Arşiv Haziran 2014

Ozan Ceyhun: Çocukları TSK kaçırsaydı, BDP susar mıydı?

A Haber’de Kadraj programına konuk olan Avrupa Parlamentosu eski parlamenteri Ozan Ceyhun PKK’nın kaçırdığı çocuklar konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu ve Demirtaş’ın ailelere para verildi söyleminin vicdansızlık olduğunu ifade etti.

“Ertuğrul Kürkçü’nün ‘biz çocuk bulma kurumu muyuz?’ açıklamaları tam olarak rezillik. Aynı Kürt çocuklarını çocukları TSK kaçırsaydı Kürkçü bu açıklamaları yapacak mıydı? Demirtaş’ın ‘Mit çocukların ailelerine para verdi’ söylemi de aynı derecede vicdansızlık. Demirtaş’ın açıklamalarında suçluluk psikolojisi var. Ya da Demirtaş’ın bu konuda farklı deneyimleri var. Amerika’dan, Brüksel’den, Almanya’dan kaçırılan çocuklara da birileri para veriyor da acaba Demirtaş mu biliyor.”

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/ozan-ceyhun-cocuklari-tsk-kacirsaydi-bdp-susar-miydi-439821934017

LACİVERT: 301 Ölü, 75 Milyon Yaralı…

Türkiye’nin yüreğine ateş düştü. 301 maden işçisi kardeşimizi kaybettik.

1401874403078

13 Mayıs Salı günü 15.15 sularında haber merkezlerine bir son dakika gelişmesi ulaştı. Manisa’nın Soma ilçesinde özel bir madende patlama meydana gelmiş, iki işçi hayatını kaybetmiş, çok sayıda işçi madende mahsur kalmıştı. Dakikalar ilerledikçe kazanın boyutları anlaşılmaya başlandı. Madende 787 işçi vardı ve bir kısmı yerin altındaydı.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız Soma’ya hareket etti. Devlet erkânı programlarını iptal etti ve Soma’ya doğru yola çıktı. Türkiye’nin her bir tarafından taziye mesajları gelmeye başladı.

Olayın dördüncü günü kameraların karşısına geçen şirket yöneticileri olayda bir ihmallerinin olmadığını ama patlamanın nedenini anlayamadıklarını söylediler. Açıklamalar tatmin edici değildi. Şirket sahiplerine ‘yaşam odaları’ soruldu. Madende yaşam odası yoktu. Maden Mühendisleri Odası’nın araştırmasına göre Türkiye’de sadece 4 madende 20 işçinin 55 saat yaşayabileceği sığınma odaları bulunuyor. Şimdi facia ile ilgili adli süreç başladı. Hâkimler ve savcılar yüksek kurulu soruşturma için 28 savcı görevlendirdi. İşyeri ile ilgili ekipmanlar, donanımlar, denetçi raporları incelenecek. Hazırlanacak bilirkişi raporu facianın nedenini de gün yüzüne çıkaracak. Bu çalışmanın en az üç ay sürmesi bekleniyor.

İşçilerin naaşlarının çıkarılması sonrası madende inceleme yapan iş güvenliği uzmanının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerine ilettiği rapora göre de kaza trafo patlamasından kaynaklanmıyordu. Madende yeteri kadar karbon monoksit sensörü yoktu, tavan tahkimatları uygun değildi. Bu nedenle yangın sonrası tavan çöktü, galerinin hava yolu kapandı. Madende yeteri kadar karbonmonoksit ölçer cihaz yerleştirilmiş olsaydı, içten içe yanan kömürün yaydığı gaz erkenden fark edilecek, yanan bölge demir ağ ve betonla kapatılacaktı. Diğer bir eksiklik bin 400 metre uzunluğundaki nakliye galerisinde tavan tahkimatının uygun olmamasıydı. Zira tavanda çelik yerine yanmayı artıracak ağaç malzeme kullanılmıştı. Yangınla birlikte ağaç tahkimat alev aldı ve tavanda çökme meydana geldi. Yanma devam ettiği için galerinin hava yolu kapandı, çıkan karbonmonoksit gazı ve dumandan maden işçileri zehirlendi. Her rapor ihmaller zincirinin bir halkasını bir daha gözler önüne serdi.

Türkiye Seferber Oldu

Soma’da maden ocağındaki yangın nedeniyle devlet tüm imkânlarını seferber etti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) ambulanslar, ulusal medikal kurtarma ekipleri, helikopter ambulanslarla facianın yönetimi için Soma’daydı.
Diyanet İşleri Başkanlığı hatim programları düzenledi, camilerden sâlâlar verildi, Cuma hutbesinin konusu ise Soma’da hayatını kaybeden maden işçileriydi. Ailelerin acılarını paylaşmak ve cenaze kaldırma işlemlerini gerçekleştirmek üzere bölge müftüleri ile yaklaşık bin 500 din görevlisi ilçeye gönderildi.

Türk Kızılay’ı psiko-sosyal destek elemanları ile Soma’ya hareket etti. Yakınları için hastane önünde bekleyen yakınlara sıcak çay, çorba ve erzak dağıttı. Maliye bakanlığı, Soma’da yaşanan maden faciasının ardından vergi erteleme kararı aldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in talimatıyla Manisa’nın Soma ve Kırkağaç ile Balıkesir’in Savaştepe ilçelerindeki mükelleflerin vergi beyanname verme ve ödeme süreleri uzatıldı. Ayrıca ölen işçilerin yakınlarına bin lira aylık bağlanacak.

Bölgede incelemeler yapan Cumhurbaşkanı Gül, madencilikle ilgili her şeyin gözden geçirilmesi gerektiğini, aileler için maddi ve manevi destek sağlanacağını belirtti. Bölgeyi ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Tahammülü son derece meşakkatli bir süreçten geçiyoruz. Ekmek parası için alın teri döken emekçi kardeşlerimizi kaybetmenin yürek parçalayıcı hüznünü yaşıyoruz”, dedi. Yaşanan trajedi dünyanın da gündemine oturdu. Devlet başkanları, büyükelçiler taziye yayınladı. Sadece devlet görevlileri değil, şov dünyasının yıldızları, ünlü futbolcular, aktörler ve artistler de taziye mesajları yayınladı.

301 Can, 301 Hikâye…

Soma’da yaşam madenciler için hazırlanan mezarlıkta devam ediyor artık… Mezarlık çiçek bahçesine döndü. Ölüm sessizliğini hıçkırıklar bölüyor. 301 canın her birinin ayrı bir hayat hikâyesi vardı. Ama mucizelere de tanıklık ettik. Mahsur kalan işçilerden biri saatler sonra madenden sağ olarak çıkarıldı. Üstü başı kömür tozuna bulanmış, ayakları katrana batmıştı. Ambulansa konurken, çizmelerimi çıkarayım mı diye sordu. Ertesi gün neden böyle söylediğini soran gazetecilere devletin malına zarar vermek istemediğini söyledi. O cümle ürpertti herkesi. “Çizmelerimi çıkarayım mı?”… Sağlık görevlisi gerek yok demesine rağmen rahat rahat uzatamadı çizmelerini sedyeye. Az önce ölümün kıyısından dönmüş bir adam ve zarar vermemek, beyaz olanı kirletmemek için sorulan bu naif soru… Soma faciasından geriye kalan ve asla unutulmayacak bir anı olarak kaldı o görüntü.

Tek yumurta ikizleri İsmail ve Süleyman Çata kardeşler Soma›daki madende aynı vardiyada çalışıyorlardı ve beraber gelmişlerdi dünyaya, aynı dakika içinde gözlerini açmışlardı… 82 doğumlu ikiz kardeşler aynı gün askere gitti, aynı yerde askerlik yaptı, dört yıl önce aynı gün evlendi. Hayat boyu birbirinden ayrılmayan kardeşler aynı vardiyada çalışan göçük altında kaldılar ve yine birlikte hayata gözlerini yumdular.Hayatını kaybeden işçilerden birinin avucunda bir not vardı. O notta işçi “oğlum hakkını helal et” diye yazmıştı. Evden her çıkışında ailesi ile helalleşen 34 yaşındaki mühendis Mehmet Efe’nin dedesi de 47 yıl önce madende ölmüştü.

Ölen madencilerden biri de 21 yaşındaki Sabit Ataş’tı. Askerden yeni gelen Ataş, ailesine destek olmak için madende çalışıyordu. Hayali ailesiyle birlikte mutfağı olan ve çatısı akmayan bir evde yaşamaktı ama olmadı. O hayallerin üzeri kara toprakla örtüldü…

Ailedeki bir kişinin ölmesi o ailenin kıyametidir… Peki, bu büyük acıyı yaşayan insanlara nasıl yardım edebiliriz? Sanırım ilk önce yapılması gereken bu acıyı anladığımızı hissettirmek. Kadraj’a konuk olan Psikiyatr Prof. Dr Medaim Yanık yapılabilecekleri şu sözlerle ifade etti. “İhtiyaçların sürekliliği diye bir şey var. Bu insanların geçimlerinin sağlanması lazım. Bir iş adamının daha fazla kar etmesi için bu kadar insan öldü ve bu yanına kar kaldı duygusu ile hesaplaşmak lazım. Kısa zamanda olanlar devlet gücüyle olan şeyler. Bizim orta ve uzun süreli projelere ihtiyacımız var. Asıl felaket kameralar oradan çekildikten sonra o insanların yalnız kalması olur.”

Yetim kalan çocukların eğitiminin planlanması, dul kalan kadınların hayatını normal şartlarda devam etmesini sağlamak gerekiyor. Gerçekten de önemli olan kameralar gittikten sonra orada ne kalacağı.

Sosyal Yara
Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri kamuoyu iki form kazandı. Biri gerçek kamuoyu, diğeri sanal kamuoyu. Sanal kamuoyu işin aslı değil, zira Türkiye’yi sosyal medyadan izlediğinizde, bir üçüncü dünya ülkesinde yaşadığınızı düşünebilirsiniz. Soma faciası yaşandığı zaman sosyal medyada verilen tepkileri Prof Dr. Medaim Yanık şöyle yorumluyor, “Sanal kamuoyunda yani sosyal medyada olan şey olayın ruhuna uygun değil. Bu kadar büyük acının olduğu dönemde önce yaraların sarılması acının paylaşılması sonra bu hesaplaşmanın yapılması gerekiyordu. Siyasal gerginlik atmosferinde bazı insanlar bunu hızla siyasallaştırarak, birilerini insan dışı ilan ettiler. Bu tarz meselelerin aklı başında ele alınıp işçiler ve Türkiye lehine bir sürece gitmesini engelliyor.”

Önce madende 15 yaşında bir işçinin çalıştırıldığı ve hayatını kaybettiği söylendi. Sonra Başbakanın ziyareti sırasında yaşanan protesto gösterileri ve bazı kayıtlara takla atlatıldı. Güvenlik nedeniyle markete giren başbakanın 3 yıl önce çekilmiş bir markette tek başına telefonla konuşurken çekilmiş görüntüleri paylaşıldı. Ülkenin dört bir tarafında gösteriler planlandı halk sokağa dökülmek istendi. Soma’ya çok sayıda insan gitti, iyi niyetle yardım amacıyla gidenler müstesna, olay çıkarmak için gidenler çeşitli şekillerde sokaktaki tansiyonu yükseltmek istedi. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ısrarla açıkladığı rakamlara rağmen yerin altında 1000’e yakın işçinin olduğu ve hayatını kaybeden bu insanların üzerine beton döküldüğü söylentileri dolaşmaya başladı sosyal medyada. Başvuran aile sayısı ve isimler açıklanınca bu sefer de Suriyeli bin işçinin yerin altında olduğu ve bu insanların orada kaçak çalıştığının ortaya çıkmaması için naaşlarının çıkarılmayacağı söylenmeye başlandı.

Peki, neden böyle oldu? Biz yas tutmayı bilmiyor muyuz? Medaim Yanık bu soruları şöyle cevaplıyor, “İlk andan itibaren acıyı hissetmeden slogan atarsanız ve siyasal hedefler için atmaya başladığınızda karşı refleksi de benzer şekilde dönüştürürsünüz ve karşılıklı inşa edilen dil çatışmacıdır.”

İşte bu çatışmacı dil karşısında ruhumuz hastalandı. Geçen sene Gezi süreci ile birlikte başlayan, 17 Aralık operasyonu ve yerel seçimlerle devam eden bu gergin siyasi ortam ruhumuzu incitti. Öyle incitti ki, böyle bir facia karşısında bile tam olarak bir araya gelemedik. Çözüm ne diye sordum Medaim Yanık’a cevabı netti:

“Ruh halimizin iyileşmesi için adalete ihtiyacımız var. Toplumların ruhu ancak adaletle iyileşir”.

http://www.lacivertdergi.com/gundem/turkiye/2014/06/04/301-olu-75-yarali

Said Alpsoy: Fethullah adı Gülen’e yakışmıyor

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katılan Paralel Yapı içinde tam 17 yıl danışmanlık yapmış Said Alpsoy, 17 Aralık sürecinin paralel yapılanmanın faşist ruhunu ortaya çıkardığını ifade etti.

‘PARALEL YAPI’ İSLAMİ DEĞERLERİ REKLAM MALZEMESİ OLARAK KULLANIYOR
‘Paralel Yapı’ zaman geçtikçe uhrevileşmeden dünyevileşmeye doğru bir kayış yaşadı. Dünyaya ait bir kısım güçlere sahip olmak bizim için dine hizmet etmek, amaç ilayı kelimetullahtı, Ümmeti Muhammed’e layık olmaktı ve bu amacı yükseltmekti. Ama bir süre sonra fark ettik ki İslami değer ve kavramlar adeta bir makyaj malzemesi gibi bir reklamasyon unsuru olarak insanları cezbetmenin araçları haline dönüştürüldü ve bunu fark ettiğimde ayrıldım.

FETHULLAH ADI GÜLEN’E YAKIŞMIYOR
Fethullah isminin içerisinde Allah lafzı geçtiği için ve bu ismi kendisine yakıştıramadığım için, hani çok gaddar bir kasabın adının Şefik olması gibi, arada bir zıddiyet bir ironi gördüğüm için, aynı zamanda bir aşağılamaya bir tenkitin de Muhammediliğimize zarar vereceğini düşündüğüm için F Gülen demeyi tercih ediyorum.

GÜLEN’İN TELİF ESERİ HİÇBİR KİTABI YOK
Gülen’in yetmiş civarında kitabı var, fakat bunların içinde telif eseri olan hiçbir kitabı yok. Kitapların yüzde yirmisine yakını Sızıntı, Yağmur, Yeni Ümit dergilerinin başyazılarından, geri kalanı ise sohbetlerinin bant çözümlerinden üretilmiştir. F Gülen ‘ben bir kitap yazıyorum’ bilinciyle eline kağıdı kalemi alıp baştan sona bir kitap yazmamıştır. F Gülen İslami bilimler konusunda ortalamanın üstündedir, fakat sosyal bilimler açısından züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibidir. Kitaplarında vahim tarihi hatalar vardır.

17 ARALIK SÜRECİ PARALEL YAPI’NIN FAŞİST RUHUNUN DIŞAVURUMUDUR
17 aralık süreci paralel yapılanmanın o güne kadar içinde saklı kalmış faşizan ruhunun artık hiçbir şekilde bastırılamayacağının gizlenemeyeceğinin bir biçimde dışavurumudur. Ben bunun tamamen bir ilahi plan olduğuna inanıyorum.

‘PARALEL YAPI’ YASAKÇILIKTA NAZİLER’İ GEÇTİ
‘Paralel Yapı’nın mensupları bağlı olduğu abilerinden izin almadan kitap yazamıyor. Bu kitap düşmanlığında yakın tarihte bildiğimiz Naziler vardı. Bunlar da kitapları toplayıp yaktılar, ama kitabın henüz yazılmamışken yazılmasının yasaklanmasını Naziler bile akıl edemedi, yasaklayamadı. Stalin döneminde Komünistler bile yapamadı, ama Paralel Yapı yaptı.

‘PARALEL YAPI’DAN DEĞİL, MAHKEME-İ KÜBRA’DAN KORKUYORUM
İslam’ı kullanarak bu kadar kötülükler ortaya koymuş ve koymaya devam eden ‘paralel yapı’yla ilgili bildiğim gerçekleri söylemeden ölüp ahirette Mahkeme-i Kübra’ya gitmiş olmaktan daha çok korkuyorum.

Adsız

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/06/03/said-alpsoy-fethullah-adi-gulene-yakismiyor

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/kadraj–02062014