Abdurrahman Dilipak: Gülen röportajına takiyeciler bile güler

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, 17 Aralık sürecinin aslında 1991 yılına kadar dayandığını amacın, batılı kurum ve değerlerle uyumlu bir İslam algısı yaratarak, İslam dünyasının kotrol altına almak olduğunu söyledi.

Dilipak, Fethullah Gülen’in BBC Türkçe’ye verdiği röportaj için “Buna takiyeciler bile güler” yorumunu yaptı.

AMAÇ İSLAM DÜNYASINI KONTROL ETMEK

Uluslararası sistemin Türkiye üzerinden İslam algısını değiştirerek İslam dünyasını kontrol altına almak isteniyordu.Bu 1991 yılında son şekli verilen bir proje. Başından beri belli. Amerika’da yayınlanan CIA raporları. O dönemde ben de açıklama yapmışım. Ben de bazı görüşmeler yapmıştım. İstedikleri üç şey vardı, İsrail’in varlığına güvenliğine tehlikenin İslam dünyasından gelecek tehlikelerin kaldırılması ve ikincisi gelecek ütopyasının Batılı değer kavramlarla ifade edilmesi. 80 darbesi sonrası Özal vasıtası ile uluslararası sisteme entegre yapıldı. O günkü darbeyi yapan generallerle de uyum sağlandı. O zaman TSE damgalı devlet kontrolünde bir din algısı yaratılmaya çalışılıyordu sonra Euro standartlarında bir İslam algısı, onun da İsrail’in varlığına güvenliğine yönelik tehdidin kaldırılması, bir uygarlık projesi açısından Batı değerleri ve kavramları içinde çözüm aranması.üçüncüsü Amerika’nın uluslararası düzeni korumasında adına stratejik kaygılarıyla uluslararası güvenlik projelerinde birlikte hareket edilmesi. Bu maksatla birçok alanda önemli projeleri hayata geçirildi. Buna uygun bir iktidar modelinin hayata geçirilmesi gerekiyordu. Tayyip Erdoğan olağanüstü şartlarda iktidara getirilirken başına Baykal’ı getirmek isteniyordu, arka planda da cemaatin kadrolarını tahkim etmek istiyorlardı, Erdoğan’ı zapturapt altına almak için. Laikçi kadrolarla görüşmelerde onlar ılımlı İslamcıların sisteme entegre edilmesine karşıydı.Balyoz ve Ergenekon davası derin devleti tasfiye değil, derin devleti tahkim davasıydı. Bugün paralel devlet dediğimiz yapıyı, ılımlı İslam politikasını derin devlete enjekte edeceklerdi

TAKİYECİLER BİLE BUNA GÜLER

Fethullah Gülen’in BBC Türkçe röportajına bakıldığında paralel devlet diye bir şey yok, takiyeciler bile buna gülüyordu. Ya da bütün toplum şizofren, Başbakan hayal görüyor. Çok ciddiye alınacak tarafı yok. Alttan alıyor gibi ama öfke dozu tüm konuşmaya sinmiş durumda.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/28/dilipak-gulen-roportajina-takiyeciler-bile-guler

Sema Silkin: Evlenme yaşını 15’e düşüren CHP’ydi

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Sema Silkin, erken ve rızasız evliliklerle ilgili başlattıkları “İnsafa Gelin” kampanyasını anlattı. Silkin, 1938’de 15’e düşürülen evlenme yaşının 2002’de 18’e çıkartıldığını hatırlattı

Adsız

   

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/sema-silkin-evlenme-yasini-15e-dusuren-chpydi

İbrahim Kahveci: Muharrem Yılmaz dönüp arkasına baksın

Döviz fiyatlarındaki artış, Merkez Bankası’nın müdahalesi ve TÜSİAD Genel Kurulu’nda hükümetin vergi politikalarını eleştiri getiren açıklamalarını A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında Türkiye gazetesi Ekonomi Müdürü İbrahim Kahveci değerlendirdi.

 

Kahveci finansal piyasalarda ekonomiye yönelik algı mücadelesinin döviz fiyatları üzerinden yapıldığına işaret ederek TÜSİAD’ın Türkiye’nin ekonomisini, önemli yatırımlarını ve işadamlarını yakından ilgilendiren 17 Aralık Operasyonu karşısındaki tutumunu “TÜSİAD’dan çıt yok” sözleriyle eleştirdi.

DÖVİZ FİYATLARI ÜZERİNDEN EKONOMİYE YÖNELİK ALGI MÜCADELESİ YAPILIYOR

Merkez Bankası müdahalesi ile döviz fiyatı 2.29’dan 2.26’ya geriledi sonra tekrar arttı bunun önemi yok, önemli olan derinliğin kazanılması. Önemli olan piyasadaki hareketlerin mantıki olması, arızi olmaması.
Şimdi bakın son 15-20 gündür finansal piyasaların göstergesi, borsa, döviz, faiz, Borsada ciddi bir hareket düşüş yok, 17 Aralık -25 Aralık operasyonu ile 61 bine düşen borsa 65 bin seviyelerinde seyrediyor. Borsada zaten en büyük kayıp ilk operasyonlardaydı, orada önlem alınması gerekiyordu.
Şu anda borsanın 60 binlerde telaffuz etmezi kötü. On on beş gündür faizlerde de yüzde onluk seviye duruyor. Tüm mücadele alanı döviz, döviz üzerinden yapılıyor. Algı ve ekonomiye etkisi açısından faizde Merkez Bankası’nın yerli kamu kurumlarının etkisi güçlü ama dövizde öyle değil.Dövizde ipler başkasının elinde.

TÜSİAD’DAN ÇIT YOK

17 Aralık operasyonu, işadamlarına operasyon. İşadamları tacirlikten çıkarılıp terörist muamelesi görüp, çete üyesi durumuna sokuluyor. TÜSİAD’dan ses yok. TÜSİAD, TÜRKONFED sessiz. Yolsuzlukların üstü örtülmesin, Türkiye’nin en büyük projelerini gerçekleştiren işadamlarına yönelik operasyon yapılıyor,Türkiye’nin ekonomisini dinamitleyen operasyon yapılıyor, TÜSİAD’dan ses yok.

MUHARREM YILMAZ ARKASINA DÖNÜP BAKSIN

TÜSİAD’ın vergi cezalarına yönelik yoksa yabancı sermaye gelmez eleştirisine gelince dedikleri şu “Bize yasalarla vergiden kaçınma yolu açılsın, biz öz değerlerimizle üretmeyelim, babayiğitlik noktasına gelince meydandan kaçalım”, bu sözü kime söylüyorlar, eleştiriyi kime yapıyorlar.Muharrem Yılmaz arkasına dönüp baksın, Bir karşılaştırma yapalım, 1993- 2003 , Ak Parti öncesi 10 yıllık dönem, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye 10 milyar dolar, 2003- 2013 123 milyar dolar. Bundan önceki dönemde 10 milyar dolar son on yıllık dönemde 123 milyar Dolar geliyor ve bu döneme “bunu yaparsan yabancı sermaye gelmez” diyor.

kahveci

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Ekonomi/2014/01/24/ibrahim-kahveci-muharrem-yilmaz-donup-arkasina-baksin

Taha Kılınç: Ban ki Moon ile Esad’ın söylemi aynı

Sabah USA yazarı Taha Kılınç, Suriye’deki şiddete çözüm bulmak amacıyla İsviçre’de yapılan Cenevre II Konferansı’nın ilk gününü A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında değerlendirdi.

Toplantının ilk gününde sıra dışı beklenmedik bir şey olmadı diyebiliriz. Bundan sonra da konferanstan pek bir şey beklememek yolundaki yorumları düşünürsek, Cenevre Konferansı bu krizi bitirir diye ümitvar olmamak lazım. Muhaliflerin tavrı belliydi, Esad’ın temsilcileri orada olursa biz oraya gelmeyiz noktasından, yavaş yavaş Esad kalmayacaksa geliriz noktasına geldiler, şimdi belli şartlar ileri sürüyorlar ama gittikçe elleri zayıflıyor. Cenevre Konferansı’na gelmeden önce muhalifler bir kez daha ayrıştılar. Suriye Ulusal Konseyi, Cenevre’ye gitmeyecektik, gitme kararı alınması üzerine tepki göstererek istifa ederek ayrıldılar. Cenevre masada Suriyeli muhalefeti temsil eden grup bölüne bölüne ufak hale gelmiş bir grup. Masada oturan muhalefetin ne kadar Suriye halkını temsil ettiği bir soru.

BAN Kİ MOON İLE ESAD’IN SÖYLEMİ AYNI

BM Genel Sekreterinin konuşması Suriye’de Esad’ın olup olmayacağı kararını Suriye halkı verecektir. Bua Esad’ın açıklamasının aynısı. Şu anda oluşan durum benim devlet başkanlığı için Temmuz’daki seçimlerde benim adaylığımı koyma ihtimalimi güçlendiriyor diyor. Halk beni isterse aday olurum diyen Esad ile HalkI isterse aday olabilir diyen bir BM Genel Sekreteri var elimizdeki tabloda.

CHP İŞKENCE FOTOĞRAFLARINA KARŞI SESSİZLİĞİNE TUR BİNDİRİYOR

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye’de vahşeti, işkenceyi belgeleyen fotoğraflarla ilgili hala açıklama yapmadığını görüyoruz . CHP’nin ünlü milletvekillerinin Esad ile verdiği fotoğraflar aklımızda. CHP bu işkence fotoğraflarının önce gerçekliğini sorgulayacaktır. Fotoğrafların gerçekliğini anlayınca da bir de El Kaide’nin yaptıklarına bakmak lazım diyerek bir dengeleme söylemine yöneleceklerdir diye düşünüyorum.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/23/taha-kilinc-ban-ki-moon-ile-esadin-soylemi-ayni-645919785436

Emre Gönen: AB ile gerilim havası dağıtıldı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi AB Uzmanı Emre Gönen A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’deki temaslarını, ortak basın toplantılarında verilen mesajları ve Türkiye – AB ilişkilerini değerlendirdi.

Gönen, Başbakan Erdoğan’ın yedi sekiz saatlik bir mesai ile Türkiye ve Ab arasında yaratılan gerilim havasını dağıttığı yorumunu yaptı.

AB 17 ARALIK’I ŞAŞKINLIKLA İZLİYOR VE ANLAYAMIYOR
3.5 yıla yayılan derin durağanlık dönemine girilmişti AB ile ilişkilerde. Onun bittiği noktaya girilecekti, Sayın Başbakan’ın katılımıyla canlanan ilişkilerin açık bir perspektifle ilerlemesi için taraflar irade beyanında bulunacaktı ancak 17 Aralık’tan sonra işler değişti, gündem değişti. AB’den son derece endişeli açıklamalar oldu. Özellikle Türkiye’deki güçler ayrımı ve kovuşturmaların selameti gibi konularda. HSYK ile alakalı ama sadece HSYK ile alakalı değil biz kamuoyu olarak çok iyi anlayamadık ne olup bittiğini ve AB’deki yetkililerin bunu anlaması daha zor. Avrupa’da Opus Dei bir de Katolik kilisesi vardır üst yapıdan ari bir yapılanma , kendi başına hareket edebilen bir yapı ABD’de Moon tarikatı vardı antikomünizmi desteklemek için kurulmuştu, komünizm ile yok oldu gitti, yani benzetebilecekleri bir şey yok ve anlamıyorlar, bizim de anlamakta zorlandığımız gibi. Türkiye’de cemaat adına konuşabilen çok sayıda insan var ama Avrupa’da yok. Şaşkınlıkla izliyorlar. Onlar da ne olduğunu anlayamamış vaziyetteler.

YARATILAN GERİLİM HAVASI BAŞBAKAN’IN MESAİSİYLE DAĞITILDI
Ciddi endişeler vardı, AB’nin çok daha sert bir tavır sergileyeceği başbakanın aynı üslupla cevap vereceği gibi gerilimli bir hava yansıtıldı dış basında görmüşsünüzdür Türkiye ile ab boşanmaya gidiyorlar gibi bir hava yaratıldı. Zannediyorum yedi sekiz saatlik mesai sonunda Sayın Başbakan ve AB yetkilileri bu gerilim ortadan kalktı siyasi anlamda önemli bir adımdır, derin bir nefes alınan günün sonuna geldik, bunun kredisini kime vereceğimizi zamanla tartışırız ama başbakanın önemli performansı var Meclis’te HSYK yasası var ona rağmen sekiz milletvekili yolculuğa katıldı bu AB’ye gösterdiği önem açısından mesajdı. ikinci olarak ab hedefi teyit edildi. Zor bir dönemeç kolaylıkla alınmış görünüyor karşılıklı irade göstererek.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/22/emre-gonen-ab-ile-gerilim-havasi-dagitildi-470222091162

Mikdat Kadıoğlu: Yağmur Bombası Kuraklığın Çözümü Değildir

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun “İstanbul Büyükşehir Belediyesi yağmur bombası siparişi verdi mi” sorusu üzerine yağmur bombasının ne olduğunu A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında  İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu anlattı. Yağmur bombasının kuraklığa çözüm olmayacağına işaret eden Kadıoğlu kullanımının da tüm dünyada sakıncaları nedeniyle yasaklandığını belirtti.  Kadıoğlu  Şubat ayından itibaren de yağışların beklendiği müjdesini verdi.

ŞUBAT AYINDA YAĞIŞ BEKLENİYOR

Kuraklık var ama meteorolojik kuraklık var, 2013 yazından beri yağışlar beklenenden az. 1 Ekim su yılı, dört ay oldu yağış almadık. Şubat ayının yağışlı olması bekleniyor , bu yağışların faydalı olması bekleniyor. Yağmur ile karın farkları var. Kar yağdığı zaman bir iki metre kar tonlarca suyun depolanması anlamına geliyor ve bunlar eriyerek yer altı suları oluyor ve dondan koruyor. Yağmur bombası kuraklığın çözümü değildir.

YAĞMUR BOMBASI KURAKLIĞIN ÇÖZÜMÜ DEĞİLDİR

Dünyanın hiçbir yerinde yağmur bombası kuraklığın çözümü olmaz.  Yağmur bombasının denenmesi için bir kere havada bulut olması gerek, tohumlamak için bir bulut olması gerek. Böyle birşey imkan dahilinde değil. 1994’te denenmişti. amerika’da 48 eyalette yasaktır. Yararı yoktur, zararı şudur, havanın mülkiyet problemi vardır. İstanbul’da şu anki hava kimin havası, bu hava biraz sonra Kocaeli’ne gidecektir. Kocaeli’nde sel olabilir, sizin yüzünüzden bizde sel oldu diye dava açabilir. Dünyada yağmur bombası yasaktır. Bilimsel deneyler yapılıyor, çöllerde, daha çok dağ yamaçlarında başarılı olduğu gözlenmiştir. Dağların denize bakan taraflarında yağışı arttırabilir ancak başka yerlerde yağmur tohumlama ile yağmur yağdığı görülmemiştir.

Adsız

Hakan Albayrak: IŞİD’in Suriye’de yaptığını Gülen kadroları Türkiye’de yapıyor

A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan gazeteci aktivist Hakan Albayrak İHH yönelik operasyonları değerlendirdi.

IHH’ya yönelik operasyonun 17 Aralık darbesinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Albayrak operasyonun Gülen’in internete düşen ses kayıtlarının gündem oluşturmasının önüne geçmek için yapıldığını öne sürdü. Albayrak “Irak- Şam İslam Örgütü Suriye’de ne yapıyorsa Gülen kadroları Türkiye’de onu yapmaktadır” yorumunu yaptı.

İHH’ya yönelik suçlamaları 17 Aralık darbesinden bağımsız olarak ele alırsak hata etmiş oluruz, 17 Aralık sürecinin devamıdır. İHH’ya yönelik operasyon Nedir 17 Aralık süreci yeni Türkiye’yi ortadan kaldırma sürecidir. İsrail ile ilişkileri bozdu diye hükümete cehpe alanlar İHH’ya cephe almaz mı? İHH İsrail ile Türkiye’nin arasının bozulmasının nedenlerinden birisi. İHH’nın itibarının sarsılması Yeni Türkiye’nin dünya çapındaki itibarını sarsmaya çalışanların hiç şüphesiz yapacağı bir şeydi, beklediğimiz bir şeydi. Ben daha geniş kapsamlı daha iyi bir operasyon bekliyordum Pazartesi gecesi F. Gülen’in bazı enteresan telefon görüşmeleri internete düşünce bunların gündem oluşturmasının önüne geçmesini önlemek için sansasyonel bir iş yapmak gerektiğini düşündü ilgili arkadaşlar. İHH’ya operasyonun bütün bu telefon kayıtlarını gölgeleyecek kadar sansasyonel olabileceğine hükmettiler .El Kaide operasyonu ile alakasız şekilde Kilis’teki depomuza baskı yaptılar. Irak Şam İslam Örgütü Suriye devleti ile problemi olan herkesi mutlu ediyor, İsrail, Rusya, ABD, İran. Tam toparlanma sürecine giden Suriyeli devrimcileri sabote ediyor. düşmanla savaşmıyor sadece devrimcilerle savaşıyor onların kazandığı mevzileri onların elinden almak için çalışıyor, Suriye devriminin gücünü bölüyor. Bugün birbirlerine sıkılan kurşunları Esad rejimine sıkıldığında kazanılacak mevzileri düşünün. IŞİD’in Suriye’de yaptığını Gülen kadroları Türkiye’de yapıyor. Onlar Türkiye’nin düşmanları ile karşı karşıya gelmiyor, Türkiye’de kendi kardeşlerinin kazandığı mevzileri ele geçirmeye çalışıyorlar.

Adsız

Metin Külünk: Eminağaoğlu Meclis’te korsan gösteri yapmıştır

Külünk, Meclis’te Adalet Komisyonu’nda HSYK’nın yapısının değiştirilmesiyle ilgili teklif konuşulurken yaşanan şiddet olaylarını değerlendirdi.

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Meclis’te Adalet Komisyonu’nda HSYK’nın yapısının değiştirilmesiyle ilgili teklif konuşulurken yaşanan şiddet olaylarını değerlendirdi.

Külünk, “ Faruk Eminağaoğlu Meclis’te korsan gösteri yapmıştır” dedi. 17 Aralık sürecinden sonra yapılan anketlerde çıkan sonuçları da değerlendiren Külünk “17 Aralık’a karşı diğer partilerin tabanından da milli iradeye destek olduğunu gördük” dedi.

EMİNAĞAOĞLU MECLİS’TE KORSAN GÖSTERİ YAPTI

Yarsav Başkanı olarak kendini ifade eden Faruk Eminağaoğlu’nun Parlamento’ya gelerek, davet edilmemiş olmasına rağmen milletin temsil makamında korsan gösteri edasında o gazete sayfasını açmasıyla beraber ısrarla komisyon başkanına yönelik psikolojik baskı uygulayarak “ben konuşmak” istiyorum demesi Parlamento disiplinini, hoşgörü disiplinini hiçe sayması karşısında doğal olarak ama asla olmasını tasvip etmediğimiz bu görüntüler ortaya çıktı. O an fiilen bu süreci yaşayanlardan birisiyim. Gönül isterdi ki Eminağaoğlu Parlamento’nun asaletine uygun davransın. Her önüne gelen Parlamentoda görüşümü açıklayacağım cümlesi bunun karşılığı değildir.

HSYK GENEL KURUL’A GELDİĞİNDE AK PARTİ FİRE VERMEZ

Meclis’e geldiği zaman HSYK ile ilgili değişiklik teklifi, oylamada hiçbir şekilde fire beklemiyorum hiçbir şekilde. Ak Parti grubu dimdik ayaktadır. Biz milletin iradesiyle Parlamento’da görev yapan milletvekiliyiz, milletin bize verdiği oyların hukukunu koruma konusunda asaletimizden ödün vermeyiz.

17 ARALIK’A KARŞI DİĞER PARTİLERİN TABANINDAN DESTEK VAR

Bir hafta sonra bir kamuoyu araştırmasını kendim yaptırdım, halkımız neyin hedeflendiğini çok iyi biliyor. Bu millet ekonomik istikrarından ve çözüm sürecinden ödün vermez. Ak Parti’ye 17 Aralık sürecine karşı halk defans koyuyor. 17 Aralık ile Türkiye’de bir bürokratik darbe girişimi olduğunu, ister CHP’li ister BDP’li ister MHP’li ya da diğer partilerden, millet şunun farkında, biz irademize sahip çıkacağız noktasında inanılmaz bir demokratik duruş var. Bu noktada bu siyasi bilinç nasıl yükseldi sorusunun cevabı da Türkiye’nin 10 yıllık Ak Parti iktidarının demokratikleşme sürecinin etkisi var. 30 Mart yerel seçimleri aslında bu milletin kendi egemenlik haklarına sahip çıkma noktasında sandıkta tecelli edeceği iradesinin adı olacaktır.

140120141604419139653_2