Hüseyin Kocabıyık: Akılsız kurnazlar

A Haber Siyaset Danışmanı Hüseyin Kocabıyık Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında 17 Ağustos sürecinin ardından Başbakan Erdoğan’ın bugün Sakarya ve İstanbul’da kitlesiyle buluşmasını değerlendirdi.

Kocabıyık, “30 Mart seçimi 12 Temmuz 2007 seçimine benzeyecek, 2014 yerel seçimleri bir hesaplaşma seçimine dönüşebilir” dedi.
 
ERDOĞAN’I KARŞILAYAN KİTLE ÖFKELİ DEĞİL COŞKULUYDU
Ben bu tabloyu şöyle değerlendiriyorum. 28 Mayıs 2013 Gezi olayları başlamıştı biliyorsunuz , Gezi olayları sırasında başladıktan hemen birkaç gün sonra Başbakan yurtdışı seyahatine gitmişti ve dönüşünde Atatürk Havalimanı’nda Ak Partililer Genel Başkanlarına bugün olduğu gibi sahip çıkmışlardı. Ben o gün insanların yüzlerindeki ifadeyi hatırlıyorum.
Öfke ve rövanş alma duygusu vardı. Attıkları sloganlar da bu yöndeydi. Gergin bir hava hakimdi. Ancak bugün aynı şekilde Atatürk Havalimanı’nda tabanı Başbakan Erdoğan’a büyük destek verdi ancak o kalabalıktaki insanların yüzüne baktığım zaman Gezi Parkı olayları sırasındaki gerginliği öfkeyi, kızgınlığı değil, coşkuyu gördüm, liderlerine güven duygusu ve rahatlık gördüm.

30 MART SEÇİMLERİ HESAPLAŞMA SEÇİMİ OLABİLİR
Bu bana şunu hatırlatıyor, önümüzdeki mahalli seçimler, bir mahalli seçimler havasında geçmeyecek, bir genel seçim havasında geçecek ve bu coşku eğer sandığa yansırsa, benim tahmin ettiğim gibi 30 Mart 2014 mahalli seçimleri bir hesaplaşma seçimine dönüşürse hükümete bu tuzağı kuranların kurnaz ama son derecede akılsız kurnazlar olduğu ortaya çıkacak.
 
30 MART SEÇİMLERİ 12 TEMMUZ 2007 SEÇİMLERİNE BENZEYECEK
Bakın 2007 yılında o tarihimize önemli bir vaka olarak geçen cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Başbakan Erdoğan oy oranlarının yüzde 26 olduğunu açıklamıştı. Ekonomik krizden Türkiye etkilenmişti. 27 Nisan 2007’de elektronik muhtıra ile cumhurbaşkanı seçtirilmedi ve 367 ile hukuk yolsuzluğu yapıldı ve bu yolsuzluğu Anayasa Mahkemesi onaylandı. erken seçim kararı verildi. Seçime Ak Parti değil, halkla Anayasa Mahkemesi ve muhtırayı verenler girdi. Yüzde 47 ile halk tokat attı. Cumhurbaşkanı da seçilerek vesayet tasfiye edildi.
 
30 MART’TA HUKUK DARBESİNİ YAPANLARLA HALK HESAPLAŞACAK
Bunun benzeri 30 Mart’ta tarih tekerrür edebilir. 30 Mart’ta Erdoğan seçime CHP ya da MHP ile değil, bu hukuk darbesini yapanlar ile halk seçim sandığında hesaplaşabilir ve ortaya 2007’de daha güçlü bir sonuç çıkabilir.

hüseyin-kocabıyık-476129754977187157493

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/28/huseyin-kocabiyik-akilsiz-kurnazlar

 

 

Rasim Ozan Kütahyalı: Bayraktar yanlış ilişkilerinin kurbanı oldu

Sabah Gazetesi Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında Başsavcı Turan Çolakkadı’nın açıklamasını, üç bakanın istifasını ve 17 Aralık sürecinin toplumsal ve siyasal yapıdaki etkilerini yorumladı


12 EYLÜL REFERANDUMUNDA CEMAAT AK PARTİ’Yİ DESTEKLEMEDİ

Başsavcı Çolakkadı bu yargı emniyet cuntasının son hedefi. Polis, yargı ve medya bu üçgen içinde direk Başsavcı Çolakkadı ile haberler yapılıyor. Bunlar itibarsızlaşma çalışmaları. Sanki bu Çolakkadı hükümetin emriyle bunları yapıyor gibi. Şu an Türkiye’de gerçekleri en az söyleyen aydınlar, yazarlardır. Herkesin angaje olduğu bir pozisyon car. Çok açık bir durum şu, emniyet ve yargı teşkilatı içinde kendi çıkarları için hareket eden bir yapılanma var. Ben cunta diyorum, çünkü sivil hükümeti devirmeye ya da vesayet altına almaya çalışan bir yapıdır. Bu yapı şunu söylüyor seçilmiş iradeye, istihbaratı, yargıyı, güvenliği bana ver, gerisini sen al, ben senin arkanda olayım, karşına biri çıksın ben devireyim, bu noktada bir ahlaksız teklif var. Bu noktada şunu söyleyebilir, muhalifler, hükümet şu hataları yaptı, doğru olabilir. HSYK konusunda cemaat ak parti’yi desteklememiştir, bu büyük palavradır, 12 Eylül referandumunda biz kapı kapı dolaştık, AK Parti için oy istedik, AK parti o dönemde cemaati desteklemiştir, HSYK’nın durumu ortadadır. Hükümete eleştiri budur. Ama bununla bir darbe girişimi meşrulaştırılmak isteniyor. Demokrasiye inanan herkes, liberal, muhafazakar demokrat, demokrasiye inanıyorsa şunu söylemek zorundadır, eğer demokratik yolla seçilmiş sivil hükümete darbe girişimi varsa, bu Kılıçdaroğlu’na bile olsa, yargı eliyle, dosya biriktirme eliyle, illegal kaset montajlama saldırısıyla, yargısal darbe girişimiyle, AK Parti kapatma davasında olduğu gibi, bugün koyulan tavır iki sene sonra önlerine konur. 17 Aralık’tan daha büyüğü 25 Aralık’tır. Başbakan’ın oğluna kızına yönelen bir darbe girişimi. Oradan ona gitmeyi hedefliyorlar. Burada hukuki soruşturma yok, amaç var, amaç Başbakan Erdoğan’ı hizaya getirmek, diz çöktürmek, vesayet altına almak, devirmek sonraki aşamadır. Ne yapıyor, çevreliyor.En büyük iki medya grubundan biriyiz, Doğan grubuna sesleniyorum, meşru ile gayri meşru mücadelesinde “ortada kalıyorum” denmez, meşru tarafı tutmak zorundasın, sonra bu tarafın yanlışlarını sıralarsın.

CEMAAT BÖLÜNMÜŞ DURUMDA
Burada emniyet yargı cuntasından kastım, burada Madagaskar’daki Türk okulunda öğretmenlik yapanları dahil edemem. Son Gülen’in açıklamalarından görüyoruz, bağımsız değiller. Bu mekanizma tarafından desteklenen, dış ayakları olan bir olay. Şu an şaşkınlıkla olayı izleyen cemaat tabanından da insanlar var. Cemaat içinde de bölünme var, bunun billur bir şekilde ortaya dökülmediğini, bir sürü insan okuldan çocuklarını çekiyor, gazete aboneliklerini iptal ediyor. Bu doğrudan demokrasiyi vesayet altına alma girişimidir. O yüzden Ahmet Taşgetiren istifa ediyor.

KEŞKE EMNİYETTEKİ TASFİYE 7 ŞUBAT’TAN SONRA YAPILSAYDI

Hükümetin içinde ve Başbakan etrafında iki temel görüş vardı. Birinci görüş 7 Şubat’ta bir eşkıya var ama Gülen’den emir alıyor mu almıyor mu, tuhaf bir yapı.” Böyle bir yapı var, bu yapıya odaklanalım, cemaat mensubu diye kimseyi suçlamayalım” dediler ve sadece 7 Şubat’tan sorumlu olanları kızağa geçtiler. Tasfiye yok, Tasfiye özlük haklarını kaybedip aç sefil 28 Şubat’taki gibi ortada kalkmak. Cemaat mensuplarını İstanbul Emniyeti’nden uzaklaştırmak istese bugün yaptığını yapacaktı. Bugünden bakıldığında herkes keşke o zaman yapsaydı. ikinci görüş vardı, Burada hiyerarşik yapı var, bir gün en ılımlı olan ile radikal olan bir olur toplu hareket eder demişti, bu yapının şeffaflaşması gerekir denmişti, bu görüş haklıymış. Bedduadan sonra iş kırıldı, bitti, kimsenin diyecek bir şeyi yok.

AKILLI YURTTAŞ ERDOĞAN’I SEVMESE DE DEMOKRASİNİN YANINDA OLMALIDIR

İki hedef var, bireysel olarak Recep Tayyip Erdoğan’dır, Ak Parti değil. Bu Türkiye’yi kitleme operasyonu, intihar saldırısıdır. Bunun dış bağlantıları var. Burada millete dayanmayan bürokratik cuntalaşma ancak dışarıdan destek bularak bu hareketi yapabilir. Buradan çağrıda bulunmak istiyorum, bugün demokrasi vesayet altına alınmak istenir, çözüm süreci durdurulmak istenirken her akıllı namuslu yurttaşın demokrasinin yanında olması gerekir, Erdoğan’ı sevmese bile. Şükrü Elekdağ tam bir Kemalisttir ama manzarayı görüyor, “Başbakan Erdoğan hedeftir” diyor, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner görüyor, “böyle bir şey varsa ancak bağımsız savcılar yapabilir”! diyor.Hukuktan değil, kendi hiyerarşilerinden emir alan mekanizma var.

BAYRAKTAR YANLIŞ İLİŞKİLERİNİN KURBANI OLDU

Erdoğan Bayraktar aslında teknokrat olarak çok başarılı bir bakan. Fakat görüyor ki, 2012’de görüyordum, yanlış ilişkileri vardı ve bu onu yanlış yerlere sürüklüyordu bende bunu yazdım, Başbakan’ın düşmanlarıyla çok yakın olma diye yazdım. O zaman beni aradı, ben kendisine de izah ettim. Görüyoruz ki o kurduğu ilişkiler ona öyle angajmanlar yarattı ki, önüne kağıdı verdiler, o kağıdı okudu.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/27/kutahyali-bayraktar-yanlis-iliskilerinin-kurbani-oldu

Yakup Köse: 25 Aralık çok manidar

28 Şubat sürecinde daha 14 yaşındayken tutuklanıp idamla yargılanan ve yaklaşık 10 yıl cezaevinde yattıktan sonra iki yıl önce özgürlüğüne kavuşan gazeteci Yakup Köse’nin cezası Yargıtay tarafından onandı.

Köse, 2000 yılında cezaevlerine yapılan operasyon sırasında askere karşı isyan ve yangın çıkarma suçlarından yargılandığı davada ceza almıştı. Köse, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılarak kararı değerlendirdi.

KARARIN VERİLDİĞİ TARİH MANİDAR
27 Kasım’da dava hep merak etmiştim, 25 Aralık’a atmıştı karar vermek için. Yargıtay’da usul böyle değildi, anlamamıştım “niye 25 Aralık’a attı” diye, onu bugün anladım. bize yapılan operasyonun adı Noel Baba operasyonu idi, bugün verildi karar, 25 Aralık Noel’in ilk günü, bu çok manidar.

ELDE YENİ DELİLLER VAR, BAKANLIK MÜTALAA İSTEYEBİLİR
Eğer Adalet Bakanlığı isterse mütalaanın yenilenmesini Yargıtay’dan isteyebilir çünkü ortada yeni deliller var. Bandırma Cezaevi’ne operasyon yapan komutanın Korcan Polat olduğu ortaya çıktı, bir hafta önce. Bizzat cezaevine gelerek vurun emrini veren kişinin o olduğu ortaya çıktı. Dönemin gazetelerine de yansımış bu. Biz bunu ortaya çıkarttık. Ortada kamera kayıtları var bu kamera kayıtlarının izlenmesini istiyoruz, cezaevini yakan olardı, bizi öldürmek isteyenler onlardı, bizi yaralayan onlardı, bunların ele alınmasını istiyoruz. Bunlar yeni delillerdir. Adalet Bakanlığı kanunu yararlı bir şekilde yürütmeyi durdurma kararı verebilir, Yargıtay’a müdahalede bulunabilir, böyle bir yasal hakkımız var. Ben yetkililerin bu konuda ivedi ve hızlı olmasını diliyorum.

28 ŞUBAT İLE TAM HESAPLAŞAMAMA 17 ARALIK’I DOĞURMUŞTUR

3 senedir diyoruz ki gelin 28 Şubat kararlarını iptal ettirelim, Salih Mirzabeyoğlu’nu özgürlüğüne kavuşturalım dedik ama sesimizi duyuramadık işte o 28 Şubat ile tam hesaplaşmama bugün 17 Aralık’ı doğurmuştur. Teşbihte hata olmasın, bu mücadeleyi verirken söylerim, darbe ile darbenin sonuçlarını ele alırsak hesaplaşabiliriz. Ayı yaralıdır, yaralı ayının pençesi daha ağır olur. Çevik Bir’i serbest bırakan zihniyet, BDP milletvekillerini serbest bırakmayan zihniyet, Salih Mirzabeyoğlu’nu özgür bırakmayan zihniyet aynı zihniyettir. Bu küresel bir operasyondur. Sayın Başbakanımız bugün İstiklal Mücadelesi veriyoruz dedi, destekliyorum, gelin bu mücadeleyi darbecilere karşı sağlam durarak verelim, bir günde yasa çıkarttık biz , gelin 28 Şubat davası kararlarının iptaline yönelik yasalar çıkartalım.

yakup-kose

 

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/26/yakup-kose-25-aralik-cok-manidar

Suheyb Öğüt: Cumhurbaşkanı hükümeti yalnızlaştırmadı

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Suheyb Öğüt, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 17 Aralık’ta İstanbul merkezli gözaltılarla başlayan operasyonla ilgili ifadelerini ve toplumsal yapıya etkilerini yorumladı.

CUMHURBAŞKANI HÜKÜMETİ YALNIZLAŞTIRMADI

“Bir tarafı ile geç görülebilir ama diğer tarafıyla ben sayın Cumhurbaşkanı’nın çok iyi siyaset birisi olduğunu düşünüyorum. Birileri şöyle zannetmiş olabilir, sanki Başbakan ile kendisi arasında bir tenakuz var, sanki bir tenakuz, çelişki var, farklı bir siyasa ihtas ediliyormuş gibi telakki edilmiş olabilir, öyle bir şey yok, bize gelen duyumlar da bu yönde. Hükümeti yalnızlaştıracak bir açıklama yapmadı. Olup olabilecek en dengeli açıklamayı yaptı. Şu ana kadar beklenmesinin manası vardı, ateşe körükle gitmedi bu anlamda isabet oldu. Mesaj da alındı. Cumhurbaşkanımız gibi suhuletle hilim ile meseleleri halletmeye çalışan bir siyasi aktör bile mevcut olanlara dair mesafe koyuyorsa oradaki mesafesini ihsas edecek şekilde açıklama yapıyorsa bundan her grup mesajını almalı. Onu bile rahatsız eden belli durumlar varsa bunu ciddiye almak gerekir. Herkes alacağı manada mesajı almıştır”

FETHULLAH GÜLEN YURTDIŞINDA ARTIK ERDOĞAN MUHALİFİ OLARAK TAKDİM EDİLİYOR

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçilerinin 17 Aralık operasyonunun hemen ardından Hizmet hareketi ile bağlantılı Gazeteci ve Yazarlar Vakfı ile buluşmasını ise Suheyb Öğüt şöyle yorumladı:

Cemaat ile sivil toplumu birbirinden sosyolojik ve teorik olarak ayırmak mümkün değil. Gülen Cemaati muhtelif STK’lardan müteşekkil. Muhatap alınabilir. Bence siyasi bir gruptur, bunu negatif manada söylemiyorum. Mesele şu anda tam böyle bir zamanda Kılıçdaroğlu da gitmişti ABD Büyükelçisi ile görüşmüştü. Bu süreç içinde bir hata, en büyük hata da Amerika’nın. Amerika Türkiye üzerinde pazarlığı olduğunu doğrulamış oldu bu görüşmeyle. Ne olsa bir şekilde ABD mi İsrail mi soruları sorulurdu daha fazla sorulacak. Komplo kuralım demiyorum ama parmak bir yeri işaret ettiği zaman sadece aptallar parmağa bakar denir. Görünene bakarak hakikati anlayamıyoruz. Görünen artık sadece görünen değildir. Asıl hiçbir komplo yok demek tam bir komplo kurmuş olabiliyorsunuz. Komplo teorilerine de boğulmamak gerek. Gezi sürecinde de aynısı oldu, ya komploya boğuluyoruz ya da hiç komplo yok diyoruz. ikisi de abesle iştigal. Gerçekliği hissediyoruz, nüfus edemesek de. Toplantının Cemaat açısından itibar kaybına karşı yapıldığını da söyleyemeyiz, uluslararası arenada Erdoğan’a karşı müthiş bir öfke var, onu götürecek güç yok , derin yapılanmalar işi halledemedi. Bu sefer muhalefet partisi görünmüyor, bir figüre ihtiyaç vardı. Geçen yurtdışındaki gazetelerde Gülen’in Erdoğan’a muhalif güç olarak takdim edildiğini gördüm. Böyle bir itibar edindiler. Bu toplantı da bunun sonucu olabilir

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/25/cumhurbaskani-hukumeti-yalnizlastirmadi

 

Zeynep Karahan Uslu: Bu siyasi operasyon

Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında 17 Aralık operasyonunu değerlendirdi. Uslu, “hukuksuz yaklaşımların işaret ettiği tek bir nokta vardır, o da bunun siyasi bir operasyon olduğudur” dedi.

ELMALARLA ARMUTLARIN AYNI SEPETE KONMASI SÖZ KONUSU

Bu süreci iki boyutuyla değerlendirmek gerekir. Hukuki ve siyasi. Bu çerçevede bakınca hukuki boyutta yürüyen süreç var, kime suç isnat edildiyse ayrım yapılmaksızın olayı meydana çıkarmak adına süreç işletilecektir. Ak Parti iktidarını bütünsel bakışla 12 yılla değerlendirdiğimizde, “üç y” dediğimiz, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar olarak bu üç alan Ak Parti’nin siyasi başarısını sağlayan alanlardır. Ak Parti’nin var kalmasını sağlayan alanlardır. Yolsuzluk konusu da bizim en başarılı olduğumuz alan. Bunu birileri dedi diye değil, toplumsal siyaset felsefemizin kavrayışında olduğu için sahipleniyor. Olayın siyasi boyutunda, gerek uluslararası boyutuyla bakınca bir taraftan hiçbir üst makama bilgi verilmeden, hukuki süreçlere aykırı bir şekilde operasyon yapıldığını görüyoruz. Müeyyide ve kaidelere tüm mensupları bağlar. Bunların işletilmediğini görüyoruz. Halkbankası’nın ekonomik duruşu anlamında uluslararası kuruluşlardan Türkiye’ye baskı yapılmalı ifadeleri net bir şekilde ifade edilmişken aynı zamanda Halkbankası üzerinden yürüyen bir operasyon var. Elmaların, muzların, armutların aynı sepete konması söz konusu.

HUKUKSUZ YAKLAŞIMLAR SİYASİ OPERASYONU İŞARET EDİYOR

Seçimlere endeksli, Ak Parti’nin siyasal itibarını yıpratmaya endeksli, seçmen davranışını dönüştürecek nitelikte bir duruşun var olduğunu düşünüyorum. bunun ard alanında kimler vardır, hangi ilişkiler ağı vardır bunlar hukuki araştırma çerçevesinde ortaya çıkarılacaktır. Bütün bu soru işaretli veya hukuki uygulamalara uygunluk içermeyen yaklaşımların hepsinin işaret ettiği bir nokta var o da bunun siyasi operasyon olduğu boyutudur.

 

Adsız

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/24/zeynep-karahan-uslu-bu-siyasi-operasyon

Bursalı: İzmir ‘Binali Yıldırım’a direnmedi

 Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Ak Parti’nin 2014 yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı ilan edilmesini Yeni Asır Genel Yayın Yönetmeni Şebnem Bursalı A Haber’de Kadraj programında değerlendirdi.

Bursalı, İzmir’de Binali Yıldırım adının anılmaya başlanmasından itibaren herhangi bir direniş, karşı çıkış, reddediş ile karşılaşılmadığına dikkat çekerek, Yıldırım’ın adaylığının İzmir’de hizmete yönelik şikayetlere bir cevap olduğu yorumunu yaptı

BİNALİ YILDIRIM İSMİ İZMİR’DE ŞİKAYETLERE BİR CEVAP

Binali Yıldırım isminin özelliği , hükümetin en uzun süre bakanlık yapan ismi olması. Üstelik hükümetin icraatlarına bakarsak bu icraatların yüzde yetmişinin yapıldığı bir bakanlık. Bu bakımdan Yıldırım’ın adaylığı çok anlamlı. İzmir’de yaşayan bir gazeteci ve vatandaş olarak söyleyeceğim, kent gazeteciliği yaparken vatandaşların bizi yönlendirmesine de bakarak; bu kentte yeterince hizmet verilmediğine bir cevap olarak algılandı Binali Yıldırım ismi.

İZMİR BİNALİ YILDIRIM ADINA DİRENMEDİ

İzmir seçmen profili yedi üniversitesi olan bir kent burası. Genç nüfusun hem dışarıdan gelen, genç nüfusun ağırlıklı olduğu 200 bin yeni ilk kez bu seçimde oy kullanacağı bir kent İzmir. Yaş itibariyle emeklilerin de yoğun olarak yaşadığı ve yoğun göç alan bir şehir. Kadınların ön planda olduğu, sivil toplum ve kent yönetiminde ön planda olduğu bir kent. Profile bakınca çeşitlilik açısından geniş, daha fazla yönelinmesi gereken özel bir profili var. Binali Yıldırım’a baktığımızda, bakanlığı döneminde yapılanlara bakınca tüm bu kesimlere hitap edebilir görünüyor. Kişilik olarak da sakin ve ılımlı yapısı olması da İzmir profiline uygun görünüyor. Binali Bey’in ismi anılmaya başlandığından beri herhangi bir karşı çıkış, reddediş ve direnç olmadı. Bunda kendisinin ılımlı, sakin yapısının etkisi olduğunu düşünüyorum.

Adsız

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/14/izmir-binali-yildirima-direnmedi

Şekercioğlu: Arnavut Şevket’ten sonra kimse beni ciddiye almaz

Dünyaca ünlü kaşif, kuşbilimci, ekolog, Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, TRT’de yayınlanan İstanbul’un Kuşçuları Belgeseli’nde yer alan ve yayınlandıktan sonra sosyal medyada kuşların dilini taklidiyle fenomene haline gelen Arnavut Şevket’i izleyerek yorumladı.

Arnavut Şevket’i tanıyorum. Arkadaşlarım bana gönderdiler videoyu, senin yaşlılığın da böyle olacak diye o çıktıktan sonra artık beni kimse ciddiye almaz herhalde. Kendisi esasında çok önemli geleneksel bilgi dediğiniz etnobiyoloji dediğimiz dalın geleneksel bir temsilcisi. Doğa ile bu geleneksel bilgi hızla yok oluyor. Biz Kuzey Doğa Derneği olarak Kars ve Iğdır’da etnobiyoloji kursu düzenledik. Arnavut Şevket gibi ötmesek de, Saka kuşunu araştıran etnobiyoloji uzmanlarımız var. Geleneksel bilginin biyoçeşitlilik ve ekosistemin insanlara faydalarının anlatılmasında katkısının sunulması önemli. Bugüne kadar hor görülmüş bu bilgi çok değerli bir bilgi.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/13/arnavut-sevketten-sonra-kimse-beni-ciddiye-almaz

Osman Can: Balbay cezaevine dönebilir

Ergenekon davası tutuklusu CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay için verilen tahliye kararını Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, eski Anayasa Mahkemesi raportörü Prof. Dr. Osman Can A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında değerlendirdi.

Can Tahliye kararını, hükümetin üçüncü ve dördüncü yargı paketleriyle düzeltmeye çalıştığı ancak yargıda bir türlü düzeltmelerin gerçekleşmediği noktada Anayasa Mahkemesi’nin sürece müdahalesi olarak yorumlayarak, olumlu bir durum ve hukuk devletinin kazanımı olarak değerlendirdi.

– Sizin için sürpriz olmadı değil mi?

Hayır, Anayasa Mahkemesi’nin o kararının ardından mahkemelerin farklı davranma durumu olamazdı. Tüm kurumları bağlayan Anayasa Mahkemesi’nin hiçe sayılması anlamını taşırdı.

-Balbay 34 yıl 8 ay ceza aldı, gerekçeli karar 4 aydır tamamlanmadı, Yargıtay cezayı onaylarsa, bu tutukluluk ile ilgili bir karar, beraat kararı değil, Yargıtay tutukluluk kararını onaylarsa ne olacak, yarın da milletvekili yemin ederek dokunulmazlık kazanacak çünkü.

Siyasi faaliyette bulunma hakkını, bu uzun tutukluluk nedeniyle kullanamamasını anayasa ihlali olarak değerlendirdi. Yeminden sonra parlamento çalışmalarına katılacaktır. Balbay ile verilen karar, onunla ilgili açılan dava, yöneltilen saçma Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına girdiği için dokunulmazlık kapsamına girmeyecektir. Yargıtay mahkemenin verdiği cezayı onayladığı anda Balbay cezasını çekmek için cezaevine girecektir. Ancak Yargıtay şu veya bu nedenle, yeniden yargılamaya karar verirse bu yeniden yargılamanın kısacası dava neticelene kadar, tutuksuz yargılama süreci devam eder, bu süre içinde parlamentoda milletvekili olarak yasama faaliyetlerine katılır.

– Diğer tutuklu vekiller için emsal karar teşkil eder mi

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru ile olarak verdiği kararlarda neyin emsal olduğu önemlidir, burada bireysel başvuru ile bireysel koşullar göz önünde tutulur. Emsal meselesini kesin söyleyemeyiz ancak tutukluluk halinin gereksiz yere uzatılmış olma kaygısı, Anayasa Mahkemesi bu sonuca Balbay’ın vekil olmasından kaynaklanmasından ulaştığına göre KCK’dan da tutuklu vekiller içinde geçerli olabileceğini söyleyebiliriz. Gönül ister ki çok farklı pozisyonu olmayan diğer vekillerin de tahliye olmasıdır.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/10/osman-can-balbay-cezaevine-donebilir

Gülen Hareketi ile Nur Cemaati’nin farkı

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu yazar Metin Karabaşoğlu’nun konuk olduğu Kadraj programında Risale-i Nur takipçisi olan Nur Cemaati ile Gülen Hareketi arasındaki temel farklılıklar konuşuldu.

Karabaşoğlu, Risale-i Nur talebelerinin eser merkezli olduğunu, Gülen Cemaatinin ise kişi merkezli olduğunu dolayısıyla hegemonik ve kısıtlayıcı bir yapısı olduğu yorumunu yaptı. . Karabaşoğlu düşünsel ve eylemsel ayrılık dönemlerinin ahlakın sınandığı dönemler olduğuna da dikkat çekerek, özellikle sosyal medyada husumet fedailiği yapıldığını söyledi.

“Nur Cemaati dendiğinde anlaşılması gereken Risale-i Nur ve Bediüzzaman mirasını takip edenlerin akla gelmesi gerekiyor . Burada ben zaten yakın dönemdeki dershane tartışmaları ekseninde yan yana belki gözüken ama aslında ana omurga itibariyle çok ciddi farklılık içeren iki yapının bir gerilimde risalei nur’u taraf edecek şekilde birbirine yapıştırılmak istenmesi gibi bir tutum gördüm. Risale-i Nur’dan isitfade etmek ayrı ona intisap etmek ayrıdır. Risalei Nur talebesi Risale-i Nur’i merkeze, eseri merkeze alır, kişileri isterse 50 yaş büyük olsun, neticede eşittirler. Bediüzzaman bunu söyler bizim mesleğimiz kardeşliktir, kardeş kardeşe peder olamaz, mürşit vaziyetini takınamaz der. bir insanın size mürşit olması ile bir insanı sizin mürşit kabul etmesi arasındaki fark çok büyüktür Birinde siz onu seçiyorsunuz ötekinde o sizi seçiyor ve biçimlendiriyor. Kişi merkezli olmayıp eser merkezli olduğu için özgürleştirici, yorum farklılığına açık, eşitleyici bir tutum var. Gülen hareketi denilen yapıda risale-i nur’dan istifade var ama Risale-i Nur talebeleri birbirlerini Risale- i Nur metin üzerinden birbirlerinin düşüncelerini, eylemlerini değerlendirirken, Gülen Hareketinde Risale-i Nur, kişi merkezli yani Hoca Efendi’ye göre değerlendirilir. Biri özgürleştirici, eşitleyici, diğeri kişi merkezli ve hegemoniktir. Ayrılıklar ahlakımızın sınandığı anlardır. Bunlar anlaşılabilir şeylerdir. Bizim ahlakımız böyle bir durumda, nasıl bir dili, nasıl bir üslup, nasıl bir tutum sergilediğimizle ilgili. Bediüzzaman’dan miras, muhabbet fedaileri söylemi, ama neredeyse o aidiyet içinde, istisnalar olduğunu düşünüyorum, husumet fedaisi diyebileceğimiz bir dil ve üslup gördük.”

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/03/gulen-hareketi-ile-nur-cemaatinin-farki