Armağan: Cumhuriyet ittifakla kabul edilmedi

Cumhuriyet ilan edilmeden bir gün önce neler oldu, siyasi atmosfer nasıldı, Tarihçi yazar, Derin Tarih Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’da bu sorulara yanıt verdi, çarpıcı açıklamalar yaptı.

Mustafa Kemal rahatlıkla inkılap yapabilmek için bir hükümet şekli olarak Cumhuriyet’i istiyordu. Hükümet bir krize girmişti, bunun Mustafa Kemal’in hazırladığı bir tertip olduğunu düşünüyoruz. Bakanlar Meclis tarafından seçiliyordu, gerektiğinde bunları tek tek düşürebiliyordu. Bu sistemde ister istemez Devlet Başkanı olan Meclis Başkanı olan kişi Mustafa Kemal herkes sorgulanabiliyor. Bu ortamın içerisinden bir karar çıkarmak, deveye hendek atlatmak gibi. Mustafa Kemal Cumhuriyet’in ilanı ile kendisinin otoritesinin kabul edileceği bir yönetime geçmek istiyor çünkü yapacağı inkılaplar var. O yüzden öyle bir rejim kuralım ki benim atayacağım başbakan yönetiminde kabine sistemi oluşsun istiyor. Meclis’te buna karşı direnç var. O zamanki cumhuriyet fikri teknik bir meseledir. Hükümetin şekli meselesidir. 1923’te henüz Cumhuriyet’in içinin nasıl dolacağı belli değildi, o günkü algılayış hükümet etme şeklinin formülüydü, Anayasa’ya bir tadil maddesi eklenerek sağlandı.

ARMAĞAN: CUMHURİYET İTTİFAKLA KABUL EDİLMEDİ, 130 MİLLETVEKİLİNİN CUMHURİYETİN İLANINDAN HABERİ BİLE OLMADI
Kitaplarımızda genellikle, maalesef resmi tarihte öteden beri gelen bazı saptırmalar, yanlış anlamaya sebebiyet verecek ifadeler var, ittifakla Cumhuriyet kabul edildi diyorlar 289 milletvekilinden 158’i oy kullandı, o gün 159 kişi vardı, geri kalan 130 kişiye haber verilmemişti, onlar muhalifti. Yangından mal kaçırırcasına, bir gece İsmet Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’nın başbaşa görüşerek ortaya koydukları Cumhuriyet’e itirazları olan, Cumhuriyet’e değil ama bu şekline itirazı olan milletvekilleri o gün çağrılmadı. 29 Ekim günü bunların katılması engellendi. Bir grup toplantısı, CHP toplantısı şeklinde başladı topladı, devam ederken sıralar değiştirildi, şimdi Genel Kurul var dendi, saat 20:30 civarında, Genel Kurul’da görüşülmeye başlandı, Halk Partisi’nin kendi toplantısı olduğu için diğerleri katılamadı, Kazım Karabekir Trabzon’da Rauf Orbay İzmir’deydi. Sonra buna itiraz ettiler, “biz de bu ülkenin kurtuluşuna katkıda bulunduk, hayatımızı riske attık, niçin orada beraber yola çıkmışken, neden yokuz” diye.

İNGİLTERE HİLAFETİN KALDIRILMASI KARŞILIĞINDA LOZAN ANTLAŞMASINI KABUL ETTİ
Lozan Antlaşması Kasım ayından Temmuz’a kadar devam edecek, 23 Temmuz’da imzalanacak, Meclis Ağustos ayında onaylamakla birlikte, diğer ülke parlamentolarının hiçbirisi Mayıs ayına kadar onaylamayacak Antlaşmayı. Nisan 1924’ünde İngiltere Parlamentosu’na gelir, Eylül ayında Birleşmiş Milletler bizim devlet olduğumuzu tescil eder. 1924 Nisan’ında Avam Kamerası’na bizim Lozan Antlaşması’nın gelmesi için neden beklendi, çünkü bir ay önce biz hilafeti kaldırdık. Hilafet kaldırılana kadar İngiltere imzalamadı, Lozan’ı imzalamak için hilafetin kaldırılmasını şart koştu. Tam o sırada da Musul görüşmeleri sürüyor, orada en büyük kozumuz hilafet ve biz bu kozu denize atıyoruz.

TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANI’NIN İDDİALARININ HUKUKİ DAYANAĞI YOK

Armağan programda Türk Tarih Kurumu Başkanı Metin Hulagu’nun Musul ve Kerkük topraklarının özel mülkiyete ait olmasından dolayı Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katıma ihtimaline işaret ettiği iddiasını da yorumladı. Armağan “Türkiye’de yanlış politikalar uygulandı. Abdülhamit buraları şahsi mülkiyet haline getirerek hesap yaptı. Abdülhamit Han’ın eşinin dilekçeleri var. Cumhuriyet devrinde yazdığı dilekçeler bunlar. İttihatçılar Abdülhamit’in yaptığı her şeyin tersini yapmayı marifet bildikleri için bu özel mülkiyet statüsünü devlet statüsü haline getirdiler. Sultan Vahdettin tahta çıkınca tekrar o toprakları hanedan üzerine almak istedi ama mümkün olmadı. şu anda davalar devam ediyor. İngilizler kabul etmedi. Musul’da biz hak ilan etmeyeceğimizi hanedanın dileklerini nazara dikkate almadan, mesele bir Kürt devletinin kurulup kurulmamasıydı, geri dönülmemecesine verdik, teorik olarak Türk Tarih Kurumu Başkanı Metin Hülagu’nun tezini savunabiliriz ama bunun hukuki bir dayanağı yok.”dedi.

513277498408

Başörtülü milletvekili Nurcan Dalbulak: Korkmuyorum!

AK Parti Denizli Milletvekili Nurcan Dalbulak, kararını ve CHP’nin bu karara yönelik tepkisini A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’da değerlendirdi.

-CHP İçtüzüğün verdiği tüm imkanları kullanarak itiraz edeceğini açıkladı, bu tepkiyi nasıl buldunuz?

CHP’NİN TEPKİSİ KENDİLERİ İÇİN HEZİMET OLACAK
Biz Anayasal hakkımızı kullanarak, bu yasakların tamamen kaldırıldığı bir ortamda başörtüsüyle Meclis çalışmalarına devam etme kararı aldık. Onlar aksi yönde, tüzükte engel olmamasına rağmen orada yapacakları her hareketin toplumun vicdanında yaralar oluşturacaklarını ve bunun kaybeden tarafın kendileri olacağını bilmeleri lazım. Üniversitede, kamusal alanda, hayatta böyle bir sorun kalmadığına göre artık daha fazla bunun karşısında durmak, toplumun değerlerinin karşısında durmaktır. Herhalde buna devam edecekler, bu onlar için büyük bir hezimet olacaktır.Ben Denizli’deyim ilimdeyim, milletvekili arkadaşlarımdan, il yönetimimden, teşkilattan olumlu tepkiler alıyorum, bu özlemle beklenen dualar edilmiş bir konu. Artık bunun son bulduğu, böyle bir gündemin olmayacağı bir durum, dolayısıyla çok güzel olumlu tepkiler alıyoruz.

MECLİS’E BAŞÖRTÜSÜYLE GİRMEKTEN KORMUYORUM
-Çok kötü sahneler yaşadık seneler önce, 31 Ekim için Meclis’te gelebilecek tepkilere yönelik bir endişeniz var mı, gergin misiniz?

Gergin değilim, aksine heyecanlı ve mutluyum. Hac görevinden sonra, manevi bir doyum yaşıyorsunuz, Türkiye siyasetinde önemli bir devreyi kapayıp önemli bir devrenin açılışında bayraktarlık yapıyorum, mutluluk duyuyorum, korku ve endişe duyuyorum. Zaten inanan insanda korku olmaz, inanan ve inandığını yaşayan insanın kalbinde korku olmaz.

benim_icin_cok_serefli_bir_karar_h6767

Babacan: Açık Kadınlar Kapanamamanın Verdiği Eziklikle Eleştiriyor

Tesettüre Moda kaçtı açıklamasıyla gündeme gelen Moda tasarımcısı Tanju Babacan A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programının konuğu oldu. Tesettür ve moda kavramlarının konuşulduğu programda Babacan çarpıcı açıklamalarda bulundu.

BABACAN’DAN ZEYNEP BAYRAMOĞLU’NA ELEŞTİRİ: SİZİN STİLİNİZ TEKDÜZE

Tesettürlü kadın stil sahibi olmayacak diye bir kaide yok ama tesettür modası diye bir şey olması abesle iştigal. Ben sizinle karşılaştığımda süzdüm sizi. Üzerinizdeki kıyafetin bolluğu ne kadar tesettüre uygun ona baktım. Benim gözümü tırmalayan bir şeyle karşılaşmadım sizde. Sizin stiliniz tek düze, bir stilden söz edemeyiz. Biraz mübalağası var diye, buna dikkat çekme orantısını hesaba katarak söylemek lazım, çok da karışmamak lazım. Tesettüre moda kaçtı gibi bir kelimem oldu benim. Daracık jeanlerin üzerine taytların üzerine tunik boylarını artık standart, kapanmayı tercih etmeyen bir hanımla aynı derecede giyinip gezenlerle karşılaşıyoruz.

AÇIK KADINLAR KAPANAMAMANIN EZİKLİĞİ İLE KAPALILARI ELEŞTİRİYOR OLABİLİR

Burada kadını eleştirmenin hafifliğini yaşıyor gibisiniz?

Kafası açık olanlardan negatif yanıt almıyorum. Açık kadın ne dedi derdiyle uğraşmamalı kapalı kadın. Bu durumda da ne yüklüyor açık olan kadın, madem kapalı, kapalılığın haklılığını vermeli diyor, belki kapanamamanın ezikliğini yüklüyor oraya bilemiyorum. Kapalı kadınlardan negatif tepki almadım. Gerçekten kapanan insanlardansa, evet onlar nedeniyle biz de eleştiriliyoruz gibi cümleler duydum.

BEN TESETTÜRDE BİR ERKEK DEĞİLİM

Siz bir erkek olarak tesettürlü müsünüz?

Hayır, böyle bir iddiam yok, ben tesettürde bir erkek değilim, plajda teşesttürü uygulama gayretindeyim. Tesettürü sağa beş pile sola beş pile diye de anlamamak lazım. Erkek tesettürünü, Beytullah’ı görenler bilenler, Mekke’de binlerce ümmeti Ganalı ise tüm Gana’nın renkleriyle, Hindistanlı ise farklı renklerle. O zaman bakarlar, nasıl bir ümmetiz biz, rengarenk. Sen başını kapatıp da devekuşu gibi, kıçın dışarıda kaldıysa, konu bu zaten. Tesettür, doğru tesettürde olanları da bu rahatsız ediyor, diğer kitleyi de rahatsız ediyor.

SEKTÖRE YATIRIM YAPANLAR TALEP DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDİYOR AYET DOĞRULTUSUNDA DEĞİL

Çözümü ne, o insanları teker teker durup çevirip, neden böyle giyindin diye mi soralım?

Bir anekdotla anlatayım, çarşaflı bir anne, bir kızı tesettürlü, bir kızı açık, düğünleri oluyor. Çok gerginler, çarşaflı anne özellikle gergin. Tüm etrafları gelecek, gelinin başı nasıl olacak ki mahcup olmasın. Dedim ki “bu kadar yüklenme bu çocuğa öteki açık bu kapalı mı zannediyorsun, beline ceketi oturmuş, tüm hatları ortada.” Kapalılık nedir? Şahsın benim örtünme ederim budur, ben bu kadarla rabbime kapalıyım diyorsa saygıdan düğmemizi iliklemeliyiz. Kadının açık gördüğü ile görmediği arasında, ben öbürünü de açık görüyorum. Buna nasıl dur denilebilir, sektöre yatırım yapanlar talep doğrultusunda hareket ediyorlar, ayet doğrultusunda hareket etmiyorlar. Billboardlara bakarsanız, cendere gibi vücuda oturan kıyafetler tasarlıyorlar. Ben İstanbul Tasarım Merkezi’ndeki 9 öğrencimin 8 tanesi tesettürlüydü. Topladım, baktım ,arkadaşlar zaten tesettürlüsünüz, tesettürlüye hizmet açığı varken neden açık kıyafetler çizdiniz diye sordum.

İBADET YOLCULUĞUMDAN SONRA BENDEN TESETTÜR KOLEKSİYONU BEKLEDİLER

Sizin koleksiyonunuz var mı?

Tesettürün de alabileceği,  Lopez’in de alabileceği işler var. Özellikle tesettür için çizmedim.

Neden özel bir koleksiyon hazırlamadınız?

İbadet yolculuğumdan sonra beklenen golü buradan atacağım idi.

Nemalanacak diyecekler diye mi?

Sivrisinek saz, Rabbim bilir secdedeki samimiyeti mi ya da samimiyetsizliğimi.

Yatırımcılardan da teklif alıyorum ama aynı şekilde işler yapmamı istiyorlar. Tesettür yaptığım zaman düsturu olan bolluklar içinde şıklık yakalamalıyım. Bol şıklık olmayacağını mı düşünüyor tesettür camiası merak ediyorum.

Bir modacı bana ne kadar kapatırsanız estetiği kaybedersiniz demişti bana ?

Kafkas folklor kıyafetlerine bakın, zerafet doludur. Zerafet kadının kılığından kıyafetinden değil, davranışındadır. Don boyunda şortlar dedim ya, zarafeti görürüz bu sene daha da kısalarak boyları.

 

TANJU BABACAN

Mimar Emre Arolat Parti Genel Merkezi Binalarını Beğenmedi

Tasarladığı Sancaklar Cami ile geçtiğimiz günlerde Dünya Mimarlık Festivali’nde ibadethane tasarımı  dalında tasarım çevrelerinin “Mimarlık Oscar”ı olarak nitelediği ödüle layık görülen  Mimar Emre Arolat Parti Genel Merkezleri’ni beğenmedi. Arolat A haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu “Kadraj” programında hem mağarayı andıran, minaresi olmayan Sancaklar Camii’ni nasıl tasarladığını anlattı hem de parti genel merkez binalarını mimarlık ve ideoloji ilişkisi açısından değerlendirdi.

AROLAT: BİR CAMİNİN MİNARESİ OLUR DİYE BİR ŞART YOK

İslam felsefesinde ve dini kitaplarda mescidin formu hakkında bir önerme yoktur. Bir caminin minaresi şöyle olur tepesinde kubbe bulunur gibi bir şey yazmıyor. Hatta daha eski dönemlere baktığımızda, ilk mescitlere baktığımızda onların hiçbirinin ne kubbesi vardır ne de minaresi vardır. Minarenin ve kubbenin fonksiyonları bellidir.

İbadetin şekli değişmez. İbadetin şekli bellidir. İbadetin ruhu değişmez. Ben minare olduğu için, yeni bildiğimiz şerefeli ve üstü külahlı minare olduğu için ibadetin çok iyi yapıldığını veya kubbe olduğu zaman bütün ibadetin bambaşka bir şeye kavuştuğunu düşünmüyorum.

EMRE AROLAT AK PARTİ, CHP VE MHP GENEL MERKEZ BİNALARINI YORUMLADI

Mekanın ideolojisi diye bir tanımlama vardır. Binalar bulundukları çevre ile diyaloga geçerler. Yapılara mimari anlamda bakıldığında tasarımcılarının dünya görüşlerine göre şekillendiğini söylemek kimi durumda doğruluk payı taşır. Bir yapının kullanılış biçimini bir mimar olarak tasarlamak ciddi bir sorumluluktur. O binanın kullanıcılarının hareketlerini manipüle ediyorsunuz.

AK Parti Binası’ nı gördüm. İçine girmedim. Tasarımını geçmişe referanslar veren bir yapı olması bağlamında bir takım sorunları olduğunu düşünüyorum. Her bina geçmişten referans almalıdır. Yani geçmişten öğrenmelidir. Ben bu binayı iri buluyorum.

CHP Genel Merkez Binası’nı tanıdığım bir mimar tarafından tasarlanmıştır. Bence en iyi yapısı değildir ama üzerinde konuşulabilir. Onun ortaya koyduğu dünya görüşü ile bağlantılı bir yapıdır. Mimari de yapı bozumu dediğimiz mecraya giren bir yapıdır. Bunu ne derece başarmıştır, ne derece doğru bir noktaya taşımıştır, çevresi ile kuruduğu ilişki ve kentsel bağlamda ne derece doğru bir diyalog içindedir burası biraz tartışma götürür.

MHP Genel Merkezi Binası’nın tepesinde üç hilal var, ama bunu kimse bilmiyor çünkü o sadece tepeden gözüküyor. Bu mimarlığın düştüğü faullü durumlardan bir tanesidir. Sadece helikopterden görebileceğiniz veya sadece kuşların görebileceği formlar üzerine bir mimari kurgulamak gerçekten çok eski bir şey. Artık hakikatten olmadığı ve tutmadığı çok iyi bilinen bir konu. 20. Yüzyılda veya 21. Yüzyılda böyle bir yapı tasarlamak bana biraz naif bir durum olarak gözüküyor. Bu nedenle MHP’nin binasını da doğrusu çok önemli bir mimari yapıt olarak göremiyorum.

emre arolat2

Görme ve İşitme Engellilerden “Benim Dünyam”a Tepki!

Görme ve İşitme engelli bir kızın hayatından kesitler sunan, başrolünü Beren Saat ve Uğur Yücel’in oynadığı “Benim Dünyam” filmi vizyona girdi. Filmle ilgili eleştirilerden biri işitme ve görme engelliler için altyazı ve işaret dili betimlemesi uygulamasının olmamasıydı.

Filmi eleştirenlerden Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkanı Adem Kuyumcu A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk oldu. Kuyumcu, böyle bir filmin olmasının değerli olduğunu ama filmin görme ve işitme engelliler açısından engel çıkarıyor olmasının bir dışlama ve ranta çevirme olduğunu söyledi.

KUYUMCU: YAPIM ŞİRKETİ BİZİMLE MUHATAP OLMUYOR

“Gazete manşetlerini görüyorum. Bu filme mendilinizle gidin. Bu film çok ağlatacak.

Buraya gelmeden önce sesli betimleme derneğinin yöneticisi Emine Kolivar ile konuştum. Kendileri değerli bir film olduğu için sesli betimleme ve altyazıyı ücretsiz yapmaya hazırız dediler.

Bir filmin altyazısı ve sesli betimlemesinin maliyeti 3 bin TL civarındadır.

Biz talebimizin arkasındayız. Yapım şirketi ile görüşmek mümkün değil, muhatap olmuyorlar. Yapım şirketi bizimle görüşüp filmin kopyasını ve hakkını verirse biz filmi ücretsiz olarak sesli betimleteceğiz ve altyazısını yapacağız.”

KUYUMCU: ENGELLİLERİN APARTMAN İÇERİSİNDEKİ HAKLARINA UYMAYANLARA CEZA

Anadolu Adliyesi 37.Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davada 21 Yaşındaki otizmli Mustafa Koç’a darp eden komşularına 180 gün hapis cezası verildi. Kararın tüm engelliler için emsal teşkil edeceğini söyleyen Adem Kuyumcu kararı şöyle yorumladı:

“Mustafa kendi dairesine çıkarken kapıları tıklıyordu cevap gelmezse evine çıkıyordu ama bir buçuk yıl önce apartmana taşınan bir komşu Mustafa kapıyı çaldığında, kapıyı açtı ve bağırıp çağırmaya başladı. Bakın otizmliler kimseye zarar vermez. Onlar Mustafa’yı ittiler, üzerine soğuk su döktüler, Mustafa’yı oklava ile kovaladılar. Bir otizmli için tanımlamayacak şeyler bunlar. Aslında bu Türkiye genelinde çok yaşanıyor. Bu aile bunu dile getirdi. Hukukçular acıma ile yaklaşıyor ve ötekileştiriyor. Savcıya başvuruyorlar savcı delil istiyor, aile delil götürüyor, savcı sosyal politikalar bakanlığı halletsin diyor.

Bu karar emsal teşkil edecek. Artık bütün engellilerin apartman içerisindeki haklarına uymayanlara ceza verilecek. Lütfen artık aileler çekinmesin. Kendileri başvuramıyorlarsa lütfen bizi arasınlar. Biz onların adına şikâyetçi olacağız. Tüm engelliler için bu hizmeti yapacağız.

KUYUMCU: ÖDENEĞİN ARTTIRILMASI YETERLİ DEĞİL

2014 yılı bütçe görüşmeleri başladı. Görüşmelerde engelli ve yaşlıların hasta bakımı için ayrılan ödeneğin arttırılması konuşuluyor. Konu ile ilgili açıklama yapan Adem Kuyumcu, ödeneğin arttırılmasının yeterli olmadığını söyledi.

“Ağır engelli ve yaşlı bakımını kapsıyor, maddi durumu olmayan, evinde engelli ve yaşlıya bakan kişilere veriliyor, bu çok güzel. 2014’te bu sayı 473 bin kişiye çıkıyor bu sayı. Buna çok sevindik ve sonuna kadar destekliyoruz. Ancak bir sorun var bakım ücreti verdiğimiz insanları eğitmiyoruz. Bakım ücreti alan insanların muhakkak bir an önce eğitilmesi gerekiyor.

2011’de bir sonda firmasından veri aldım. 127 hasta enfeksiyon sonucunda hayatını kaybetmiş. Bunlar bakım eğitim ile önlenebilir.

Zihinsel engelli veya otizmli farklı gelişim gösteren bir kişinin annesine babasına da bakım ücreti ödenebiliyor. Ona da otistik biriyle nasıl iletişim kuracağı nasıl iletişim kuracağı konusunda eğitemiyoruz. Bunun sonucunda ölümler yaşanıyor.”

KUYUMCU: MİMARLIK FAKÜLTELERİ KAPATILSIN

Engellilerin toplumsal hayat içinde yaşadığı zorluklara da değinen Kuyumcu, Mimarlık fakültelerinin kapatılmasını istediğini söyledi.

“Mimarlık Fakültelerinin kapatılmasını istiyorum. Boşuna oralara para harcanmasın buradaki para engellilere harcansın. Çünkü mimara gidiyorum, diyor ki ben müteahhit ne isterse onu çizerim diyor o zaman mimara gerek yok ki. Mimarların mezun oldukların bir taahhütname imzaladıkları bilgisi geldi bize. Herkes için tasarım yapacaklarına dair bir taahhütname imzalıyorlar. Demek ki yeminlerine uymuyorlar. O zaman kapatılsın mimarlık fakülteleri. Çünkü engelsiz mimaride kanunlar var, Türk Standartları var, uygulanmıyorsa birinci suçlu mimarlardır. İkincisi denetlemeyen yerel yönetimlerdir. Ama mimarlar doğru yaparsa, Mimarlar Odası da tasdik ettiği için onu belediyeler denetimi yapar sadece.”

ADEM KUYUMCU

Kocabıyık: ODTÜ’yü Menderes Kurdu, Bir Kere Bile Anmadılar!

Hüseyin Kocabıyık’ın Sabah Gazetesi’nin Ankara ekinde 22 Ekim günü yayınlanan ” ODTÜ Ankara’nın Paraziti” başlıklı  yazısı tartışma yarattı. internet sitelerinde ve sosyal medyada Kocabıyık’ın ODTÜ yol tartışmasına köklü çözüm bularak üniversitenin kapatılmasını istediğini iddia eden haber ve yazılar çıktı.

Hüseyin Kocabıyık, yazısı üzerinden süren tartışmaya A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında yanıt verdi.

ODTÜ’DE KOF KİBİRLİ BİR GÜRUH YAŞIYOR

Yazım ağır olmuş olabilir amacım ODTÜ’lüleri incitmek değil, amacım sansasyonel bir yazı yazıp sosyal medya fırıldağı çevirmek değil. Mesele şudur. Bakın Türkiye’de uzunca bir süredir bu üniversite kötü bir enerji yayıyor bu topluma, kötü bir enerji veriyor. 12 Mart deyince ODTÜ’nün sicilinde arızalar var, Deniz Gezmiş’ler, Türkiye’yi 12 Mart bataklığına sürükleyenler bu üniversitenin bağrında barındılar. Ben tüm ODTÜ’lüleri kastetmiyorum. Bu üniversite yönetiminde problem var. Kof kibirli bir güruh yaşıyor, sanki dokunulmaz, bir ilahi mabet gibi görülen bir üniversite. Bu üniversite eski Türkiye kurumu izlenimi veriyor. Geçtiğimiz yıl Göktürk 2 uydusunu gönderdik. Bu uydu bugün Türkiye bu uydu sayesinde yeryüzünün her bölgesini görebiliyor. Üniversite’den bir grup Türk milletinin başarısını bu millete zehir etti. Birileri çıkıyor millet yararına ne varsa sabote ediliyor. Başörtülülere çok ağır tacizde bulunuldu. Yol meselesi Ankara için önemli. Ben ODTÜ kapatılsın falan demedim ayrıca demek istesem de derim. Şu soruları sorarım, sen bunları yapıyorsun o zaman bakarım uluslararası atıf endeksinde sen neredesin, bugüne kadar hangi buluş bu üniversite bünyesinden çıktı. 3 bin tane bilim adamı var, dünya çapında bir bilgi üretimi var mı bu üniversitede?

YAZIMDAN ODTÜ KAPATILSIN ANLAMINI ÇIKARTMAK İÇİN GERİZEKALI OLMAK LAZIM

1956’da kuruldu bu üniversite. Bana söyler misini uluslararası bilim camiasında Türk milletine hangi bilimsel başarıyı kazandırdı bu üniversite? Bu eleştiriyi yapamayacak mıyız?  Rahmetli kurdu bu üniversiteyi, beni konuşturtmayın, bu üniversitenin 60 yıllık tarihinde rahmetli Menderes’i kurucu sıfatıyla andı mı bu üniversite? Hainlere sahip çıkıyor bu üniversite. Geri zekalı olmak lazım, benim yazımı anlamamak için, benim yazımda ODTÜ kapatılsın gibi bir ifade var mı, ben kapatılmasını istemem ama sorgularım. Kapatılsa ne kaybeder diye sorguluyorum, bu soruyu sormak için ODTÜ rektöründen mi izin alacağım? Ben onların bildiği medya mensuplarından değilim.

h.kocabıyık2

Öztürk: Sansür iddiaları komik!

Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj  programının konuğu oldu. Programda ajansın sansür uyguladığı ve Ajans hisselerinin şahsına geçtiği iddiasından, Merkez Bankası verilerinin açıklanmasında Reuters’ın tekeline, Kürtçe yayınla ilgili Irak Kürdistan Federal Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin kendisiyle dertleşmesine, Halep’te atlattığı ölüm tehlikesinden, Ajans haberlerine gazetecilikteki deyimiyle “takla attırmaya”  kadar pek çok konu konuşuldu.

BAŞBAKAN’IN KONUŞMASINI SANSÜRLEDİĞİMİZ İDDİASI KOMİK

Bugünkü konuşmayla ilgili sosyal medyada epeyce bu haber çıkmış, cami bölümünü sansürlediğimize dair, tabi komik bir iddia tüm televizyonların canlı verdiği bir grup konuşmasını sansürlemek mantığa aykırı. Twitter hesaplarımızda otomatik Tweet atma programımız var, Başbakan’ın flaş konuşmalarını Twitter adresinden veriyoruz 140 karakterden dolayı olarak otomatik olarak kesiliyor. Bizim ana yayınımızda, abonelerimize ulaştırdığımız yayınlarda metin olarak tamamen var.

Muhalefet Partisi’nin soru önergeleri ile denetim hakkı var, bu hakkı yoğun olarak kullanıyorlar, biz bunları doğal karşılıyor, sorunları cevaplıyoruz. İşin gerçeği ana muhalefet partisi, diğer muhalefet partisi ile de ilişkilerimizde problem görmüyoruz. İlk geldiğim günlerde Başbakan’ın eski danışmanı olduğumdan dolayı bir sıkıntı olacağını düşündüler ama ajansın gelenekleri var. Ülkenin kurumuyuz her şeyden önce. Herkesin haberlerini olabildiğince objektif biçimde veriyoruz, muhalefet de bunun içinde.

KEMAL ÖZTÜRK

Meclis Bebek Bekliyor!

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj, 9 aylık hamile AK Parti Kayseri Milletvekili Pelin Gündeş Bakır’ı konuk etti. Hamile vekil, Meclis’te geçen hamilelik deneyimini A Haber ekranlarında paylaştı.

“Nüfus bir ülkenin gücüdür, ülkeye hizmet sadece kariyerle olmuyor, hepimizin katkıda bulunması lazım, bu da bir mükellefiyet…” diyen Pelin Gündeş Bakır, medyanın kadın milletvekilleri konusunda kadınlığı ön plana çıkartan haberleri yapmayı tercih ettiğini de belirtti.

pelin gündeş2

Ilıcalı: Metrobüs Kaldırılabilir!

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Danışmanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı’yı konuk etti.  Gladyatör Russel Crowe’un bile Tweet’ine düşen İstanbul’un trafik sorununun konuşulduğu programda  Ilıcalı trafik sorununun Gezi olayları ile ilişkilendirilmesine abes yorumunu yaparken, metrobüs hattının ilerideki yıllarda kaldırılabileceğinin sinyallerini verdi.

MUSTAFA ILICALI