyor. Ben bu kimliklerin hepsini severek ve memnuniyetle taşıyabiliyorum. Dışardan bakınca bazıları handikap gibi görünüyor olabilir: Kadınsınız, yabancı kökenlisiniz, Müslümansınız, başörtülüsünüz, üstüne üstlük gençsiniz, çünkü genç olmak da ayrı bir handikaptır siyasette. Ancak bardağın dolu tarafı daha fazla.

– Siyaset dışında neyle ilgileniyorsunuz? Peki ya gelecek planlarınız?
– Belçika’da siyaset yaparken başka bir iş ile ilgilenmeniz pek mümkün görünmüyor. Zaten bu, etik olarak da mümkün değil. Şu anda belediyedeki ve parlamentodaki görevlerim zamanımın büyük bir kısmını alıyor. Siyaset bir meslek alanı değil, aksine fikirlerinizi, doğrularınızı hayata geçirmek için bir hizmet alanı. Bugün görevimi en iyisi şekilde yapmak istiyorum. Bugün de yarın da nerede olursam olayım, sorumluluklarımı ve işimi en iyi ve en faydalı şekilde yerine getirmek benim öncelikli amacım.

‘SİZ FRANKOFONLAR’ DİYE KONUŞUYORUZ
– Avrupa’daki milliyetçi yükselişin Belçika’ya yansıması nasıl?
– Belçika’da ağırlıklı olarak Flamanlar, Frankofonlar var. Daha önce nüfus yoğunluğu Frankofonlardaydı, şimdi durum tersine dönmüş durumda. Ancak son yıllarda Flaman kesimdeki milliyetçi söylemler sertleşiyor. Daha önce yüzde 3 oy almış bir Flaman milliyetçisi parti oyunu yüzde 33’e kadar yükseltti. Bu parti, özerklik ve Flaman bölgesinin bağımsızlığını savunuyor.

– Belçika için bir bölünmeden söz edebilir miyiz?
-Bu kolay bir şey değil. 20 yıl sonraki Belçika ile şimdiki Belçika elbette aynı olamayacak. Şu an hükümet altıncı devlet reformunu gerçekleştiriyor. Ülkenin federal yapısını kuvvetlendirmek için yapıldı bütün bu reformlar. Belçika değişecek muhakkak, belki de konfederal bir sisteme doğru ilerleyecek. Ancak şu an için ayrılıktan söz etmenin gerçekçi olmadığını düşünüyorum.

– Türkler bu Frankofon- Flaman çekişmesinde hangi tarafta?
– Frankofon bölgesinde yaşayan Türk kökenli aileler Frankofonların, Flaman bölgesinde yaşayanlar Flamanların tarafında. Sizli bizli konuşuyoruz. ‘Siz Flamanlar’, ‘Siz Frankofonlar’ olarak konuşuyoruz. Türkler yaşadıkları yerleri benimsiyor.

– Avrupa gözünde Türkiye imajında bir değişiklik oldu mu?
– Bazı konularda eleştiri alıyor Türkiye; özgürlükler vs. gibi konularda. Ama Türkiye ekonomik güç olarak anılmaya başladı ve bölgede bir güç olarak görülüyor. Uluslararası platformda Türkiye’nin itibarının arttığını söyleyebiliriz.

IMG_8300

KENDİ ÇABAMIZLA ENTEGRE OLDUK
– Belçika nasıl bir devlet?
– Belçika 1830 tarihinde kuruldu ve o tarihten beri de uzlaşı kültürünün hakim olduğu bir ülkedir. Belçika siyaseten nötr bir ülke, Fransa’daki gibi laiklik anlayışı yok. Devlet tarafından tanınan ve maddi açıdan da kısmen destek sağlanan sekiz din ve mezhep var.

– Avrupa’nın son durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
– Avrupa ekonomisinin yaşadığı krizin toplumsal pek çok sonuca da sebebiyet verdiği bir aşikar. Avrupa Birliği’nin ekonomik açıdan yaşadığı sıkıntı hepimizin malumu. Bu kriz tabii yabancı kökenlileri de etkiliyor; iş başvurularında, iş çıkarmalarında vs… Kriz ortamı maalesef yabancılara karşı olan ayrımcılığı hatta düşmanlığı arttırabiliyor ve bu durum maalesef popülist partilerin ekmeğine yağ sürüyor.

– Avrupa’da göçmenler için entegrasyon politikası mı asimilasyon politikası mı uygulanıyor?
– Tüm Avrupa’yı değerlendirmem mümkün değil. Fakat gözlemlediğim kadarıyla, entegrasyondan bahsetmek için ülkelerin bir entegrasyon politikası olması lazım. Entegrasyondan ne anladığımız da önemli bu durumda. Avrupa göçmenleri kabul ettiğinde onlara özel dil kursları, yaşadıkları ülkenin hak ve hukukunu öğrenmeleri için özel eğitimler vermedi. Göçmenler ancak kendi çabalarıyla entegrasyonu gerçekleştirdiler. Buradaki Türkler bulundukları noktaya tamamen kendi çabaları ile geldiler ve hepsi birer altın madalya hak ediyor.

http://www.sabah.com.tr/Cumartesi/2013/01/19/kimliklerimi-severek-tasiyorum