Erhan Afyoncu: En çok tartışılan konu Harem

Tarihçi yazar ve aynı zamanda Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Olan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Sabah Gazetesi’nin okurlarına hediye edeceği “Sorularla Osmanlı İmparatorluğu” kitabını ve özellikle Osmanlı’da en çok tartışılan “Harem-i Hümayun’u” anlattı. Kadraj programına katılan Afyoncu, “Harem, bir nevi eğitim yeridir. Oraya kabul edilen gayrimüslim ve Türkçe bilmeyen kızlara öncelikle okuma – yazma öğretilir, İslam anlatılır, dini bir terbiye verilir, saray adabı ve Türkçe öğretilirdi. Yani bir nevi kadın yöneticiler yetiştirilirdi.” dedi.

OSMANLI’DA HAREM NEDİR?

“Harem, bir nevi eğitim yeridir. Çünkü oraya alınan kızlar Müslümanlığı, Türkçeyi bilmeyen kişiler. Bunlara din, Müslümanlık, İslamiyet, Türkçe okuma – yazma, saray adapları öğretiliyor. Kimisi belli el sanatlarında mahirleşiyor. Kimisi şiir yazmaya çalışıyor. Bir nevi sarayda Osmanlı kadın yöneticilerinin yetiştirildiği bir okul.”

OSMANLI’DA KADINLAR SALTANATI

“Kadın yöneticiler gayrı resmi olarak var; resmi olarak yok. Haremin yöneticisi valide sultandır. Mesela, Avrupa saraylarında kraliçe kralın eşidir. Osmanlı’da kraliçe padişahın eşi değildir, annesidir. Bu eski Türk geleneğinin bir devamıdır. Yani aile reisinin babaanne olması ve aileyi yönetmesi gibi. Kadınların yöneticilik kısmı daha ziyade haremde, devlet işlerine gayrı resmi olarak müdahale edebiliyorlar.”

ERHAN_AFYONCU

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/prof-dr-erhan-afyoncu

Ahmet Taşgetiren: İran Şiacılık oynuyor

Star Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, ABD – PYD ilişkisi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. A Haber’de yayınlanan Kadraj programına konuşan Taşgetiren, “PYD ile ilgili Türkiye’nin hassasiyetleri dikkate alınmıyor. ABD, Türkiye’yi PYD’ye karşı kullanıyor” dedi.

“İRAN ŞİACILIK OYNUYOR”

İslam dünyasının bir parçası olarak baktığımızda İran’ın iyi oyun oynamadığını, Şiacılık ve Şiacılığı da Fars milliyetçiliği ile iç içe oynadığını görüyoruz. İslam dünyasında mezhep oyunları oynanmaması gerektiğini, bizim Müslümanlar olarak bir barış iklimi atmosferi oluşturmamız gerektiğini söylemiştik. Bunlar bence İslam ortak paydasından yola çıkarak hatırlatılacak şeyler. Bu coğrafya belli bir kargaşanın içine girerse kimseye hayır gelmez. Maalesef onun da zemini var.

“TÜRKİYE SAĞDUYUYU TEMSİL EDİYOR”

Suriye ya da Irak’ta Sünnilerin ıskalandığı bir Suriye çözümü ya da Sünnilerin ıskalandığı bir Irak çözümünün olmayacağını Türkiye bunu ısrarla ABD’ye Avrupa’ya anlatmaya çalıştı. DAEŞ benzeri yapılar bu ıskalamaların sonucudur. Irak’ta siz Sünnileri dışlarsanız bunu sürdüremezsiniz. İran – Rusya’nın kontrolünde bir Şia gelişmesi; Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın dengeleyemediği bir gelişme… Bu sürdürülemez bir yapıdır. Onun için Suriye çözümünde Türkiye sağduyuyu temsil ediyor.

AHMET_TAŞGETİREN

PROGRAMIN TAMAMI: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/ahmet-tasgetiren-1453840417

İbrahim Kalın: Aldığımız tedbirler meşrudur

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermeyen ve yöntemlerini eleştiren Batılı ülkelere tepki gösterdi. A Haber’de Kadraj programına katılan Kalın, “Aldığımız tedbirler meşrudur. PKK, DAEŞ ile mücadele ediyor diye PKK’yı şirin göstermek, romantize etmek son derece yanlıştır” dedi…

“PKK’YI ŞİRİN GÖSTERMEK YANLIŞ”

‘Ben az çok Batı’yı bilen birisi olarak söylüyorum. Onlarca örnek verebiliriz. İngitere’sinde , Almaya’sında İspanya’sında bu terör örgütlerine karşı ne tür tedbirler alındığını gayet iyi biliyoruz. O manada bizim aldığımız tedbirler meşrudur. Ahlaki üstünlüğe de sahiptir, kamu desteği de vardır. Tabi ki burada terör örgütünün özellikle Suriye’deki savaşı arkasına alarak DAEŞ ile mücadele bahanesiyle kendisine bir meşruiyet alanı yaratmaya çalışması da uluslararası sistem açısından ayrı bir sorun. Çünkü biz hep şunu söylüyoruz, bir terör örgütüyle bir başka terör örgütünü ortadan kaldıramazsınız. Şimdi DAEŞ’e karşı mücadele ediyor bahanesiyle ya da gerekçesiyle PKK’yı adeta meşrulaştırmak, PKK terörünü şirin göstermek, estetize etmek, adeta bazen romantize edildiğini bile görüyoruz. Aynı mantıkla o zaman dünyadaki bütün terör örgütlerini romantize edebilirsiniz yani bunun sonu gelmez ki. Ya çifte standart uyguluyorsunuz demektir bu durumda yani, falanca yerdeki terör örgütü El-Kaide kötü, DAEŞ kötü, Boko Haram kötü, şu kötü bu kötü ama PKK değil.’

ibrahim kalın

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/kadraj-1453554992

Hasan Bülent Kahraman: Bildiri dengesiz ve tutarsız

Güvenlik güçlerinin terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonlarına ‘bildiri’ yayımlayarak karşı çıkan akademisyenlere bir tepki de Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sabah Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’dan geldi. A Haber’de yayınlanan Kadraj programına konuşan Kahraman, Bildiriyi ‘dengesiz ve tutarsız’ olarak nitelendirdi ve “Akademik özgürlüğün sınırı şiddet ve terörün başladığı noktada biter” dedi.

“BİLDİRİ DENGESİZ VE TUTARSIZ”

Bu bildiri sorunlu bir bildiri, kim ne derse desin. Ben o bildirinin içeriğine katılırım katılmam bu da benim kendimle ilgili bir şey. Tıpkı onların oturuğu böyle bir bildiriyi kaleme almaları gibi… Ama Türkiye’de olanlara veya bir bildirinin bu kadar önemli bu kadar çok sayıda akademisyen tarafından imzalanmış bir bildirinin daha dengeli, daha farklı, meselenin diğer boyutlarını birbiriyle mukayese eden bir tarzda çıkmasını ben uygun görürdüm. Bu bildiri bunlardan mahrum bunu açıkça vurgulamak lazım.

“AKADEMİK ÖZGÜRLÜK TERÖRDE BİTER”

Devlet de eleştirilir devlet de hukuki norm olarak da ele alınır ve irdelenir. Dolayısıyla bunları kapsayacak bir özgürlük alanıdır akademik özgürlük alanı. Ama sınırı, daima şiddetin ve terörün desteklenmeyeceği noktadır. Ana mesele akademik özgürlüklerle budur.

HASAN_BÜLENT_KAHRAMAN

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/prof-dr-hasan-bulent-kahraman

Rıfat Sarıcaoğlu: Akademik özgürlük sınırsız olmamalıdır

Türkiye’nin birçok üniversitesinden akademisyenin  devleti katliam yapmakla suçlayan skandal bir bildiriye imza atmasının yankıları sürüyor. Akademik özgürlük kavramına dayandırılarak kaleme alınan bu bildiriye bir tepki de Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı ve Özel Üniversiteler Birliği Başkanı Rıfat Sarıcaoğlu’ndan geldi. Sarıcaoğlu akademik özgürlük kavramının tekrar masaya yatırılması ve çerçevesinin belirlenmesi gerektiğini belirtti.

 

Zeynep Bayramoğlu – Bildiriyi nasıl değerlendirdiniz? Verilmek istenen mesaj neydi?

Rıfat Saraçoğlu – Bu bildiriye birkaç açıdan bakmak lazım. Birincisi, insanların fikirlerini duyurabilme. Kişiler karşılığında ne olacaksa katlanacakları şekilde fikirlerini duyurmakta serbestler. Benim şahsen kabul etmediğim konu, üniversitelerin isimlerinin de isimlerin yanına eklenmesidir. Yani Rıfat Sarıcaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi. Bunların üniversiteyi bağlayıcı bir şey olmaması gerekiyor, kaldı ki zaten üniversitelerin görüşü bu değildir. Üniversitelerin hepsinin kendi kurulları, yetkili organları vardır. Örneğin vakıf üniversitelerinde mütevelli heyeti başkanı ve rektördür bir konu ile ilgili açıklama yapabilecek kişi. Herkes akademik özgürlük anlamında istedikleri duyuruları yapabilir ama sonuçları varsa katlanmak şartı ile. Diğer taraftan içerik anlamında çok yanlış zamanda yapılan bir şey bu. Şu an terörle mücadele var Türkiye’de ve bu bildiri buna karşı bir görüş olarak gözüküyor. Peki  teröre karşı mıyız? Dünyanın her yerinde teröre karşıyız. Birincisi bunun doğru zamanda olmadığını düşünüyorum ikincisi Cumhurbaşkanının hassasiyetine gerçekten katılıyorum.

  • Devlet terörü, devletin vatandaşına uyguladığı şiddet tanımlarını siz bir akademisyen olarak nasıl yorumluyorsunuz?
  • Teröre karşıyız ve terörü destekleyemeyiz. Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak teröre karşıyım. Bu müzakerelerle sonuçları alınabilecek bir süreç. Eğer terör statüsü varsa veya bir iç savaş gibi de gösterilmek isteniyorsa bu başka bir mesele. Ama şu anda Türkiye’de bir terör gerçeği var. İsmi de PKK olarak geçiyor. Dolayısıyla benim şahsen buna ne desteğim olabilir ne de kabul edebilirim.
  • İmzacılar arasında Üniversitenizin öğretim üyeleri de var. Üniversitenizin bu konuda tavrı nedir?
  • Kurumumuzun tavrı dediğim gibi çok net. Şahıslar çıkıp ben böyle bir şeyin demecini veriyorum diyorsa bunun da bir sonucu olacaktır muhakkak. Bu hem savcılık anlamında olabilir, hem hukuki olabilir. Bizim kendi kurullarımızın değerlendirmesinin de sonucu olacaktır.
  • Yani siz de bir değerlendirme yapacaksınız kurul olarak.
  • Yüksek Öğretim Genel Kurulu toplandı ve “bu bildiri ile ilgili olarak hukuk çerçevesinde gereği yapılacaktır dedi” YÖK’ün tavrını nasıl yorumluyorsunuz?
  • Benim düşüncemden farksız bir şey. Bakın, metnin içeriğinin çok dikkatle yazılmış onu görüyoruz.
  • Nedir içeriğinde sizin dikkatinizi çeken şey?
  • Burada tam olarak bir nokta atışı yapamıyorsunuz. Bence metinde rahatsız eden en büyük olay devletin terör yaptığı algısı. Tabi bu, üniversitedeki öğrencileri de etkiliyor. Onların da görüşü bunun aksi yönünde. Dolayısıyla burada yanlış bir deyim var. Ama tutup da bunu mahkemeye, savcılığa götürdüğünüz vakit ne çıkar bilmiyorum. Daha önce bu üniversitede biz çok ekstrem durumlarla karşılaştık. %100 haklı olduğumuz konularda da aksine kararlar çıkabildi. Dolayısıyla o içerikten baktığım vakit sonuç ne çıkacak bilmiyorum. Ama tekrarlıyorum, terörü destekliyor olamayız. Çözümü destekliyor olabiliriz. Önemli olan çözümse, birlik beraberlikse, beraber yaşamaksa buna hepimiz varız ama bu silahla olmamalı.
  • Akademik özgürlük nedir?
  • Akademik özgürlük şu anda çerçevesi ve sınırları olmayan bir şey olarak gözüküyor. Dünyada bunun normları belli. En zor ülkelerde de, örnek alabileceğimiz ülkelerde de belli. Onların çerçevesine Türkiye’deki  YÖK kanunlarını bir şekilde taşımamız gerekiyor.  Benim tarifim şudur. Akademik özgürlük, kendi alanında bilimsel olarak kanıtlayabileceği bir şey üzerine çalışmak ve onun sonuçlarını yayınlamaktır. Bireyler olarak siyasi görüşünüz olabilir ifade etmek isteyebilirsiniz, bu başka bir şeydir ama üniversiteyi bağlamadan yapmak zorundasınız. Çünkü biz üniversite olarak her siyasi gruptan insanı eğitiyoruz. Kaldı ki eğitim sisteminde öğrenciyi seçme hakkımız da yok. Öğrenci bize ÖSYM’den yerleştiriliyor. Dolayısıyla öğrenci profilini bilmiyoruz. Sağ olabilir, sol olabilir. Bir hoca politik anlamda bir şey söylemek istiyorsa onun yeri üniversite değil, onun yeri meclistir onun yeri başka platformlardır. Dolayısıyla akademik özgürlüğün kendi alanı ile ilgili sınırı olmak zorundadır. Eğer siz politik bilimle ilgili bir şey diyorsanız, araştırmanızın sonuçlarını yayınlamak istiyorsanız bunların sonucunu yayınlayabilirsiniz. Ama akademik özgürlük sınırsız olmamalıdır. Şu an en çok zorlandığımız konu üniversite idaresinde budur.
  • Yani özgürlük nerede başlıyor? Nerede bitiyor? Bunun sınırlarını çizmek asıl mesele.
  • Örneğin bir otobanda gidebilirsiniz ama bir otobanda istediğiniz gibi sağa sola gidemezsiniz. Hız limiti 130 ise 320 ile gidemezsiniz, giderseniz de sonuçlarına katlanırsınız. O yüzden buralara dikkat etmek gerekiyor. Kimse size bunu yapmayın demiyor ama bunların da bir limiti ve sınırı olmalı.
  • Bildiriyi imza atan hocalarla ilgili nasıl bir süreç işleyecek?
  • Tahmin ediyorum her üniversitenin mütevelli heyeti bugün bunu tartışıyordur. Birincisi akademik özgürlük nerede sınırlıdır? Genel itibariyle baktığımızda akademisyenlerin haklı gerekçelerle çıkarılsalar da geri döndüklerini gördük. Dolayısıyla geri dönüşler olacağı için büyük ihtimalle disiplin suçları ile sonuçlanacaktır süreç. Disiplin suçu, kınama da, işten çıkama da olabilir. Bunun dışında üniversitenin başka yetkisi yoktur. Dikkatimi çeken bir şey oldu. Abdullah Gül Üniversitesi bugün kendi sitesinden bir bildiri yayınladı. Bir akademisyeni kınadığını ve istifasını istediğini söyledi. Burada bir zorlama olamıyor, dolayısıyla burada üniversitelerden hukuki anlamda ve bir suç işlendiyse devletin devreye girmesi daha doğru olur.
  • Daha önce üniversitenizde porno skandalı yaşanmıştı. Neler yaşanmıştı o süreçte?
  • Bir öğrencimiz bitirme tezi olarak porno film çekmek istediğini söylüyor, bölüm başkanı dekana aktarıyor, dekan hayır diyor ama buna rağmen bölüm başkanı bitirme tezine izin veriyor ve biz bunu bir buçuk sene sonra öğreniyoruz ayrıca bu haber yine bir buçuk sene sonra servis ediliyor. Biz bu işten sorumlu üç akademisyeni o gün işten attık. Akademik özgürlükler çerçevesinde karşı davalar açıldı ve bu davalar 3 sene sürdü. Bu akademisyenlerimiz davaları kazandı ve üniversiteye geri dönme kararları çıktı. Ve biz maalesef ki bu akademisyenlerle geri dönmemeleri üzerine tekrar konuştuk ve onları karşılıklı mutabakatla uzaklaştırdık. Akademik özgürlükler ve çerçevesi çok net olmalı. Bu mesele ile ilgili spontane yapacağımız hamleler bize çözüm getirmiyor. Çok geniş tartışılması gereken bir kavram. Dünyanın her yerinde tartışılan bir kavram. Şimdi sosyal medya üzerinden de akademik özgürlükleri iyi tartmak lazım. Dolayısıyla nereye kadar gidecek? Nerede durmalı? Üniversitenin ne kadar sorunu olması gerekiyor? Bunların hepsinin masaya yatırması gerekiyor. Bu meselenin temeli de şuraya dayanıyor. 1980 anayasasında yetkilendirilmiş 2547 sayılı kanunla YÖK’ün yetkileri var ve halen yama yaparak o anayasanın maddesini bugüne taşıdık ama artık yetmiyor. Yeni yasa yapılması gerekiyor anayasa değişmese bile, anayasa maddesi olmasına rağmen, YÖK yasasının biran önce değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde bunun devamında daha da kötü vakalar muhakkak olacaktır
  • RIFAT 3

Hüseyin Besli: PKK, Batı’nın kullandığı araçtır

Gazeteci – yazar Hüseyin Besli, terör örgütü PKK’nın strateji değişikliği hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. A Haber’de yayınlanan kadraj programına katılan Besli, PKK’nın Türkiye’yi parçalamak adına Batı tarafından kullanılan bir araç olduğunu söyledi.

HÜSEYİN BESLİ: PKK, BATI’NIN KULLADIĞI ARAÇTIR

Şahsi manevisi olan bir yapı değildir. Örgüt bir araçtır. Örgüt aslında bu dünyayı yönetme hakkını ve gücünü elinde bulunduran ve hatta bunun için çalışan güçlerin zaman zaman kullandığı bir araçtır. Bir değişiklik varsa bu örgütten çok bölgeye dizayn etmeye çalışan o örgütlerin vizyondaki değişiklidir. O değişiklik şudur: Suriye’den önceki stabil durumda, başta Amerika olmak üzere Batı’nın gözünde bu bölgeye nizamat vermek durumunda olduğunda Türkiye’yi denklem içinde tutmak gerekiyordu. Fakat, Suriye meselesi patlayınca Suriye’de başta bütün dünya Esad’ın gitmesine dair tavır ortaya koyarken, zamanla herkes onu terk edip Türkiye, Esad’ın gitmesi bloğunda yalnız kaldığında bütün dünya bunu bir fırsat olarak belledi. Müslüman Ortadoğu’yu bir daha başımıza problem olmayacak hale getirebilmemiz için Ortadoğu’yu parçalarken, Ortadoğu’nun ayrılmaz bir parçası olan ve tayin edici bir parçası olan Türkiye’yi de sınırlarını parçalayamasak bile sosyolojik olarak parçalanmamız gerekir kanaatine vardılar. Bunun için de en uygun aracı devreye soktular; işte o PKK.

HÜSEYİN_BESLİ

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/huseyin-besli

Ali Köse: Sorgulama gereken kendimiziz

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, Müslümanların İslam dünyasında yaşanan çatışma ve ölümler nedeniyle sorgulama yapması gerektiğini söyledi. A Haber’de Kadraj programına katılan Köse, “Batılıların elinde dünyayı 3 tane düğmeyi basarak yok edecek nükleer silahlar var. O düğmeler bizimkilerin elinde olsaydı basarlar mıydı, basmazlar mıydı? Sorgulamamız gereken esas nokta kendimiziz” dedi…

“SORGULAMAMIZ GEREKEN KENDİMİZİZ”

‘Batılıların elinde dünyayı 3 tane düğmeye basarak yok edecek nükleer silahlar var, bunu biliyoruz. Amerika Başkanının yanında dolaştığı, yurt dışı seyahatlerinde bile yanından ayırmadığı bir çanta var. O nükleer silahların şifreleri var orda. Doğu blokunun elinde de o silahlar vardı, şimdi var mı bilmiyoruz ama Batı dünyası bu konuda çok güçlü ve silahları duruyor. Şimdi bu insanlar bu düğmelere bugüne kadar basmadılar. Ben şu soruyu sordum; Suriye’deki o vahşeti, birbirimizi öldürmemiz esnasında dedim ki, acaba o düğmeler bizimkilerin elinde olsaydı basarlar mıydı, basmazlar mıydı? İnanın ben içimden gelerek basmazlardı, bizimkiler böyle bir şey yapmaz diyemiyorum. Sorgulamamız gereken esas nokta kendimiziz.’

ALİ KÖSE

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/ali-kose

Süleyman Seyfi Öğün: HDP, dağ ile ova arasında

A Haber’de yayınlanan Kadraj programına konuk olan Başbakan Başdanışmanı Süleyman Seyfi Öğün HDP’nin hendek siyasetini değerlendirdi. Siyaset yapma konusunda elde ettikleri avantajları da kötüye kullandığını söyleyen Öğün “Kürt siyasetçileri açısından dağ ile ova arasında bir tuhaf savrulma oldu. Yani ovada tutunmaya çalışan bir parti birden kendini dağda buldu ” dedi.

“ELİNDEKİ AVANTAJI KÖTÜYE KULLANDI”

‘Önce Türkiyelileşmek gibi, herkesi kucaklamak gibi daha yumuşak, sakin bir üslup mutedil bir üslupla ve vaatlerle başladılar ama gelinen nokta hakikaten siyasetin vasatlarıyla açıklanabilecek bir nokta değil. Dağ ile ova arasında bir tuhaf savrulma oldu Kürt siyasetleri açısından, yani ovada tutunmaya çalışan bir parti birden kendini dağda buldu. Şimdi bunun sorumlusu kim? Sonuçta kaybeden ova oldu öyle değil mi, madem siyaset ovada yapılıyor. Tabi ki herkes sonuçta kaybediyor. Bu hesap ayrıca yapılabilir ama siyaset yapma konusunda elde ettiği bir takım avantajları da üstelik kötü kullandı. Bunu kendilerine göre de gerekçelendirebilirler, şu sebepten ötürü böyle oldu, sorumluluğu paylaşmak isteyebilirler, yıkmak isteyebilirler ama sonuçta bu parti bu noktada.’

süleyman seyfi öğün

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/suleyman-seyfi-ogun-1452114879

Merve Kavakçı: Türkiye’nin açıklamaları yapıcı

A Haber’de yayınlanan Kadraj programında Suudi Arabistan – İran gerilimi masaya yatırıldı. Programa konuk olan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Merve Kavakçı İslam konuya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bu gerilimin İslam dünyasına yayılması tehlikesine dikkat çeken kavakçı “Biz Müslümanlar olarak doğru adımı atmazsak, sakin durmazsak kendimiz de kaybedeceğiz, yakınlarımızı da” şeklinde konuştu. Ayrıca terör meselesine de dikkat çeken Kavakçı “Akın akın DAEŞ’e katılan insanları görüyoruz, Türkiye’nin aleyhine yapılan lobileri de görüyoruz onun için bu ortamı sakinleştirerek bu sıkıntıdan çıkmak çok önemli” dedi.

“SIRADAN BİR ÇATIŞMA DEĞİL”

‘İslam dünyasına yayılması çok tehlikeli bir şey olur. Onun için bir yerde bunu konteyn etmek, yerinde sınırlayarak başka yerlere sıçramasına engel olmak da gerekiyor. Onun için itidalle yaklaşmak ve iki tarafın da sakin hareket etmesi gerekiyor çünkü sıradan bir çatışmadan söz etmiyoruz. Bölge zaten oldukça karışık, hepimiz içine sürükleniyoruz. Bir taraftan da İslamofobi yani Müslümanlar arasındaki fobiyadan söz ederken bir de Müslümanlara yönelik ataklardan söz edebiliriz. Burada Türkiye gibi bir ülkenin liderlik konumunda bulunup, iki tarafa da sakinleşme çağrısında bulunup bastırması önemli.’

“TERÖRİSTİN KİM OLDUĞU DA ÖNEMLİ”

‘Türkiye’nin de son zamanda teröre karşı çalışmaları hızlandırdığı teröre karşı mücadele şeyi var. Kimin kim olduğuna da karar vermek lazım, teröristin kim olduğu da bu noktada çok önemli. Türkiye’nin içerisinde olan sıkıntılarımız, patlamalar, öldürmeleri görüyoruz, akın akın DAEŞ’e katılan insanları, bir taraftan Türkiye’nin aleyhine yapılan lobileri görüyoruz. Onun için bu ortamı sakinleştirerek bu sıkıntıdan çıkmak çok önemli.’

“DOĞRU ADIMI ATMAZSAK KAYBEDECEĞİZ”

‘Bir anda Rusya-Türkiye krizinden şimdi Sünni-Şii çatışmasına dönen bir medya dönüşü oldu yeri geldi kafamızı ona çevirmeye başladık. Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız şeyler değil. Onun için geriye adım atıp büyük resme bakmak önemli. Bunun sonunda kim kazanacak, kim kaybedecek hiç şüphesiz biz doğru adımları atmazsak, Müslümanlar olarak sakin durmazsak ve bir şekilde teröre dur diyemezsek kendimiz de kaybedeceğiz, yakınlarımız da dostlarımızda…’

merve kavakcı

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/merve-kavakci

Markar Esayan: Siyasal sistemimizin vesayet üreten bir tarzı var

Ak Parti İstanbul Milletvekili Markar Esayan, başkanlık sistemine neden geçilmesi gerektiğini, A Haber’de katıldığı Kadraj programında anlattı. “Siyasal sistemimizin vesayet üreten bir tarzı var” diyen Esayan, “Bu yapı halk iradesine dirençli çünkü yasama, yürütme ve yargı iç içe  geçmiş durumda. Halbuki bu 3 kuvvetin halkın iradesine bağlanması lazım” dedi.

“SİYASAL SİSTEMİMİZİN VESAYET ÜRETEN BİR TARZI VAR”

‘Şu anki yapı aslında bir vesayet yapısı bu. Yani 1960 darbesinde 71 muhtırasında ve 80 darbesinde onların Anayasalarında milli iradeyi, halk iradesini bürokratik bir oksitlenmeye tabi tutmuş. Seçilmişlerin yetkisini pek çok yerden kısıtlamış ve bunlar kendilerine göre kırmızı çizgilere geçtiği zaman devreye girecek vesayet mayınları yerleştirmiş. Dolayısıyla burada bu sistemin siyasal sistemimizin vesayet üreten bir tarzı var.’

“YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI İÇ İÇE  GEÇMİŞ DURUMDA”

‘Bu yapı halk iradesine dirençli. Neden dirençli çünkü üç kuvvetten bahsediyoruz; yürütme yasama ve yargı. Bunların hepsinin doğrudan veya dolaylı olarak halkın iradesine bağlanması lazım, halkın meşrutiyetine bağlanması lazım. 12 Eylül referandumunda biz bu niyetlerle bunu destekledik ama orada içeride kadrolaşmış bir grup Paralel Yapı bunu su istimal etti. Şu anki sistemimizde yasama ve yürütme birbirinin içine geçmiş durumda. Yasamayı yapan aynı zamanda yürütmeye de yükleniyor. Yani Meclis’ten bahsediyoruz. Şuan hakim parti bugün x olur, yarın y olur yani şu an AK Parti yarın başka bir parti fark etmez. Burada ya güçlü bir iktidar çıkacak ve Türkiye istikrarlı bir yönetime sahip olacak ama bunu isterken yürütmenin yasamaya da hakim olmasını göze almak zorundasınız çünkü Meclis’te yürütme sayısını elde eden tek başına iktidarı, diyelim ki 317 ile elde eden bir iktidar partisi, hakim parti yasama ya da hakim olmuş demektir. Orada muhalefetin rolü oldukça asgari düzeydedir, istediği yasayı çıkartabilir.’

MARKAR ESAYAN

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/markar-esayan