Ceweri: Kürt Edebiyatı artık yurdunda yeşerebiliyor

Modern Kürt edebiyatının sürgündeki önemli temsilcilerinden Fırat Ceweri TÜYAP Kitap Fuarı nedeniyle Türkiye’ye geldi. Televizyonda ilk Türkçe röportajını A Haber’e verdi.

 

FIRAT CEWERİ: HARF DEVRİMİ KÜRT EDEBİYATINDA KOPUŞA NEDEN OLDU
Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında Ceweri ile Kürt edebiyatı konuşuldu. Modern Kürt edebiyatının sürgünde geliştiğini ama artık yurdunda da filizlenebildiğini söyleyen Ceweri, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin klasik Kürt edebiyatının yeni nesillere aktarılmasının önünü kestiğini söyledi. Türkçe bildiği halde hiç Türkçe yazmamayı Kürtçe’nin yasaklanmasına karşı politik bir protesto olarak geliştirdiğini anlatan Ceweri, “Kürtlerin Türkiye’de anadilde eğitime ihtiyacı var” dedi.

SÜRGÜNLÜĞÜM MUSA ANTER’İN TAVSİYESİ İLE BAŞLADI
Kürt edebiyatına göz attığımızda sürgün edebiyatı olarak karşımıza çıkıyor. İlk Kürt gazetesi bile 1898’de Kahire’de çıkmıştır. 1930’lu yıllarda Şam’da Kürt entelektüelleri orada Kürt edebiyat tarihinde çok önemli olan Hawar dergisini çıkartmışlardır. 1980 darbesiyle birlikte Kürt gençlerinin, Kürt siyasetçilerinin sürgün oldukları ve daha çok İsveç’e yerleştiklerini görüyoruz. Ben 1980 yılında İsveç’e gittim, askeri darbeden birkaç ay önce gittim, çünkü İsveç demokrasi bakımından en gelişmiş ülkeydi. Ben ve benim kuşağım İsveç’e kendi ülkelerinde ana dilleri yasak olduğu için orada kendi ana dillerini geliştirmek için gittiler. 1978’de iki arkadaşımla Musa Anter’e ziyarete gittik, o da İstanbul’dan memleketine dönmüştü. Siz ne iş yapıyorsunuz diye sormuştu, biz siyasi propaganda yapıyorduk, aynı zamanda ben şiir yazıyorum, Kürtçe şiir yazıyorum dediğimde Musa Anter beni karanlık bir geleceğin beklediğini söyledi çünkü kendisi de sadece Kürtçe bir sözcük kullandığı için, Kımıl diye bir şiir yazdığı için idamı istenmişti. Tıpkı Ahmet Kaya’nın yıllar sonra meslektaşlarının saldırısı gibi Musa Anter’e saldırılmıştı. İsveç’i anlattı bana, tüm ailesi İsveç’teydi, ancak sen İsveç’te kendini geliştirebilirsin dedi, o öneriyi ciddiye aldım ve gittim.

MODERN KÜRT EDEBİYATI ARTIK YURDUNDA YEŞEREBİLİYOR
Kürt edebiyatı daha çok Avrupa’da gelişti ama Türkiye’de artık Kürt yayınevleri var, kendi dilleriyle yazabiliyorlar, benden önceki kuşak bunu yapamadı. Kürtler gönüllü değil zorunlu sürgüne gittiler. 1990’lardan sonra sürgünde gelişen Kürt edebiyatı yavaş yavaş ülkeye döndü. Bir zamanlar sürgünde gelişen Kürt edebiyatı artık ülkede yeşeriyor. Ben edebiyatı hiç Türkçe yazmayı düşünmedim, Kürtçe yazmak bir protestoydu. Yasak olan inkar edilen bir halkın dilini diriltmek gibi bir görev üstlendim. Kürtçe yazmaya şiirle başladım. Üçüncü Kürtçe şiir kitabı Türkiye’de modern anlamda benim oldu. Edebiyat dünyasına girince güncel siyasetten uzaklaştım

KÜRT EDEBİYATÇILARA HEP SİYASET SORULUYOR
Siyaset, hani bir Fransız yazar ile söyleşi yaparsanız onun edebiyatı ile ilgili yaparsınız, ama bir Kürt edebiyatçısı ile söyleşi yaptığınızda ilk önce siyaseti karıştırıyoruz. Tabi bir yani, Kürtçe yasak olduğu için ve Kürtlerin en temel hak ve özgürlüklerinden yoksun olması nedeniyle Kürt edebiyatçıları siyaset dünyasına çekiliyor. İleride bunun değişeceğini umuyorum. Edebiyat güncel siyasetin gölgesinde tartışmalarının gölgesinde kalınca evrenselleşmez.

HARF DEVRİMİ KÜRT EDEBİYATINDA KOPUŞA NEDEN OLDU
Daha önce klasik Kürt edebiyatını övüyorduk, 15. 16. yüzyıllardan başlayarak Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar zengin bir Kürt edebiyatı vardı. Harf Devrimi adı altında , Arap alfabesinden Latin Alfabesine geçilince klasik Kürt edebiyatı unutuldu, yeni kuşak yeni alfabeyi okuyamaz oldu, sonra da Kürtçe yasaklandı. Orada büyük bir kopuş yaşandı nesiller arasında. Ancak şimdi modern Kürt edebiyatı vardı, sayıları yüzlerce olmasa da onlarcadır. Kürt edebiyatının gelişimi biraz da Kürt sorununun gelişimine bağlıdır. Kürtlerin haklarını elde etmelerine bağlıdır.

KÜRTLERİN ANADİLDE EĞİTİME İHTİYACI VARDIR
Bu dili inkar eden bu devlettir, devlet inkar ettiği dili, özeleştiri olarak ben bu dili bunca yıldır inkar ettim, yok saydım dedikten sonra TRT Şeş’in bazı adımların atılması iyidir, yeterli değildir ama iyidir. Son dönemde çıkan Demokratikleşme Paketi’ni yurtdışında izliyoruz. Kürtçe’nin özel okullarda okunması söz konusu. Eski inkarcı zihniyet ortadan kalkıyor ama Kürtlerin anadilde eğitime ihtiyacı vardır.

FIRAT

Tuna: Öğrenci evi öğrencilerin kaldığı ev anlamına gelmiyor

Yazar Salih Tuna, A Haber’de yayınlanan, Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında öğrenci evleri tartışmasına tanım noktasından katıldı.

Tuna; öğrenci evinin öğrencilerin kaldığı ev anlamına gelmediğini, Başbakan Erdoğan’ın mesken dokunulmazlığının ve Anayasa kişi hak ve hürriyetlerinin farkında bir kimse olarak öğrencilerin kaldığı evi kast etmediğine işaret etti.

“Tartışma yanlış yürütülüyor. AK Parti sözcülerinin yaptığı açıklamalar da konunun künhüne varan araştırmalar değil. önemli bir nokta var öğrencilerin kaldığı ev ile öğrenci evi aynı şey değil. Bir mahallede üç beş arkadaş bir ev tutması o evi öğrenci evi yapmaz. Öğrenci evi, öğrencilerin kaldığı ev anlamına gelmiyor. Kısa bir araştırma sonucunda AK Parti döneminde tüm illerde açılan üniversite sayılarını görürsünüz. Bu üniversitelere paralel olarak yurt ihtiyacı karşılanamadı. devlet yurtlarını bakanlık denetliyor. Buna kimsenin itirazı yok, özel yurtları da bakanlık denetler, yangın merdivenini, şartlarını. Öğrenci evi ile öğrencilerin kaldığı ev arasındaki fark statü farkıdır. Öğrenci ev ticari statü kazanır, Kira sözleşmesi ona göre yapılır. Bir mahallede ev tutulur, normal kiracı gibi, doğalgaz, elektriğine kadar üzerine alırlar. Öğrenci evi açıldığında hangi öğrenciye vereceksiniz, 30 – 40 kişinin kaldığı öğrenci evleri var. Apart evlerle öğrenci evler arasında ortak alanları kullanma bakımından fark var .Bir nevi özel yurt gibidir, butik özel yurt mesabesindedir bu öğrenci evleri. Zaten öğrenci evi açan insan normalde piyasa değeri, rakamları afaki veriyorum. 1000 TL ise 5000 TL’ye kadar çıkıyor, daha fazla öğrenci alabiliyor, ona göre de vergisini veriyor. İçişleri Bakanı’nın vurgu yaptığı, kimi öğrenci evlerinde neyin yapılıp yapılmadığı üzerinden. Önce tanımı oturtalım. Sanki Sayın Başbakan öğrencilerin kaldığı evle, mesken dokunulmazlığı ile ilgili konuşuyormuş gibi aksettiriliyor. Mesken dokunulmazlığını da, kişi hak ve hürriyetlerini bilen bir Başbakandan bahsediyoruz.”

salih-tuna

Arat: Aday Belirlemesi Yapılırken Patron Özer Uçuran Çiller’di

32 Yıllık foto muhabiri Süleyman Arat mesleki anılarını “Yokuş Yukarı” adıyla kitaplaştırdı. A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu “Kadraj” programına konuk olan Arat, 2002 Türkiye genel seçimleri öncesinde DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in emriyle geri vermek zorunda kaldığı fotoğraf karesinin hikayesini anlattı.

“Tansu Çiller ile bir gün önce biz röportaj yapmıştık evinde. Tansu Çiller’i öğretim üyeliğinden beri tanıyordum. Evinde de bize kekler börekler yapmıştı, seçim üzeriydi, bir gün sonra da Kadıköy yakasında, Kırat otobüsü ile halkı selamlayacaktı.

Ozan Sarıkaya o zamanki basın danışmanı bu haberi vermişti. Ben Kadıköy’de bekledim, gelmedi Kırat otobüsü. Önemli bir işi çıktığını ve programını iptal ettiğini öğrendim. Yalıda kabulleri olacak dendi.

Gazetenin arabasına atlayıp yalıya gittim, Yeniköy’e gittiğimde karşıdan Çiller’in arabası hareket etti. Hemen U dönüşü yaptım Şişli taraflarına girdi, villa önünde durdu, arabadan Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve partililer indi.

Bir baktım yalı önünde DYP il seçim kurulu yazıyordu, gelmişken bir kare çekeyim dedim. Koruma polislerinin peşine takılıp çıktım, kimse bir şey demedi. Bir odaya girdiler, uzun bir masa. Bir kare basayım, haber yok ama bir kare çekeyim dedim.

Tansu Hanım, dönüp, sen kimsin ya dedi, Ben Süleyman, dün yalı, kek , börek dedim, Alalım fotoğrafını çocuklar dedi, korumalarına. Resul Ağabey koruması, “benim görevim senden fotoğrafı almak” dedi, ben de dedim, “veremem”. Bir saat kadar beni odada tuttular. Farkında değilim ama önemli bir fotoğraf çekmişim. Resul Bey geldi tekrar “illa fotoğrafı istiyoruz, tartışma çıkmadan nasıl alırım bu fotoğrafı” diye sordu, “Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Bey arasın veririm fotoğrafı” dedim.

On dakika sonra telefonla bana geldiler, telefonu aldım, Ertuğrul Bey karşımda, “ne oldu?” diye sordu, “ne vardı fotoğrafta, bilmiyorum herkes oturuyordu” dedim, “ver kardeşim fotoğrafı” dedi, ben de verdim, disketi sıfırlayıp getirdiler. O gece sabaha kadar uyuyamadım, Sağa dönüyorum, sola dönüyorum, derken gece yarısı dörtte fark ettim, u şeklinde masa, masanın başında özer Uçuran Çiller oturuyor, yani aday belirlemesi yapılırken patron Özer Uçuran Çiller. O fotoğraf onu anlatıyordu, belgeliyordu.”

Polis muhabiri Emir Somer A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’da hem bu sokak deneyini paylaştı hem de sahte polisi tespit etmenin tüyolarını verdi.

SOMER: SAHTE POLİSLERİN HEDEFİNDE YALNIZ YAŞAYANLAR, TURİSTLER VE KAÇAK GÖÇMENLER VAR

Emniyette sahte polis dolandırıcılığı ile ilgili mağdurların ifadelerine baktım, şebeke üyelerinin konuşmalarını inceledim Mesela bir şebekenin 19 kişi olduğunu, kendilerine rütbe verdiklerini öğrendik. Başkomiser, emniyet amiri var. 14 kişi ise polis. Bunlar önce adresleri belirliyor. Saha çalışması yapıyorlar. Hedef kitleleri öncelikle tek başlarına yaşayan insanlar, turistler ve kaçak göçmenler. Adres tespitinin ardından sabah erken ya da geç saatlerde bu adreslere kalabalık gruplar halinde baskın düzenliyorlar. Ellerinde telsizle kapıyı çalıyorlar, polis yeleği giyiyorlar. Bu adreslere girip biz arama yapacağız, bazı ziynet eşyalarına el koyuyorlar, polis kriminal laboratuarlarına götüreceklerini söylüyorlar, rehin alma söz konusu olabiliyor. Kaçak göçmenlerin yaşadığı noktaları tespit ediyorlar, bir evde altı yedi kişi yaşıyor. Onlardan para talep ediyorlar, biz yabancı şubedeniz diyerek, işlem yapmama karşılığında rüşvet, para talep ediyorlar

SOMER: KİMLİĞİNİ SORDUĞUMUZ İNSANLARA ARABAYA BİNİN DESEK BİNEBİLİRLERDİ

Emniyetten izin alarak çıktık sokağa. ikin gün boyunca insanlara belli saatlerde insanlara GBT kontrolü yapacağız diyerek nüfus cüzdanlarını aldık. Elimizde sadece telsizimiz vardı. Frekansların döndüğü dakikaları seçerek, ilk gelen kişiyi çevirdik. Biz biraz daha ileri giderek insanları gözaltına almaya kalksak, arabamıza binmek isteyenler çıkacaktı. Kimliğini vermek istemeyenlerin bazıları ise daha önce benzer dolandırıcılık tecrübeleri yaşamış kimselerdi. Sert bir mizaçla karşımızdaki kişilere hitap ettik. Elinizde telsi olunca nüfus cüzdanını isteyince genellikle veriyor insanlar. Sahte polis süsü vermenin cezası çok yüksek.

SOMER: SAHTE POLİS KİMLİĞİNE KARŞI 155 ARANARAK TEYİT İSTENEBİLİR

Polis kimliklerinde çok fazla özellik yok. Sahtesinin yapılması çok zor bir olay değil. Bir kimlik çalışmaları var. Hayalet fotoğraflı kimlik üzerine çalışıyorlar. Böyle bir proje gündemde. burada da vatandaşa kişisel analiz yapmak düşüyor. Bu sahte polis süsü ile güvenlik kameralarının olmadığı kör noktalar seçiliyor. Vatandaş burada polise hangi birimde çalıştığını sorabilir. Polis, Asayiş Şube Gasp Büro’da çalışıyorsa, karşısındaki kişinin sorusuna hızlıca, tereddütsüz cevap vermesi önemli bir işaret olabilir. Ayrıca kimliği teyit etmek için 155’i arayabilir vatandaş. Bir araca bindirilmek istenir, alıkoyma girişi olabilir bu durumda vatandaş, resmi ekip aracı talep edebilir. Polis gerçekten polis ise bu talebi kabul eder, yoksa sert bir şekilde reddetmeye yönelecektir kendine sahte polis süsü veren kişi.

TELE- DOLANDIRICILAR NASIL ÇALIŞIYOR?

Somer, Canan Karatay’ın geçtiğimiz günlerde başına gelen tele dolandırıcılık yöntemleri hakkında da bilgi verdi.
“Telefonda kendine sahte polis süsü vererek tele- dolandırıcılık yapanlar da var. Bu dolandırıcılık şebekeleri, telefonda konuşacak kişileri rol kabiliyeti yüksek kişilerden seçiyorlar. Sizi sabahın erken saatlerinde arıyorlar, iş yoğunluğunun arttığı öğlen saatlerinde arıyorlar ki kurbanın dikkati dağınık olsun. Polis tespitlerine göre konuşuyorum, bir odada beş masa varsa bir kişi konuşuyor, arkada diğer sahte sesleri duyuyorsunuz. Telefonda arkadan gelen seslerle size gerçek bir soruşturma ortamını yaşatıyorlar. Doktor Canan Karatay’ın dolandırılma vakasında da böyle bir yöntem uygulanmışa benziyor.”

Adsız

Arus: Annem Gittin Roman Olduğunu Haykırdın, Yakıştı mı Diye Sordu

Türkiye Romanları ile 38 ilde yüzlerce mahallede dokuz buçuk yıl geçiren ve ortaya “Buçuk” belgeselini çıkartan, kendisi de Roman olan Elmas Arus A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’da hem belgeseli çekerken hem de sonrasında yaşadıklarını paylaştı. Arus’un Başbakan Erdoğan ile konuşmasının ve belgeseli bitirmesinin ardından annesinin kendisine verdiği tepki üzerinden anlattığı kişisel hikayesi Romanların yaşadığı ayrımcılık açısından üzücü ama değerli bir örnek olarak dikkat çekti

elmas

ARUS: ANNEM GİTTİN İNSANLARIN ÖNÜNDE ROMAN OLDUĞUNU HAYKIRDIN, SANA YAKIŞTI MI DİYE SORDU

Belgeseli izleyen Romanlar, mesela anneniz nasıl tepki verdi?

Annem neden bu işlerle uğraşıyorsun dedi. Roman açılımında bir konuşma yapmıştım. Bu konuşmam sonrası herkes peşinde koşturuyordu, medya peşimdeydi, haberler yapılıyordu. Sonra mahalleye gittim. Annem benimle gurur duyacak, çünkü bütün Romanların derdini Başbakanın önünde anlattım, söyledim. Böyle bir tepkiyle karşılaşacağımı zannettim. Eve gittim annem başka odaya gitti. Çok şaşırdım. Annem benden neden kaçıyor diye düşündüm. Sonra bana sen iki üniversite okudun sonra gittin o kadar insanın önünde ben Çingeneyim ben Romanım dedin, dedi. Bu sana yakıştı mı ailemize yakıştı mı, niye bunu yaptın diye sordu. Kadıncağız içerlemiş. Düşündüm, çok üzüldüm. Benim için çok acı bir hikayeydi. Onu anlamaya çalıştım. Çünkü, yıllarca bu ayrımcılıkla yaşamış ve kızının toplumun dışına gidip belli bir eğitim alıp, toplumun dışında o kimliği unutmasını istemiş. Ama kızı geri dönmüş ve ben buyum demiş. Hayal kkırıklığı yaşamış ciddi bir şekilde. Aslına diğer taraftan toplumun tüm bireylerinin hissettiği bir durum bu. Yani okuyacaksın eğitim alacaksın arkana bakmayacaksın, gideceksin. Bu romanlık, bu kimlik bu Çingenelik silinecek senden. Seninle beraber aslında onların da yaşadığı ayrımcılık silinecek.

ARUS: ROMANLARDA KİMLİKLERİNİ UNUTARAK AYRIMCILIKTAN KURTULACAKLARINA DÜŞÜNCESİ HAKİM

-Yani bu kimlikten kurtulduğunuz zaman daha iyi olacaksınız öyle mi?

Evet daha iyi yaşacaksınız, ayrımcılığa uğramayacaksınız diye bakılıyor. Örneğin eğitim aldın, işe girdin orada yaşadığın ayrımcılığı önleyecek veya kız alıp veriyorsun orada yaşayacağın ayrımcılığı önleyecek. Yani kimliği unutmak o ayrımcılığın ortadan kalmasının bir unsuru gibi görülüyor. Bu kesinlikle çok acı bir şey. Onun için dil unutulmuş, onun için kültürün diğer öğeleri unutulmak istenmiş.

-Romanlar kendi kimliklerini unutmak istiyorlar yani

ARUS: ROMAN AÇILIMINDAN SONRA YENİDEN KİMLİK BİLİNCİ OLUŞTU

Şimdi değil, üç senedir biraz daha farklı. Üç sene öncesine kadar böyleydi. Bu Roman açılımının altı dolu mu boş mu tartışma konusu olmuştu. Roman açılımından sonra bir kimlik bilinci oluşmaya başladı Romanlar arasında. Bence bu önemli bir gelişmeydi. Bir taraftan 2001′de gözlemlediğimiz kadarıyla Romanlar kültürel öğelerini ciddi bir şekilde geleceğe taşıyabiliyorlardı. Bu nedir gelenek görenekleri düğünleri bayramları veya hayata bakış açılarını taşıyabiliyorlardı. Fakat moderniteyle birlikte zanaatlar unutuldu, göçebelik hayatı ortadan kalmaya başladı ve dolayısıyla bir değişim geçirdi. Yok saydığı kimliği de unutma yoluna gitti. Roman açılımından sonra tekrar bir farkındalık oluştu. Bu enteresandı.

NOT: Fotoğraf Zaman Gazetesinden…

 

Belçika’nın ilk başörtülü vekili Pavey’i eleştirdi

Belçika’nın ilk başörtülü milletvekili Mahinur Özdemir, 31 Ekim tarihinde 4 başörtülü milletvekilinin Türkiye Parlamentosu’na girişini ve Meclis’te kadın milletvekillerinin yaptığı konuşmaları A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında değerlendirdi.

Özdemir, kişisel hak ve özgürlükler adına önemli bir adım atıldığını belirterek “Birçok kadının beklediği bir olaydı. Aslında başörtüsü normalleşme sürecinin bir parçasıdır.

Kişi hak ve özgürlüklerin savunulması ortak paydası olmalıdır, sevinçle karşıladım.” Dedi.

Özdemir CHP Milletvekili Şafak Pavey’in konuşmasını kastederek “Kadın milletvekillerinin konuşmalarını ise bazılarının feminizm, kadın hakları açısından Türkiye’deki bazı kesimleri yok saydığını gördüm ve bunu üzüntüyle karşıladım.

Tamamen temel hak ve özgürlüklerin savunulması gerekirken bu olayda sizli bizli bir hitabın tercih edilmesi üzücüydü.” Değerlendirmesini yaptı.

Untitled

Saydam: MHP bu konuşmadan ders almalı!

Siyasal iletişim uzmanı Ali Saydam, Meclis Genel Kurul Salonu’na dört milletvekilinin girişini, kadın milletvekillerinin konuşmasını ve Sarıgül’ün CHP’ye dönüşünü A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında değerlendirdi.

Meclis’in itibar puanı halk nezdinde artmıştır. Genel hatlarıyla hoşgörü hakimdi. milletvekili hanımefendilerin konuşmalarının bu kadar etkileyici ve derinlikli olabileceğini kestiremediğimi söylemeliyim. Erkeklerin bu konuşmalardan kendilerine ders çıkardıklarını düşünüyorum, tüm kadın milletvekillerinin konuşması içtendi. Kritik nokta, hepsinin ortak görüşünün kadınların hakları ve özgürlükleri konusunda, karşılıklı iletişim yönetiminde erkeklerin tek başına söz sahibi olmasına karşı çıkışlarını saygıyla karşılıyorum. Anlayış ve empati arayışı vardı. Rafine ve hoş bir şekilde verdi kadın milletvekilleri mesajlarını.

BAYRAMOĞLU: PAVEY’İN KONUŞMASINDAN İNCİNDİM

Programda Zeynep Bayramoğlu’nun CHP Milletvekili Şafak Pavey’in konuşmasından incindiğini açıklaması ve ötekileştirici olup olmadığını Saydam’a sorması üzerine Saydam “Kendisi acı çekmiş bir milletvekili, pantolon meselesinde kendisi de ötekileştiği için yaralı insanların bu tepkilerini anlayışla karşılıyorum. Ben bu tür benzetimlerin olumlu sonuçlara götürecek yaklaşımlar olmadığını düşünüyorum. O duygusallık içinde değerlendirseniz, anlamaya çalışıyorum.” Yanıtını verdi.

SAYDAM: RUHSAR DEMİREL’İN KONUŞMASINDAN MHP DERS ALMALI

MHP keşke milletvekili hanımefendinin konuşmasını doğru okusa ve onun seçmen üzerindeki etkisini doğru okusa ve bu anlamda strateji ve taktiklerini geliştirse.
Bahçeli, selam verirken bile nutuk atar gibi konuşuyor çünkü Bahçeli. Burada MHP’li milletvekili hanımefendinin konuşmasını MHP’li arkadaşlar doğru okurlarsa siyasi iletişim adına kendi partileri adına ders çıkaracaklardır. Parti sözcülerinde de görülen sürekli kavga eden, bağıran çağıran halden uzaklaşırlar ki hanımefendi de öyle çok yumuşak mesajlar vermedi, sert mesajlar da verdi. Son derece olumlu puan almıştır. Siyasi iletişim alanında çalışanlar dünkü parlamentodan çok ders çıkartabilir

SAYDAM: CHP KİMİ GETİRİRSE GETİRSİN İSTANBUL’DA AK PARTİ KAZANIR

Sarıgül’ün oyları arttıracağını tahmin ediyorum. 10 yıldır yakinen takip ediyorum, her hafta araştırmalara bakarak izliyorum, Başbakan’ın ardından beğenilen liderler arasında geliyor. Bu şimdi birkaç puan olarak yansır CHP’nin İstanbul’daki oylarına. Fakat kazanma şansı, tüm araştırmalar öyle söylüyor, CHP’den kimi getirirlerse getirsinler, AK Parti çok büyük bir hata yapmazsa, seçimleri AK Parti’nin kazanacağı algısı var. Bu çok akıllı bir adam, cin gibi kurnaz bir politikacı Sayın Sarıgül, siyasi iletişim alanında marifetlerini henüz görmedik ama siyasi ilişki alanında başarılı. İlişki yönetimi ile iletişim yönetimi arasında farkı hep karıştırılıyor.

Untitled