Serdar Turgut: Türkiye bugünkü kadar tehlikeye yaklaşmadı hiçbir zaman

A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan gazeteci, yazar Serdar Turgut, 17 Aralık sürecini temelinde Suriye olan bir süreç olarak yorumlayarak “Şu anda bize olan şey darbenin yerine geçen şeydir” ifadesini kullandı. Turgut, ABD’de Türkiye’yi terör ülke ilan etmeye yönelik çalışmalar yapıldığına dikkat çekti.

Ben 60 yaşına yaklaşıyorum bu demektir uzunca bir geçmişte Türkiye’nin iniş çıkışlarını biliyorum, yakından yaşadım. Türkiye benim geçmişimde bugünkü kadar tehlikeye yaklaşmadı hiçbir zaman. Olayın temelinde Suriye var. Bu gidişatın Türkiye’de tehlikeli olduğunu düşündükleri yolunda mesajlar vermeye başladılar. Bu mesajlar geliyordu, görmek isteyen görüyor. Ben açık istihbarattan çalışırım, istihbaratçı kaynaklarım yoktur. Ben yayınlanmış kaynakları iyi okuyarak sonuçlara varabiliyorum. Bunlar da çeşitli yayınlarda vardı.

BUGÜN BİZE OLAN ŞEY DARBENİN YERİNE GEÇEN ŞEYDİR

Türkiye’nin yeni bir deneye başladığı kendisinden önce umut edilen demokratik, modern, laikliği de içeren bir Müslüman ülke olma yolundan çıkarak uçta yer alan İslami gruplara destek vererek kendi içinde de sertleşmeye başladığını ve bunun korkutucu olduğunu düşünüyor Amerika. İsrail de onları fıştıklıyor kendi politikası gereği. Mısırda böyle olunca ne oldu , sonuçlarına bakıyoruz. ABD başta Müslüman Kardeşler’in yanında durdu. Ondan sonra Müslüman kardeşler ani bir dönüşle sertleştiler İsrail’e savaş açacak kadar sert politikalar izlediler. Bunun bedeli orada darbe oldu. Türkiye’de darbe koşulları yok, oyunlar var. Bugün bize olan şey darbenin yerine geçen şeydir.

ABD’DE TÜRKİYE TERÖRİST ÜLKE İLAN EDİLMESİNE DÖNÜK ÇALIŞMALAR YAPILIYOR

Amerikan hazinesinde global illegal para akışlarının eski uzmanı olan bir adam açıklama yapmış Türkiye’de olan şeyler iç politika ve iç yolsuzlukla alakalı değil, Türkiye dış politika akışlarında bizim haydut ülke olarak nitelendirdiğimiz terörist gruplara mali akış sağlıyor, diyor. ABD’de böyle bir çalışma var ben kendi köşemde nefesim çıktığı kadar bağırıyorum bunun sonucu ne olur biliyor musunuz, felaket olur. Böyle bir örgü örülüyor bize. Bunlar bizi terör örgütü olarak niteler ambargo koyarlarsa, liderlerimiz damgalarlarsa biz yüz yıl geriye gideriz.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/09/abdde-turkiyeyi-100-yil-geri-goturecek-plan

Ekrem Kızıltaş: Türkiye’de olup biten şeylerden Fethullah Gülen haberdar değilmiş gibi

A Haber’de yayınlanan Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan yazar Ekrem Kızıltaş, Fethullah Gülen’den Cumhurbaşkanı’na gönderdiği mektupla ilgili “Mektubu görünce ben de paralel cemaat mi var düşüncesi uyandı çünkü mektupta sanki Türkiye’de olup biten şeylerden Fethullah Gülen haberdar değilmiş gibiydi.” açıklamasında bulundu.

Kızıltaş, Has Parti’ye cemaatin sızmasından dolayı Numan Kurtulmuş’un Ak Parti’ye geçtiği iddiasına katılmadığını söyledi

MİLLİ GÖRÜŞ CEMAAT HAKKINDA BİLDİKLERİNİ NEZAKET GEREĞİ DİLLENDİRMEZ
Refah Geleneği, Milli Görüş geleneği öteden beri cemaat konusunda çok dikkatli olan bir gelenektir. cemaat konusunda genellikle suya sabuna dokunacak şekilde bir şey konuşmaz, söylemez, mesafesini korur. Onlar hakkında bildiği emin olduğu pek çok şeyi de onlara söylemekten çekinir, söylemez, bu nezaketin gereğidir. Has Parti’yi cemaat ele geçirmiştir gibi bir şey yok. Mesele uygun zamanda uygun teklifin yapılmasıdır.Numan Bey’in de hakikaten eleştirdiği konularda beraber hareket ederek düzeltilebilecek adımların atılmasıdır. Kendisiyle görüşmemizden edindiğim kanaat de son derece memnun olduğu.

GAZETECİLERİN GEÇMİŞTE NELER YAPTIĞINI GÖRDÜK, FEHMİ KORU’NUN YAPTIĞI NORMALDİR
Gazeteci ihtiyaç duyduğu her noktada, tarih boyunca böyle olmuştur, gazeteci her şeyden önce insandır, Fehmi Koru bazı şeyleri düzeltebileceği düşüncesiyle yerinde bir hareket yapmıştır. Gazeteci şunu yapar bunu yapar diyemez, kurallar esnektir, biz gazetecilerin neler yaptığını gördük ki, Fehmi Koru’nun yaptığı son derece normaldir.

Adsız

 

 

 

 

 

 

MEKTUP PARALEL CEMAAT DÜŞÜNCESİ OLUŞTURACAK NİTELİKTE
Mektubu görünce ben de paralel cemaat mi var düşüncesi uyandı çünkü mektupta sanki Türkiye’de olup biten şeylerden Fethullah Gülen haberdar değilmiş gibiydi. Ne diyor, dershanelere yönelik tavırdan vazgeçilse iyi olur, değişik yerlerde kadrolarda bulunan insanlardaki görevden alma durdurulsa iyi olsun gibi. Şu ana kadar olup bitenlerin üstünü kapatıp, testi kırıldıktan sonra, vazo Türkiye’de burada kırıldı, biz bundan sonra artık bir hatadır artık oldu, her şey eskiye dönsün demenin anlamı yok . Mektuba bakınca acaba Fethullah Hoca Efendi Türkiye’de olup biten her şeyden haberdar değil mi diye düşündüm. belli mevkideki insanlara her şey duyurulmaz, gizlenir, bu Türkiye’de yaşayan biri için mümkün olmayabilir ama Amerika’da yaşayan biri için mümkün olabilir mi diye düşündüm.

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/08/paralel-cemaat-mi-var

Hüseyin Besli: Cemaatin yapılanması Şia yapılanmasına benziyor

A Haber’de yayınlanan, Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Başbakanlık Danışmanı Hüseyin Besli, Başbakan’a destek için oluşturulan Milli İrade Platformu’nun bir araya geliş koşullarını ve Hizmet hareketinin önde gelenlerinin söylemini değerlendirdi.

 

Besli, Hizmet Hareketi yapılanmasının Şia yapılanmasına benzer olduğunu söyledi.

DİĞER CEMAATLER PROTESTANLAŞMA ALGISINDAN KENDİLERİNİ UZAK TUTMAK İSTEDİ
Protestanlığın Katolik dünyaya karşı hangi argüman ve hangi yöntemlerle durduğuna, nasıl geliştiğine baktığımızda çok benzerlikler kurabiliriz. Mustafa İslamoğlu ile Çarşamba Cemaati’nin bir araya geleceğini ortak metne imza atacaklarını kimse beklemezdi ama oldu. Protestanlaşma olgusu öylesine yayıldı ve kabul gördü ki diğer bütün İslami yapılar “biz buradan değiliz, biz kendimizi temiz tutmak istiyoruz, ayrı tutmak istiyoruz “tepkisini verdi gayri ihtiyari olarak . Protestanlaşması ve Protestanlığa benzer özellikler kazanıyor algısı yaygınlaştığı için bunlar bir araya geldi, kendilerini o algıdan soyutlamak için. “Bizim bu yapıyla alakamız yok” demek adına bir araya geldiklerini düşünüyorum

HİZMET HAREKETİ KENDİSİNİN FIRKA-İ NACİYE OLDUĞUNA İNANIYOR
Söylemlerine bakarsak, İran’dan hiç hoşlanmıyorlar. Düşünmek gerekir, ben de çok düşündüm. Bu sadece Sünni İslam ile Şii İslam arasında birbirinden haz etmemek olamaz. Çünkü, bu iki camia arasında Şah İsmail Yavuz savaşından bu yana ciddi çatışma olmamıştır, birbirlerine mesafeli durmuşlardır. Bu karşı çıkışı doğrusu biraz, psikoloji eğitimimden yola çıkarak söylüyorum, bu sanki öykünmeye dayalı. Hizmet hareketi bir anlamda İran’da cari olan Şii yapılanmaya özendiği ve öykündüğü için. Değer vermediğinden nefret etmezsin. Cemaatin yapılanması Şia yapılanmasına benziyor. Burada da tepede otoritesi tartışılmaz bir Kült var. Fırka-i Naciye önemlidir. Olup bitenlerin bütün açıklaması orada. Nasıl oluyor da bu insanlar bu kadar adanmışlık ile bu kadar öfke ile bir başka Müslümana saldırabiliyor. Bu azameti, bu cesareti, bu özgüveni nereden alıyorlar diye düşündüm. Varabildiğim bu Fırka-i Naciye meselesi. Bu hadise inanıyorlar ve Fırka-i Naciyenin kendileri olduğuna inanıyorlar.

FIRKA-İ NACİYE NEDİR?
Fırka’t-un-Naciye (Kurtuluş Fırkası)kimdir?
Fırka-i Naciye, kurtulan fırka, umduğuna kavuşan, Cehennem azabından uzaklaşan grup demektir. Kavram olarak, Kur-an ve Sünnet’in hükümlerini kabul ederek, Peygamberimizin ve sahabelerinin yolunu izleyen kimseler hakkında kullanılmıştır.
Bu niteleme bir kaç hadiste geçmektedir:
Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Hıristiyanlar da yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Şüphesiz İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya bölündüler. Bunların yetmiş fırkası helak oldu, birisi kurtuldu. Muhakkak benim ümmetim de yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş biri helak olacak birisi de kurtulacak.Bazı rivayetler de fırka sayısı farklılık göstermektedir. Bazılarında Hıristiyanların adı geçmemekte, bazılarında ise İslâm ümmetinin yetmiş iki veya yetmiş üç fırkaya ayrılacakları söyleniyor. Bazı rivayetlerde kurtulacak fırkanın Peygamberin ve sahabelerinin bulundukları yol üzerinde olanlar denilerek, adeta yukarıda geçen hadisteki cemaat kelimesi açıklanıyor.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/07/basbakanin-danismanindan-cemaate-ilginc-benzetme

İsmail Kahraman: Gül ve Erdoğan Birlikte Karar Verecek

Refahyol hükümeti döneminde Kültür Bakanlığı yapan hem Başbakan Erdoğan ile hem de Cumhurbaşkanı Gül ile milli görüş hareketinden yakinen tanıyan İsmail Kahraman A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında 17 Aralık sürecinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün takındığı tutumu değerlendirdi.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/gul-ve-erdogan-birlikte-karar-verecek-411938133407

 

Etyen Maçupyan: AK Parti ile koalisyon yapanın eli güçlenir

Zaman Gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında 17 Aralık sürecinde siyasi aktörlerin nasıl pozisyon aldığını değerlendirdi. Mahçupyan, laiklerin, pasif ve tarafsız olduğunu, Kürt siyasi hareketinin ise çözüm sürecindeki tek partnerinin AK Parti olduğunun bilincinde olduğunu söyledi.

BİR ŞEFFAFLAŞMA SÜRECİNDEN GEÇİYORUZ
Şeffaflaşma görünür olmak, bizim görünür olmasını istediğimiz arka planlar var Türkiye’de Bu arka planların ortaya çıkması safların belirginleşmesi, aktörlerin neyi isteyip neyi istemediklerinin gün ışığına çıkması bir tür şeffaflaşma. Bu olması gereken şeffaflaşma ile mukayese edilirse o kadar istenilir bir durum değil çünkü siyaset üzerinde bir şeffaflaşma bizatihi kendiliklerinden değil, kendilerini toplum önünde görünür, anlaşılır, denetlenebilir kılma kaygıları ile ortaya çıkmış değil, mecbur kalınmış çatışma sonucu ortaya çıkmış bir şeffaflaşma. Şu an şeffaf her şey daha öncesine göre ama ince damarları göremiyoruz, kalın hatları ile görüyoruz. O yüzden kalın hatlar ince hatları ezip geçiyoruz. Hizmet hareketi tek yerden karar alan merkezi bir siyasi aktör gibi görünüyor, siyaset ön planda olunca siyasi fonksiyonu ön plana çıkıyor, siyasi tarafı cemaatin on binde biri tarafından kullanılan bir işlev, geniş tabanı ile ilgisi yok. Tabandaki büyük yığınlar seyirci şu anda.

AK PARTİ İLE KOALİSYON YAPANIN ELİ GÜÇLENİR
Esas koalisyonlar seçimden sonra şu anda ele geçmiş bir fırsat var bu fırsat bazıları için geçmişe yönelik bazıları için ileriye yönelik temizleme şansı veriyor. Geçmişe yönelik Ergenekon ve Ulusalcı bakış, Balyoz ve Ergenekon davası nedeniyle tutuklu olan insanları bir biçimde önemli bir kısmının hapisten çıkartılma şansı var, bunun üzerine gidilirse hepsi hapisten çıkmasa bile Ergenekon ve Balyoz darbe girişimlerinin gayrimeşruluğunun azaltılması olabilir, daha yumuşak algılanması olabilir bu siyasi kazanç olabilir. Kürt hareketi önündeki geleceği temizlemeye çalışıyor, seçimden sonraki atmosferde kuvvetli bir aktör olacağa benziyor, bunun önünde engel olan kim varsa onun önünü kesmeye çalışıyor. Bu yüzden sert bir kavga var. Şu anki denklemi biraz daha yakından irdelediğimizde AK Parti şu anda tamamen merkezde. Üç aktörde AK Parti’ye muhtaç, AK Parti ile koalisyonu kim yaparsa onun elinin güçleneceği döneme gidiyoruz. Bunun sebebi aktörlerin çok stratejik karar alamaması.

SİYASET ŞU ANDA YENİ DİNDARLIK HALİNİ DİKKATE ALMAK ZORUNDA
Sosyolojik olarak dindarlar eski dindarlar değil AK Parti tabanında da değil hizmet hareketi tabanında da değil. Sosyolojik olarak hızlı bir değişim var, modernleşme süreci. kabul etsek de etmesek de bir sekülerleşme süreci. bu dindarlıktan uzaklaşma şeklinde olmuyor Türkiye’de. İnsanlar dindarlığını koruyorlar ama dindarlığın içeriğini değiştiriyorlar. Bunun içinden kendi hayatlarının dindar olmasını sağlayacak yeni bir hayal üretiyorlar. Bu hızlı oluyor aile içinde kadının rolü artıyor, harcamaları kadın yapıyor, ana denklemlerin hızla değiştiği sosyolojik taban var bunun üzerine siyaset yapmaya kalktığınız zaman bu siyaset şu anda bunu dikkate almak zorunda, yeni dindarlık halini dikkate almak zorunda.

DİNDARLAR NE KADAR DEMOKRAT OLURSA TÜRKİYE O KADAR DEMOKRATİK OLACAK
İslami camiada bugünü anlamaya çalışan ve yarınla ilgili anlamlı şeyler söyleyen çok az insan var. Yeniden tartışmanın eşiğinde. İnşa edici güç bu topraklarda İslami kesimden çıkmak durumunda eğer demokrasi olacaksa. Çoğunluğun iktidarda olduğu yönetimler göreceğiz en zayıf halka o halka. O halka ne kadar entelektüel olursa Türkiye o kadar entelektüel olacak, onlar ne kadar demokrat olursa Türkiye o kadar demokratik olacak

AK PARTİ GELECEK İÇİN SOMUT ÖNERMELERDE BULUNURSA KAZANIR
Toplumu ikna etmenin iki seviyesi var, biri daha acilci toparlayıcı bir siyaset ama bunu sürekli yapamazsınız, yani topluma yarının nasıl olacağını anlatmak durumundasınız. Toplumun bunu beğenmesi lazım. İlginç olan şey ironik olarak diğer partiler zaaf içinde olduğu için AK Parti güçlü görünüyor, bir ay geçtikten sonra eğer Ak Parti Türkiye konuşan Türkiye’nin geleceği ile ilgili anlamlı önermeler de bulunursa Alevi, AB ve Kürt meselesinde somut şeyler söylemek gerekiyor, bunları söylerse o kalın çizgiyi aşacak. diğer aktörlerin sıkıntısı var temsil yetenekleri dar, bazıları siyasallaşmış değil, ulusalcılar da öyle, hizmet hareketi de öyle ancak medya üzerinden konuşabilme hali var ve savaşta kendini koruma içgüdüsü yoğun oluyor ya da kısa yoldan rant elde etme durumları bu yüzden onların Türkiye’yi konuşma şansı olmuyor.
CHP SÜREÇTE AKTİF TARAFSIZ OLMALIYDI
Laiklerde başta oportünistçe izledi durumu. Beter olsun mantığı ile izledi ama hayat öyle olmuyor bir yerden sonra bir viraj alınıyor o viraja kadar seyirci olmuşsanız aktör olmaktan çıkmışsınız demektir ya taraf olacaksınız ya da tarafsızlığınızı taraf olmak gibi topluma anlatma gücünüz olacak CHP pasif taraf oldu, laik kesimin kabahati daha az CHP’ye göre. Laik kesim genelde apolitik. Şu an en politik olduğu dönem, merak ediyorlar anlamaya çalışıyorlar ancak müdahil olacak kadar kapasiteleri yok, sivil toplum gelişim yok, merkezinde büyük burjuvazisinde gerçek bir siyaset üretme mekanizması yok, Avrupa Amerika’da bakınca o elit kadroların bu tür sivil toplumlarla müdahil olduğunu görüyoruz Türkiye giderek siyasetçiye ve bürokrata bırakılmış bir siyasete sahip oldu. CHP’nin tecrübeli olması gerekirdi, orada bölünmüşlük var. Biraz önce İslami kesimin dönüşümünden bahsederken onlar dönüşürken laik kesim de dönüştü. Öyle dönüştü ki kendi içinde bölündü, tekrar tamiri mümkün olmayan bir bölünme oldu. Dünya görüşleri birbirinden farklı alt kesimler oluştu, CHP bunları bir araya getiremedi.

KÜRTLER ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN HALA TEK PARTNERLERİNİN AK PARTİ OLDUĞUNUN FARKINDA DAVRANIYOR
Kürtler sağduyulu siyaset izliyorlar menfaatlerinin nerede olduğunu görüyorlar antilop seyreder pozisyondalar. Onların taktiği şöyle oldu, gezide ortaya çıktı, gezide sol itiraz vardı, Kürt hareketi de sol hareket doğal olarak gezide olmaları gerekiyordu baktığınız zaman belirli hak ve özgürlüklerin talebi vardı buna da karşı çıkacak halleri yoktu, buna rağmen gezi de sahaya inmedi, sözle destek verdi, pratikte kendini dışarıda tuttu. o olayın siyaseten ne anlama geleceğinin analizi olduğunu anladılar, bütün bu üç aktöre bakınca Kürt hareketi tek partner AK Parti, bunu biliyorlar AK Parti’yi hem eleştirip hem kınamak hem de AK Parti’nin karşısındaki blokta yer almamak. AK Parti’nin doğru davranması halinde Ak Parti’nin yanında olacağı mesajını vermek ve AK Parti’yi çözüm sürecinde adım atmaya zorlamak bu. 17 Aralık sürecinde de aynı fırsatı elde ettiler. Kürt hareketi AK Parti karşısına çıksaydı şu an AK Parti iktidarı olmayabilirdi.

etyen

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/01/03/ak-parti-ile-koalisyon-yapanin-eli-guclenir

Burhanettin Duran: Şu andaki kapışma daha öncekilere benzemiyor

SETA İstanbul Koordinatörü, siyaset bilimci Profesör Doktor Burhanettin Duran A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’a konuk olarak; İslam, siyaset, cemaat kavramları arasındaki etkileşimi 17 Aralık sürecinin gündemi eşliğinde değerlendirdi.

Duran, Türkiye’de Şia’nın yöntemlerine benzer bir teopolitik dile savrulma tehlikesi bulunduğunu ifade ederek, hizmet hareketinin ana damar Sünni siyasal İslam’ın kodlarından kopuş noktalarına dikkat çekti.

DURAN: İSLAM SİYASET İLİŞKİLERİNİ YENİDEN OKUMAMIZ GEREKECEK
Türkiye’deki İslami hareketin önemli bir parçası olarak Nur hareketi ve bunun içerisinde Gülen Cemaatinin bugün geldiği noktada bir kırılma yaşadığını ve bunun Türkiye’deki İslam siyaset ilişkilerini yeniden okumamızı gerektiren bir aşamaya geldik. Daha önce Kemalizm ile hesaplaşma, mücadele çerçevesinde İslami hareketler kendilerini konumlandırırken bugün İslamcı olduğu iddia edilen İslami hassasiyetleri bilinen iktidarla kendini hizmet hareketi olarak adlandıran İslami hareketin mücadelesi gerçekleşiyor.

HİZMET TÜRKİYE’NİN ANA AKIM SÜNNİ KODLARINDAN SAPMAYA MI BAŞLADI?
Sünni kodlar deyince İslam’ın kendi içindeki bir mezhebi doktriner bir konumdan bahsediyoruz fakat ben Türkiye’deki İslami hareketin Sünni kodlarının biraz kendine has özellikleri olduğunu düşünüyorum; bunun sembolik anlatımı vardır: İsmail Kara’nın Şeyh Efendi’nin Rüyasındaki Türkiye gibi Şeyh Rahmi Babanın tekke ve zaviyelerin kapatıldığı dönemde kahhar iye okumak için diğer şeyhleri ve halifeleri çağırarak beddua etmek ister fakat rüyasında öyle bir şey görür ki Peygamber Efendimiz Mustafa Kemal’e sıcak bakmasa da Türkiye yemyeşildir etrafı siyah duvarlarla çevrilidir. Bunun yorumu; ümmetin maslahatı devletin bekası için kahhariye okumak değil, sabırla fırsat alanları genişlediğinde İslami faaliyetleri yapmak ama çok keskin baskın döneminde de sabretmek . Bu Türkiye’deki Sünni kodların anlatımı olarak görülür. Türkiye’de İslami hareketin farklı unsurları var radikal İslami hareketler farklı olabilir ama ana külteyi oluşturan Nakşibendi Nurculuk Milli Görüş hareketleri hiçbir zaman ülkenin uluslararası düzlemde milli menfaatlerini tehlikeye atmayacak herhangi bir uluslararası ittifak ile bir araya gelmeyecek konumda durduklarını ve ikinci olarak silahlı bir eyleme kalkışmadıklarını görürüz. Hizbullah hadisesi devletin bir takım iç yapılanmaları ile alakalıdır. Onun dışında siyasi bir tedhiş hareketi görmeyiz. İran etkisi ile radikal küçük gruplar vardır ancak ana kitle buna dikkat etmektedir. Siyasal iktidarı etkilemeye çalışır Türkiye’deki Sünni hareket, kamusal alanda görünmeye çalışır, sembollerine de önem verir ancak siyaseti radikal bir şekilde dizayn edecek devleti ele geçirecek formata geçemez. Bu aslında Kemalizm ile etkileşimle de alakalıdır. Kemalizm de buna müsaade etmemiştir. Burada Gülen Cemaatinin başarısı gündeme geliyor. Kemalizm kendileriyle etkin şekilde mücadele etmesine rağmen farklı bir siyaset uygulayarak tedbir siyaseti ile kendilerini gizleyerek devletin çeşitli kuruluşlarında yer almışlardır. Ortak bir siyasi gündemi takip edebildiklerini hatta bunun siyasal iktidarla kapışma noktasına geldiğinin tartışıldığını görüyoruz. Hiçbir devlet bir dini hareketin kendi örgütleri içinde, emniyetinde, adaletinde çok örgütü olma adanmışlığında hareket etmesinden hoşlanmaz. Sünni hareketlerin kendilerini devletin yerine kendini koyma, devletin içinde önemli yere sahip olma gibi tercihleri yoktur.

GÜLEN CEMAATİNİ İÇTE VE DIŞTA ZORLAYAN YAPISININ BÜYÜKLÜĞÜNÜN BEKASI
Hizmet hareketinin en büyük dilemması başarısı. Çelişkili görülebilir Türkiye’de hiçbir İslami hareketin ulaşamadığı büyüklüğe, başarıya ulaştı. Çeşitli ağlarla okullarla, iş dünyası, medya, uluslararası bağlantılar öyle bir duruma geldi ki ticaret yapacak iseniz Gülen Cemaati ile bir okulla etkileşmelisiniz. Hatta konsolosluklarımızdan daha yaygın hale geldi. Bu uluslararası network ile başarınız sizi zorluyor çünkü o yapıyı korumak meselesi gündeme geliyor Gülen Cemaati yapının bekası için içte ve dışta zorlanmaya başladı. Osmanlı devleti de başka bir devlet de Türkiye’de içinde böyle bir yapılanmayı kabul etmez. Cemaatin bu kadar büyümesi ve başarıya endeksli olarak kendini odaklaması bunu dini söylemle mehdici söylemle sarmalamış olması bence kendilerinin önündeki en büyük engel olarak durmakta. Klasik olarak beklenen Gülen Cemaatinin siyasi iktidarla bu kadar keskin kapışma değildi hele kapıştığının İslami olarak kendisiyle birlikte faaliyet yaptığı düşünülen bir aktör olduğu göz önünde tutulur ise.

ŞU ANDAKİ KAPIŞMA DAHA ÖNCEKİLERE BENZEMİYOR
Türkiye’deki İslamcılığı anlarken Ortadoğu’daki İslamcı hareketlere bakılarak formüle edilir Türkiye’deki İslami hareketin ana damarını Nur hareketi ve Nakşibendilik ve Milli Görüş üçlüsü oluşturur. Bu üçünün de üzerinde durduğu şey ümmetin maslahatı ve soyut anlamda devletin kendilerine ait olduğu ve yakın gelecekte ümmetin lehine çalışacağını dayanarak hareket ederler. İslamcılığın ana vurgusu bu iki aktörün kapışması ile yeni bir yere gidiyor bu Türkiye’deki İslamcılık için bir kırılma. Nurculuk ile Erbakan arasında Nakşiler ile İskenderpaşa arasında mücadele olmuştur. Bunların hiçbirisi bu kadar güçlü bir iktidarın, 11 yıldır iktidarda olanla kapışma mahiyetinde değildir.

TÜRKİYE’NİN KENDİNE AİT OLMAYAN BİR TEOPOLİTİK DİLE SAVRULMA TEHLİKESİ BULUNUYOR
Bu kapışmada sıkıntılı olan ortaya yeni bir teopolitik bir dil çıkıyor. İnsanların dini söylemlerini siyasi mücadeleleri ile sarmaladıkları bir yere gidiyoruz. firavunlar, telinler, karunlar, beddualar. Bütün bunların hepsinin bir teopolitik dil üretme sıkıntısı var. Bölgemizde kendi siyasi konumunu dini söylemle meşrulaştıran Vahabiler ve Şii hareketi var. Türkiye’nin kendi içinde böyle bir teopolitik dile savrulma sıkıntısı olduğunu düşünüyorum.

Gülen cemaati devletçi pozisyonunu, Osmanlıya sahip çıkmayı özellikle İran’ın Şii politikalarına karşı olmayı bir prensip olarak görmektedir,Kemalizm bu tek parti döneminde dini hareketlerin hepsinin üstünü örterek onları yerin altına itti. Kemalizm’in bu güvenlikleştirme zamanında diğer İslami hareketlerden farklı olarak, Gülen hareketi sembollerini saklamayı tercih etti. 28 Şubat döneminde başörtüsünün teferruat olup olmadığını ortaya koyduğu zaman bunun basit bir fıkıh yorumlama değil, Kemalizm ile yürütülen hesaplaşmanın siyasi uzantısıydı. O zaman şu gündeme geldi, “insanlar bu saklamayı, tedbiri kendileri gibi olan insanlara da mı yapıyorlar”. Farklı davranma kendini farlı gösterme gibi bir noktaya gitti. Bunu devlet içinde örgütlenme, merkezi iletişim ve karar verme ağı olduğu zaman ortaya başka bir şey çıktı. Kendini dini hareket ortaya koymanın ötesinde siyaseti radikal şekilde dizayn etme manevra alanına operasyon alanına sahip olma anlamına geldi.

LAİKLİĞİ FARKLI BİR DÜZLEMDE YENİDEN KONUŞACAĞIZ
Türkiye’deki laiklik tartışması çoktan başladı. Gülen hareketi ile Ak parti arasındaki kapışmanın en önemli sonuçlarından biri bu olacak laiklik meselesini farklı bir düzlemde konuşacağız. İslami hareketlerin sürekli rejime muvafık olduğunu söylemiyorum, tabi ki direnç gösterdiler, dini bir literatür kullandılar. Milli Görüş de dini bir dil ile Kemalizm ile eleştiriyordu fakat bu sefer farklı bir şey oluyor Kemalizm ile hesaplaşan iki aktörden birinin diğerini İslami dille eleştirdiği bir duruma giriyoruz. Telin meselesi, firavun nitelemeleri bir takım İslami kavramların tekrar ortaya çıkması aslında bence Türkiye’deki laikleşme tartışmasını normalleştiriyor. Normalde İslami hareketlerin siyaseti etkileyerek kendi İslamiliklerini kamusal alana yaymaları demokraside normaldir. Bu gerçekleşti. Başörtü serbestisi , dini örgütlenmelerin serbestisi Gerçi daha yasal anlamda dini cemaatlerin karşılığı yoktur Şeffaflığa çağrı yapılırı ama yasal değildir. Gülen Cemaatinin kendisini meşrulaştırdığı nokta budur, bu güvenlikleştirme bitmedi, biz yasal konuma gelemiyoruz, neticede “ben tarikatım, dini cemaatim” dediğiniz de yasal olarak ortaya çıkamazsınız, bu olmasa da İslami hareketler kendilerini ifade edebiliyorlar. Ben bu tartışmanın Türkiye’de İslamlaşmayı isteyen aktörlerin İslamlaşmayı tartışacaklarını ve bir tür laiklik anlayışını yeniden üreteceklerini düşünüyorum. İslami rengini de gösteren, bir kamusal alanı paylaşan farklı İslami anlayışı paylaşan yeni bir laiklik pratiği çıkartabilir. Türkiye buradan bu kavganın hayırlı bir sonucu olacaksa bu olacak. Kısa vadede teo -politik bir dil dolaşımda olacak insanlar bunun derde deva olmadığını görecek diye düşünüyorum.

Sabah Gazetesi Röportajı

A Haber ekranlarında hafta içi her gün yayınlanan ‘Kadraj’ programının sunucusu Zeynep Bayramoğlu: Sosyal medyanın sıkı takipçilerindenim. Sosyal medyadan bizim için iyi işler çıkıyor

1386090421150Pazarlama iletişimi eğitimi aldıktan sonra farklı sektörlerde çalışmaya başlayan Zeynep Bayramoğlu, şimdilerde A H