Gökçimen: Üç aylık çocuk kucağımda öksüz kaldı

Tülay Gökçimen, Suriyeli kadınların sesini “Haykırış” adındaki belgeseli ile duyurmaya çalıştı. Gökçimen, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katıldı. Suriye’de savaş sırasındaki tecavüz gerçeğini belgelemek üzere yola çıkan Gökçimen, çekimler esnasında küçük bir çocuğun kucağındayken nasıl öksüz kaldığını anlattı.

TECAVÜZ ANLATILARINDAN BELGESELE KOYAMADIKLARIMIZ OLDU

Belgesel için çekimlerine Mayıs ayında başladım. Bizim belgeselde yayınladığımız kısım aslında gerçeğin bir kısmıydı. O kadar çok şeyi kesmek zorunda kaldık ki, kadınlar bize her şeyi açıkça anlattı ve yayınlayamadığımız şeyler oldu. Suriye’ye gidiş nedenimiz, Suriyeli kadınların başına gelen bir savaş yönetimi olarak kullanılan tecavüzü onların kendi ağzından dinlemekti. Bize öyle şeyler anlattılar ki yayınlamaya utandık. Elimizden geldiği kadar herkesin izleyebileceği kısımları vermeye çalıştık. Yaşadıklarını hayal bile edemeyiz. 2011 Mart ayından itibaren Suriye’de altı bin kadının tecavüze uğradığı söyleniyor. Görüştüğümüz kadınlardan 10 tanesini seçtik. Biz yaptığımız çekimlerin nerede olduğunu güvenlikleri nedeniyle söylemiyoruz, müstear isim kullandık. Onlar Türkiye’den bekledikleri yardımı bulamamışlar. Suriye’den çıkış noktaları namuslarını kurtarmak. Bosna’da Müslüman kadınlar Sırplar tarafından bu zulme uğradı. Şimdi Esad’ın çeteleri tarafından bu zulme uğruyorlar. Erkeklerin gözü önünde yapılan tecavüz vakaları var. Görüştüğümüz annelerin her biri en az bir çocuğunu savaşta kaybetmiş.

ÇEKİMLER ESNASINDA ÜÇ AYLIK ÇOCUK KUCAĞIMDA ÖKSÜZ KALDI

Bir mülteci kampında sessizce misket bombası atıldığını gördük, bu savaş hukukunda bile yoktur. Beşar Esad savaş hukukuna da uymuyor, ben kendi gözlerimle gördüm misket bombalarını. Yaralanan bir aile ve üç aylık oğlu Mahmut ile olay olduktan sonra yakın bir hastaneye gittik. Ben çocuk ağlıyordu, kucağıma aldım, yarım saat sonra annesinin ölüm haberi geldi, teyzesi de ölmüştü. Çocuk kucağımda kaldı. Babasını sorduk, akrabalarını sorduk. Babası savaştaymış, uzun zamandır haber alınamıyormuş. Ne yapacağımı bilemedim, kucağımda öksüz kaldı. Mahmut’un kaderi iyi oldu, belgeseli seyredenler bunu da göreceklerdir. Mahmut’un bana bakan o siyah gözlerini inanın hiç unutmadım.

Adsız

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/11/29/uc-aylik-cocuk-kucagimda-oksuz-kaldi

Aydın: Şalvarı Çarığıyla Bir Kadın Vekil Olursa Asıl Temsil O Olur

Kadın Adayları Destekleme Derneği Ka-Der, yerel yönetimlerde kadın sayısını arttırmak için “Kadın Adayları Unutma” Kampanyası Başlattı. Kader Başkanı Çiğdem Aydın A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programının konuğu oldu.

KAMPANYA NEDENİYLE BİZİ ARAYAN ERKEK SİYASETÇİ OLMADI

Kampanya ile çok temiz çok anlaşılır bir şey yapmak istedik, unutmamak için bir şeyleri post it’e yazarsınız. Biz de Parti Başkanlarının en görünür yerlerine çok net mesaj vermek için bu post- itleri yapıştırdık. Listeleri hazırlarken “onlar yok gibi davranma” dedik. Kadın vekillerden arayanlar tebrik edenler oldu. Onların da istediği mesajı dile getirmiş olduk,  bize “fazla post- itiniz varsa bizde partideki yönetici erkeklerin kapılarına yapıştıralım” dediler. Erkek siyasetçilerden arayan olmadı ama kulislerden öğrendiğimiz kadarıyla onların da hoşuna gitmiş kampanya. Demokrasinin kadınsız olmayacağının farkında olan erkek siyasetçilerin olumlu karşıladığını biliyoruz.

ERKEKLER SİYASETİ PARA ÜZERİNE KURMUŞ

Kadınları siyasette en çok zorlayan şey para. Adaylık başvuru parasından başlayarak. Erkekler siyaseti paraya dayalı kurmuşlar. Kadınların o parayı oraya harcaması kolay değil. Avantajlı oldukları nokta ise iş yapıyor olmak. Bu uzun yıllar İngiltere’yi yönetmiş olan Margaret Thatcher’in bir sözüdür “Bir işin konuşulmasını istiyorsanız erkeklere, yapılmasını istiyorsanız kadınlara söyleyin” diyor. Muhafazakar yerlerde, bazı yerler kadınlar için girilmez, aslına bakarsanız tüm Türkiye’de kadın aday son derece olumlu karşılanıyor. Bununla ilgili KONDA ile bir araştırma yapmıştık, herkes “kadın aday görmek isteriz” dedi. Halk aslında hakikaten kadın aday istiyor, kadınların iş yapma özelliğini biliyorlar, alanda dolaşırken büyük zorlukları yok, bazı zorlukları var. Kılık kıyafete dikkat etmek, planlı programlı olmak.

KADINLAR ADAY OLDUĞUNDA TÜM AİLE KAMPANYAYA GİRİYOR

Aslında bir kadın aday olduğunda tüm aile kampanyaya girmiş oluyor. Kadın adayın bir kampanya yapması için ailenin destek olması gerekiyor, aile destek olmazsa işi zor. Kadın adaylar seçimi kaybettikten sonra kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde küsüyorlar. Çünkü o kadar çok alanda mücadele ediyor ki, o siyasi partilerin içinde erkekten bir duvar var. Yaptıktan sonra sürdürebilmek kolay değil. Küsmeleri büyük bir kayıp.

ŞALVARI ÇARIĞIYLA BİR KADIN VEKİL OLURSA ASIL TEMSİL O OLUR

Meclis’teki kadınların profili erkeklerden yüksek, ilk Meclis’ten bu yana böyle. Biz KADER olarak kadınların siyasete girmesine engel olan koşullara bakıyoruz, para problem, eğitim düzeyi, çocuk bakımı gibi. Bu listeyi çıkartıyoruz sonra Meclis’e bakıyoruz o listenin dışında, mesleğini başarmış, çocuğu büyütmüş, sivil toplum örgütlerinde de çalışmış, yüksek öğrenimini de yapmış. Mesela şalvarı ve çarığı ile bir kadın milletvekilinin olabileceğini sanmıyorum, halbuki asıl temsil budur. Aşmış girmiş kadınlara bakınca o çok yüksek profili görüyorsunuz. O zaman aklınıza şu geliyor, bu kadınlar bir sınavı geçip gelmiş, hangi sınav, erkelerin onlara yaptığı sınav. Kadınlara diyorlar ki senin donanımın tam, sen gelebilirsin. O sınavda en yüksek donanım gözetiliyor. erkeklerde öyle bir donanım aranmıyor, kendi aralarında koltukları paylaşıyorlar.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/11/29/salvariyla-vekil-olursa-asil-temsil-o-olur

 

Buldan: Eşimin Katilleriyle İlk Defa Yüzleştim!

Ankara 13. Ağır ceza mahkemesinde ki faili meçhul cinayetler davasının ilk duruşmasına CHP’den Mahmut Tanal ve eşi faili meçhul cinayete kurban giden BDP milletvekili Pervin Buldan izleyici olarak katıldı.

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/pervin-burdan-esimin-katilleri-ile-ilk-kez-yuzlestim

Adsız

Köse: 28 Şubat yargı kararları iptal edilmeli!

27 Kasım’da 28 Şubat döneminde 14 yaşındayken anayasal düzeni silah zoruyla bozma suçundan idam cezasına mahkum olan Yakup Köse 9 yıl kaldığı Metris Cezaevi’nde tecrübe ettiği iki mahkumun hayatını kaybettiği “Noel Baba Operasyonu”nda yangın çıkartma ve askere karşı koyma suçlamasıyla 7 ila 11 yıl hapis cezasıyla yargılanacak.

BUGÜN YAKUP KÖSE’NİN DAVASI VAR

Mahkeme öncesinde A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına, dava sürecinde kendisine destek olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Süheyb Öğüt ile katılan Köse, “28 Şubat yargı kararları iptal edilmeli” dedi. Süheyb Öğüt ise 28 Şubat’ta mağdur olanları savunma konusunda ” şundan artık canım sıkıldı. Yakup’u İslamcılar, Pınar Selek’i sekülerler savunuyor. Bundan çok sıkıldım. Bu insanları bizim birlikte savunmamız gerekir” dedi.

KÖSE: 28 ŞUBAT İLE HESAPLAŞMAK CEZAEVİNDEKİ MÜSLÜMANLARIN SERBEST BIRAKILMASIDIR

Noel Baba Operasyonu sırasında kameralar vardı. Çekimi yapıldı. Kamera kayıtlarının ortaya çıkmasını istiyoruz. İtfaiye merdiveninden müdahale eden BÇG subaylarını göreceklerdir, operasyonun altında Ergenekon paşalarının imzasını göreceklerdir. Bu iddiamızı araştırmaları ısrarımız nedeniyle üç senedir dilimizde tüy bitti. 28 Şubat yargı kararlarının iptalini istiyoruz. 28 Şubat’ta yargılanan paşaların mahkemesi tiyatro, 5 tutuklu kaldı, 2’si zaten Balyoz’dan tutuklu, Çevik Bir mi yaptı sadece 28 Şubat’ı? hani bunun medya ayağı , ekonomi ayağı? Bu 28 şubat ile hesaplaşma mıdır? Benim için 28 Şubat ile hesaplaşmak cezaevindeki Müslümanların serbest bırakılmasıdır. En başta Salih Mirzabeyoğlu’nun serbest bırakılmasıdır.

ÖĞÜT: YAKUP’A MÜSLÜMAN KESİMİN, PINAR’A SEKÜLER KESİMİN SAHİP ÇIKMASINDAN SIKILDIM

“Hepimiz öleceğimizi biliyoruz ama sanki hiç ölmeyeceğiz gibi geliyor, inanmıyoruz. Bu devletin de Yakup’a yaptıklarını, Pınar Selek’e yaptıklarını, poşu takan çocuklara ne yaptığını biliyoruz ama biz başımıza hiç gelmeyecek zannediyoruz. Nasıl ölümsüz olduğumuz fantezisini kuruyorsak, hukuk varmış gibi davranıyoruz. Bu bir ekran koruyucu gibi. Ancak bu tamamen bir yanılsama, hem de çok naif bir fantezi. O ekran koruyucu kalktığında ortaya ne çıktığını en iyi Yakup temsil ediyor. O yüzden Yakup’un yarınki davası, sadece 28 Şubat’ı temsil etmiyor, hepimizi temsil ediyor. İstiyorum ki biz Yakup’u değil kendimizi kurtaralım, Yakup’un başına gelenler bizim başımıza da gelebilir. Bir de 28 Şubat’la hesaplaşıldığı günlerden bahsediyoruz, tam bir felaket. Artık şundan da sıkıldık, bakıyorum az çok Müslüman kesim Yakup’a sahip çıkıyor, Pınar Selek söz konusu olduğunda seküler kesim sahip çıkıyor. Hepimiz mazlumun kimliği yoktur diyoruz, niye hep beraber sahip çıkmıyoruz?”

Adsız

KARADENİZ SAHRA DEMİRYOLU HATTI

KARADENİZ SAHRA DEMİRYOLU HATTI

Bu tren yolunun hikayesi 1.Dünya savaşına kadar uzanıyor. Türkiye’nin ilk elektrik üretim merkezi Silahtarağa Elektrik Santraline kömür taşıyan Şirket-i Hayriye gemileri Ruslar tarafından bombalanır. Bunun üzerine Karadeniz linyit yataklarından kömür taşımak için bir yol düşünülür ve 1915’te Karadeniz Sahra Hattı’nın inşaası başlar.

Önceleri kömür ve yolcu taşır. Kurtuluş savaşı sırasında Mebus Mahmut Naci Bey’in talimatıyla Kağıthane köyünden Hüseyin Ağa 40 gençle birlikte İngiliz askerlerini sarhoş edip silah kaçırırlar.

İkinci dünya savaşına kadar asker ulaşımı ve nakliyat için kullanılan hat, 1952’lerde alınan bir kararla kaldırılır. Lokomotiflerin, vagon ve rayların nerde akıbeti belirsizdir.

Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç hattın yeniden açılması için proje yaptırır. Proje İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a sunulur ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan müjdeyi verir. Haliç’i Karadenize kavuşturacak Karadeniz Sahra Demiryolu Hattı tekrar açılacaktır.

Bu güzergahta yer alan yedi köyün eski İstanbul köyü olarak rehabilite edilmesi planlanıyor. İstanbullular 62 kmlik bu rüya yolda istedikleri köyde duraklayabilecekler. Bu projenin en önemli detayı ise eski ve yeniyi biraraya getirmesi. Bu hat bittiğinde yapımı başlanan Kuzey Marmara otoyolu ile Çiftalan bölgesinde birleşecek.

11

 

 

 

 

 

 

Canlı yayında ilk Lazca diyalog

A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında da Lazca sürprizi..

 

Bu yıl eğitim öğretim yılında Lazca’nın okullarda seçmeli ders olmasının ardından bu hafta Perşembe günü Laz Kültür Derneği Kurucu Üyesi Adem Kuyumcu tıpkı Siirt’in Aydınlar ilçesinin adının Tillo olarak orijianilen çevrilmesinin talep edilmesi gibi Karadeniz’deki Türkçeleştirilen Lazca yer isimlerinin orijinaline çevrilmesi için ilk dilekçeyi verdi.

Bir gün sonra da İstanbul’da Laz Enstitüsü kuruldu.

A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında da Laz kültürüne ve Lazca’ya dair bu gelişmeler konuşulurken hoş bir sürpriz yaşandı.

Laz Enstitüsü’nün kurucu üyelerinden Mustafa Özşahin ile Laz Kültür Derneği Kurucu Üyesi Adem Kuyumcu ilk defa Türk televizyonlarında canlı yayında Lazca konuştular.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Yasam/2013/11/23/canli-yayinda-ilk-lazca-diyalog

Hotar: Dershane konusu dün konuşulmuş gibi tepki geldi!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk oldu.

NÜKHET HOTAR: DERSHANE KONUSU DÜN KONUŞULMUŞ GİBİ TEPKİ GELDİ

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına konuk oldu. Hotar, kulislerde dolaşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olacağı yönündeki haberlerle ilgili yorum yapmaktan kaçınarak “Ben akademisyen ve ilk kongreden itibaren partide görev almış bir kişiyim, kulislere göre yorum yapamam, resmi açıklama yapılmadan bir şey söylemeyeyim” ifadelerini kullandı.

HOTAR: ARTIK DAHA FAZLA MEDYAYA ÇIKMA KARARI ALDIM
Hotar, diğer genel başkan yardımcılarına göre medyada fazla bulunmamasıyla ilgili olarak ” O konuda ben zaman zaman kendime özeleştiri yöneltiyorum. O açıdan eksik kalıyorum gibi geliyor ama Genel Merkez birimleri olarak biraz mutfakta çalışıyoruz. İlgili bakanlıkların bir çok kanunun temelini oluşturan konular bizim birimimizde hazırlanmıştır. Birebir benim medyaya çıkışımda araya mesafe giriyor ama bu dönem daha fazla çıkmaya karar verdim. Bizim 3 Kasım’da 10 yaşında olan gençlerimiz bugün 20- 21 yaşındalar. onlar bu sosyal politikalar hep böyleydi, okula başladıklarında kitapları önlerinde hep hazırdı zannediyorlar, sağlık sorunları yaşandığında istedikleri hastaneye hemen gidebiliyorlar zannediyorlar, öyle bir ortamda büyüdüler, ama öyle değildi. Bunları hatırlatmak gerekiyor, sırf bunun adına olsa bile medyaya daha fazla konuşmayı artık önemsiyorum”

HOTAR: BARİ BANA SÖYLEME DİYORUM İÇİMDEN , SUSUYORUM
Muhafazakar demokrat partide kadın siyasetçi olma konusundaki soruya ise Hotar, “Herhangi bir partide olmak kadın siyasetçi olarak Ak Parti’de olmaktan daha zor ya da kolay olmayacaktır. Bana Genel Başkan ve eşinin destekleri önemliydi, onların desteği olmasa daha da zor olabilirdi. Siyaset Türkiye’de erkek egemen bir söylem egemen. Erkek meslektaşım beni ilk gördüğünde “Bugün çok şıksın” olabiliyor ya da bir toplantıda “Kadınlar da artık gelişmeye başladı” gibi yorumlar yapabiliyor, bari bunu bana söyleme diyesim geliyor tabi de, demiyorum.

HOTAR: 18 YAŞINI GEÇMEK HERŞEY SERBEST ANLAMINA GELMİYOR
Öğrenci Evleri tartışması konusuyla ilgili yaşadığı olumsuz bir örneği aktaran Hotar “Benim bir arkadaşımın oğlu özel üniversite yurdunda kalıyordu. Aile yurdun kızlı erkekli karışık olduğunu bile bilmiyordu. Bir disiplin olayı nedeniyle ailesinin yurda girmesiyle durum ortaya çıktı. Çocuğun karşı odasında kalan kız arkadaşı ile erkek arkadaşı arasında sorun yaşandı, kavga çıktı, dövüş çıktı, aramalarda odalarda o gençlerle birarada düşünemeyeceğiniz sonuçlar çıktı ortaya, sonra yönetim el koydu ve o üniversitede yurt kızlı erkekli ayrıldı. Benim öğrenciliğimden bildiğim, kızlar erkekler aynı evde kalabiliyor. Kızın ailesi şehir dışındaysa, o kız kız arkadaşına gidip orada kalıyor gibi yapabiliyordu. Bugünde böyle. Gencin doğasına aykırı, inancımıza kültürümüze bağdaşmıyor. Ateşle barutu aynı eve koymanın, onları birtakım yanlış sonuçlar ortaya çıkabilecek bir ortama teşvik etmenin anlamı yok ” Bayramoğlu’nun 18 yaşında reşitlik kazanılmasını hatırlatması üzerine Hota ” o zaman silah satışının 18 yaş üstüne serbest olması gerekir 18 yaşını geçmek her şey serbest anlamına gelmiyor, Ondan sonra havaalanlarında satılan bebeklere, bir üniversitenin tuvaletinin gideri tıkanıp açıldığı zaman karşılaşılan on on beş tane cenin göreceğiz. O çocuklar sorumluluk sahibi olmayabilir, olanları ayrı tutuyor. 18 yaşını geçmesine rağmen ailesinden gizlediği şeyi devlet niye desteklesin, gizli saklı olmayana da kimse karışmaz, herkes istediğini yaşıyor. Burada devlet kendisine yüklenen koruma fonksiyonunun gereğini yapmıştır. ” yorumunu yaptı.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/11/20/dershane-konusu-dun-konusulmus-gibi-tepki-geldi

CHP’li İnce’nin Sözlerine Tepki!

CHP Milletvekili, Muharrem İnce’nin, 10 Kasım’da Eminönü Camii’nde Mustafa Kemal’in ölüm yıldönümü nedeniyle okutulan mevlit sonrası cami çıkışında basına ‘Atatürk olmasaydı, sizin adınız Yorgo olurdu, Dimitri olurdu” sözlerine Apoyevmatini Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında tepki gösterdi.

İncindiğini belirten Vasiliadis, tepkisini şu sözlerle ifade etti:

“Haklı buluyorum Muharrem İnce‘yi bu konuda böyle düşünmekte sakınca yok. Özellikle son zamanlarda çok da lafı ediliyor. Eğer, bazı kişiler hele dedeleri, büyük dedelerinin adı Yorgo, Dimitri falansa kendi isimleri Ahmet, Hasan Hüseyin ise bugün kendi adları, bundan memnun olmaları ve Atatürk’e dua etmeleri gerekir. İsimleri Yorgo ve Dimitri olarak kalsaydı 1941’de aileleri toplama kampına gider, 1943’te Varlık Vergisi öderler, ödeyemeyenler Aşkale’ye giderler, 6- 7 Eylül’de varlıkları yağmalanabilirdi, 1964’de menkul gayrimenkul malları gasp edilerek kendileri yurt dışına sürgün edilebilirdi. Bunlardan kurtulmuş oldular, bunun için bir teşekkür borçlular.”

Vasiliadis, İnce’nin Twitter’dan gelen tepkiler üzerine yaptığı “ben işgalci Yorgo ve Dimitrileri kastediyorum” açıklamasını ise şöyle değerlendirdi:

“Bir şey insanın ağzından kaçtıktan sonra onu geri almak, yamalamak daha fazla batırır. En iyisi çıkıp çok affedersiniz, yanlış bir şey söyledim demek daha iyi. Filanca Yorgo’ya değil, Filanca Yorgo’ya dedim deyince kendini temize mi çıkarıyor, buraya gelenler asker, emir kulu, onun kabahati mi işgale gelmek. Belki bu adamlar burada öldü, kemikleri hala bu toprakta. Şimdi bu insanlara bu açıklamanın günahını atmak doğru mu. Bu açıklamadan incinmemek mümkün mü, ben kalkıp desem 1453’te gelen işgal kuvvetleri desem beni kaale alır mısınız , ciddiye alır mısınız ki bu Yorgo ve Dimitri’lere burada zor günler yaşatılmışsa ve bunu yaşatan partinin bir ferdiyse bu beyefendi nasıl incinmeyelim.”

Mihail-Vasiliadis

Not: Fotograf Zaman Gazetesi’nden alınmıştır.

Kurt: Kıdem tazminatı kalkmıyor, sistem değişiyor!

Sosyal Güvenlik Danışmanı Resul Kurt, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında kıdem tazminatı ile ilgili yeni düzenleme konusunda çalışanları ilgilendiren önemli açıklamalarda bulundu.

Kurt, kıdem tazminatının kalktığı algısını oluşturan haberlerin yanlış olduğunun altını çizerek, yeni sistemin kazanılmış haklara da dokunmayacağını söyledi.

KIDEM TAZMİNATI KALKMIYOR, SİSTEM DEĞİŞİYOR

Herkes kıdem tazminatı kalkıyor zannederek işinden istifa ediyor, 15 yılını dolduran işyerinden kıdem tazminatını alıp ayrılıyor,işsiz kalıyor. Tek sebebi kıdem tazminatı kalkıyor denen yalan haberden kaynaklanıyor. Kıdem tazminatı kalkmıyor, sistem değişiyor. Artık bu tarihten sonra kıdem tazminatı hiç kimseye ödenmeyecek. Bugüne kadar kıdem tazminatını hep işçiler ödüyordu. Bir yıl çalışan, kıdem tazminatını hak edecek kadar çalışan her bir yıl için bir aylık maaşına denk gelen rakam işveren tarafından ödeniyor. Bu sistem halen var. İşçi her durumda kıdem tazminatı alamıyor, sorun işçinin bazı durumlarda kıdem tazminatı alıp bazı durumlarda alamaması. Mevcut sistemde, işçi, daha iyi iş teklifi karşılığında işinden kıdem tazminatını yakmamak için ayrılmıyor. Yeni sistemde işçi, kıdem tazminatını alıp yeni işine geçebiliyor. İstifa edenler kaç yıl çalışırlarsa çalışsınlar, 15 yıl çalışanları hariç sayıyorum, kıdem tazminatı alamıyor. Ama beş yıldır, 14 yıldır çalışan, istifa ettiği zaman kıdem tazminatını alamıyor.

MEVCUT KIDEM TAZMİNATI SİSTEMİ YARGIYA YÜK OLUŞTURUYOR

Bu kıdem tazminatı hem yargı üzerinde oluşturduğu yük hem çalışanlar arasında adaletsiz yapı açısından sorunlu. 400- 500 bin civarında işçi ve işveren arasında anlaşmazlık konusu olup yargıya intikal eden, mahkemede görüşmeleri devam eden sonuçlanmamış dava var. Bunların büyük bölümü kıdem tazminatı ve fazla mesai alacakları ile ilgili. Kıdem tazminatı iş mahkemeleri üzerinde de büyük baskı. Süreç uzun sürdüğü için adalet geç tecelli ediyor ve işçi ile işveren karşı karşıya geliyor. onlar rakip düşman değil, ortak paydanın ortağı aslında.

İŞVEREN ÜZERİNDE 65 MİLYAR DOLARLIK KIDEM TAZMİNATI YÜKÜ VAR

Şu an Türkiye’de işveren üzerindeki kıdem tazminatı yükü aşağı yukarı 65 milyar Dolar . Bir kanun çıksa, 65 milyar Dolarlık yük var, her gün de büyüyor. İşçi ya mağdur ediliyor, nasıl, istifaya zorlanıyor, mobing yapılıyor kıdem tazminatı vermemek için. Bu sefer işverenin gözüne batıyor, üç yılını beş yılını dolduran işçi. orta ölçekli bir işletmede bu vasıfları taşıyan 20 işçi hep vardır. 11 ay çalıştırıp, işten çıkartıp tekrar işe alma uygulamalarına başvuranlar var, özellikle nitelik gerektirmeyen işlerde bu yapılıyor kıdem yükünden kaçınmak için, diğer taraftan işçi istifaya zorlanıyor, mobing yapılıyor. İşçi aynı şekilde iş bulduğunda kıdem tazminatını yakmamak için ayrılmıyor.

YENİ SİSTEMLE KAZANILMIŞ HAKLAR KAYBOLMAYACAK

Yeni sistem bireysel kıdem hesabını vaat ediyor. Bu sistem çıksa bile eski çalışanlar eski haklarını devam ettirecek, kazanılmış haklarına bir şey olmayacak. Bu sistem kanun çıktıktan sonra işe girenler için geçerli olacak, çalışanlar için eski sistem devam edecek. İşten ayrılıp yeni işe girene kadar ya da işverenle işçi ayrılıp, kıdem tazminatı fona aktarılabilir. Herkesin kişisel hesabı olacak. Sizin banka hesabınız varsa bir de bireysel kıdem hesabınız olacak. Onu alabilmek için yeni sistemde 15 yılı doldurmanız, ikinci çekmek için 5 yılı geçmesi lazım, ya da ev aldığınız zaman size kıdem tazminatınız ödenecek, emeklilik, ölüm durumunda kıdem tazminatı ödenecek. Askere gidene ve evlenen kadın işçiye kıdem tazminatı verilmeyecek yeni sistemde. Bu yeni sistemin handikabı. Yeni sistemin iyi tarafı da var kötü tarafı da var. Bardağın dolu tarafı ve boş tarafı birlikte değerlendirilmeli. İşçi için alınabilir bir para, işveren için ödenebilir bir para olması lazım. Mevcut sistemde sürdürülemezlik var. 65 milyarlık kıdem yükü her gün büyüyor. Ortak noktanın bulunması lazım. Şu anki mevcut sistemde sizin ücretiniz ne olursa olsun 10 bin lira bile ücret alsanız, bir yıl çalıştığınızda size 3254 Lira ödenir, yeni sistemde 6639 lira, yani iki katına çıkıyor. Yüksek ücretliler için avantajlı bir durum geliyor. Mevcut sistemde kıdem tazminatı belli koşullar yerine geldiğinde ileriki tarihte ödeniyor, yeni sistemde bir gün bile çalışsanız hesabınıza kıdem priminiz yatacak.

resul

Coşkun: Korucularla PKK’nın uzlaşması lazım!

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü iki yılı aşkın süredir devam ettirdiği köy koruculuğu araştırmasını tamamladı. Enstitü Genel Sekreteri Doç. Dr. Vahap Coşkun Türkiye’de bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı köy korucusu raporunun detaylarını A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında anlattı.

Coşkun, teröre karşı çözüm sürecinde koruculuğun tasfiyesinin önemli olduğunu, devlet ile Kürtlerin barışması kadar, korucularla PKK’nın ve köylülerin de barışması gerektiğinin önemine işaret etti.
Coşkun, koruculuk sisteminin gündeme gelmesiyle birlikte tasfiyesinde dikkat edilmesi gereken noktaları açıklayarak, “Bu sistemin özü sivil insanların silahlandırılıp, paramiliterliğin kurumsallaştırılması. Öncelikle korucuların elindeki silah ve imtiyazların alınması gerekiyor, sivillere karşı suç işlemiş korucuların yargı önüne çıkartılması gerekiyor, korucuların silahla ilgili işlerle irtibatlanmaması gerekiyor, özlük haklarının tanınıp kendilerine iş imkanı yaratılmalı, tüm bunlar için de temel altyapı hazırlanmalı” dedi. Coşkun, daha önce koruculuk sistemine benzeyen paramiliter yapıları tasfiye eden Guatemala, Filipinler gibi ülkelerin süreçlerinden örnek vererek ” bu ülkelerdeki bu paramiliter yapıların eylemlerinin hepsi sorumluluktan uzak, Türkiye’de de olduğu gibi korucular, paramiliter örgütler kendilerini devlet yerine koyuyorlar, tüm ülkelerde bir göç dalgası yaşanıyor, zorlu bir istihdam politikası olarak bakılıyor, hep geçicilik koşuluyla başlatılıp kalıcı hale geliyor” dedi.

KORUCULUK MUHALEFETTE İKEN ELEŞTİRİLİP İKTİDARDAYKEN SAVUNULUYOR
Türkiye’de muhalefette iken tüm partiler koruculuk sistemini eleştiriyorlar. 1985’ten 2011’e kadar Meclis’te koruculukla ilgili görüşmeleri incelediğimizde muhalefetin hep koruculuğun kaldırılması gerektiğini, muhalefette bunu söyleyen partinin iktidara geldiğinde koruculuk sistemini kullanmaya başladığını, kaldırmaya karşı çıktığını en fazla ıslahtan bahsedildiğini görüyoruz.

BARIŞ İÇİN KORUCULARLA KÖYLÜLERİN VE PKK’NIN DA UZLAŞMASI GEREKİYOR
Korucular çeşitli sebeplerle korucu oldular, Geçmişte işledikleri suçları örtmek için korucu olanlar, şahsi düşmanlıklarda devleti arkasına almak için korucu olanlar, jandarma korkusundan korucu olanlar var. Biz bu raporu hazırlarken sadece korucularla değil, aileleri ile de konuştuk. 3 kuşak bu sistemden etkilenmiş. Korucu aileleri iki kavrama çok ciddi manada atıf yapıyorlar, bir tanesi korku. Yani yarın koruculuk tasfiye edilirse, köylülerle ve PKK ile olan itilaflarından dolayı kendi hayatlarına tehdit hissediyorlar. Diğeri de huzur. Koruculuk sistemi kaldırılacaksa, PKK ile korucular, köylüler ile korucular arasında uzlaşma sağlanması gerekiyor. Devlet ile Kürtler arasında değil, devlet ile korucular arasında da barış sağlanmalı çünkü bu koruculuk sistemi Kürtler arasındaki barışı da tehdit eden bir sistem.

TASFİYE HALİNDE KORUCU AİLELERİ TOPLUMSAL DIŞLANMADAN KORKUYOR
Korucu olma nedenlerine bağlı olarak korucuların bakış açıları ve toplumun koruculara bakışı değişiyor. Jandarma korkusundan korucu olanlar ile diğer köylüler arasındaki ilişkiler biraz daha normal seviyede seyrediyor. Burada çok dışlanma olmuyor ancak suç işleyen, topraklara el basan, kız kaçıran, adam kaçıran, suçlara bulaşan korucular, çatışma döneminde köylüler ile korucular arasında gerginleşmiş ilişkisi olanlar daha tedirgin. Korucu aileleri dışlanmadan korkuyor. Çocuklar kendilerinin vermediği bir karardan dolayı toplumdan dışlanma gibi bir tehditle karşı karşıya geliyorlar. Korucular devletle orduyla ilişkilerinin güvensizlik üzerine kurulduğunu, askerlerin kendilerini kullandıklarını da söyleyip şikâyet ediyorlar. Koruculuğun savunulamaması durumu var. Koruculuğu kabul etmek buradaki toplumsal algıda bir aşiretin kendi halkına silah çekmesi demek, itibarsızlaşmış bir meslek dolayısıyla bu itibarsızlaşmaya karşı, koruculuğa istemeden başlama gerekçesini sunabiliyorlar, ikincisi korucuların gündelik hayatları da Kürtçe pratikleri çok yoğun, Kürtlük kimliği ile aidiyet bağı kuruyorlar.