Arşiv Şubat 2016

Hüseyin Kocabıyık: HDP, Türkiye’yi şikayet ediyor

AK Parti İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık, HDP’li vekillerin Meclis’ten yaptığı bilinçli eylemlerle ilgili A Haber’de yayınlanan Kadraj programında çarpıcı açıklamalarda bulundu. HDP’lilerin etnik temizlik ve sivil katliam gibi kavramları Meclis tutanaklarına işlemeye çalıştığına dikkat çeken Kocabıyık, “Türkiye sivil katliam yapıyor diye BM’ye şikayet etmişler. Şimdi de Lahey’de Türkiye’yi şikayet etmeye hazırlanıyorlar. Meclis Başkanlığı çok dikkatli olmalıdır” dedi.

DOSYA HAZIRLAMAYA ÇALIŞIYORLAR

‘HDP’nin TBMM içerisinde yaptığı bir takım bilinçli eylemlerden bahsetmek istiyorum. Sürekli olarak HDP’li üyeler TBMM kürsüsüne çıkıyorlar ve bir takım kavramları Meclis tutanaklarına ısrarla geçirmeye çalışıyorlar. Bir tanesi etnik temizlik,  bir tanesi sivil katliam ondan sonra tehcir. Tehcir yapıyor devlet diyorlar. Bu tür kavramları tutanaklara Meclis zabıtlarına ısrarla işlemeye çalışıyorlar.’

MECLİS TUTANAĞI TARİHİ VESİKADIR

‘Etnik temizlik, zaman aşımı olmayan insanlığa karşı işlenmiş suç. Kendi devletlerini suçluyorlar. Geçen Ağustos ayında HDP eş başkanları birlikte imzalarıyla BM’ye şikayet etmişler Türkiye’yi aynı şeylerle. Burası çok hayati bir öneme sahip ve ilk kez sizin programınızda konuşuyoruz bunları. Maalesef Türkiye’de kimse farkında değil. Meclis tutanaklarında bir kavram seti oluşturmaya çalışıyorlar. Niye? Geçen Ağustos ayında BM’ye şikayet etmişler. İnsan Hakları Mahkemesi’ne belki son 1 ayda 30 kere müracaat ettiler. 6 Şubat’ta Bingöl Milletvekilleri BM’ye ve bazı uluslararası kuruluşlara Türkiye’yi şikayet etmiş.

HDP, TÜRKİYE’Yİ ŞİKAYET EDİYOR

‘Birleşmiş Milletler’e şikayet ediyorlar burada sivil katliamlar yapıyor Türkiye diye. Bunlar Lahey Adalet Divanı’na hazırlanıyorlar Türkiye’yi şikayet etmeye. O yüzden Meclis tutanaklarında bir kavram seti, bir dosya hazırlamaya çalışıyorlar. Meclis tutanakları bütün dünyada en itibar edilen delil mahiyetinde yazılı belgedir, bir tarihi vesikadır. Diyelim ki, Lahey’e Türkiye’yi şikayet ettiler ki ediyorlar, ‘Zabıtlarda var bunlar’ diyecekler. O yüzden TBMM Başkanlığı çok dikkatli olmalıdır. Zabıtlardan bu kavramlar temizlenmelidir ve partilerin grup başkanvekilleri de bu konuşmalar yapıldığı zaman müdahale edip bunları zabıtlardan çıkartması lazım.’

hüseyin kocabıyık

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/huseyin-kocabiyik

Şeref Oğuz: Bu bir silah savaşı

Türkiye’de mülteci sayısı 3 milyona yaklaştı. Bu hareket beraberinde ekonomik etkileri de beraberinde getiriyor. A Haber’de yayınlanan Kadraj programında Türkiye’de artış gösteren mültecilerin ekonomik etkileri ele alındı. Programa konuk olan Sabah Gazetesi Ekonomi Müdürü Şeref Oğuz, “Bu bir silah savaşı, bir pazar savaşı, ekonomik savaşın aslında cephede yansımaları” şeklinde konuştu.

 “BM’NİN RAF ÖMRÜ ÇOKTAN BİTMİŞ”

Savaş yoksa savaşı da çıkarmak gerekiyor kendine pazar imkanı oluşturmak noktasında. ‘Dünya beşten büyüktür’ün altında yatan espri de bu zaten. Şu anda Birleşmiş Milletler bana göre raf ömrü çoktan bitmiş, kullanım süresi dolmuş uluslar arası bir kuruluş. Bunu yöneten beş kişi açıkçası dünyaya çözdüklerinden daha fazla sorun üreten bir yapıya gelmişler. Tam da bu noktada dünyanın gelip sıkıştığı nokta bunun böyle devam edeceğini hala onlar ısrarla sürdürebileceklerini düşünebiliyorlar.

“BİR PAZAR SAVAŞI OLUŞTURULUYOR”

Olay şudur, bunun sonucunda şuna geliyor; Eğer o beş ülke onun dışındaki bütün dünyayı karşılarına alacak ki öyle gözüküyor, imza attıklarında silahıyla, ilacıyla, kimya sektörüyle, petrol ki bu aynı zamanda bir petrol savaşı. Bu aynı zamanda bir kur savaşı, bu aynı zamanda bir silah savaşı, bir pazar savaşı. Bir ekonomik savaşın aslında cephedeki yansımaları…

seref oguz

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/seref-oguz

Hasan Bülent Kahraman: CHP’de zihniyet sorunu var

Kadraj programına katılan Sabah Gazetesi yazarı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın açıklamalarını değerlendirdi. Kahraman, CHP’de sadece lider sorunu olmadığını, bir zihniyet sorunu olduğunu belirtti. 

“CHP’DE ZİHNİYET SORUNU VAR”

O partinin içinde tabi çok tecrübeli bir politikacı olarak 30 yaşından beri, şimdi 80 yaşının eşiğinde bir lider. Neredeyse 50 senedir, 1973’te milletvekiliydi Deniz Bey, ondan evvel de CHP’nin içinde ‘Mülkiye Cuntası’ denilen kesimle ilişkisi vardı ve Ecevit’e doğrudan doğruya danışmanlık yapacak kadar çok genç bir siyasetçi olmasına rağmen yönetime yakın olmuştu. Bu uzun tarih içinde, 1973’ten bu güne 43 sene geçti yani neredeyse 50 senedir CHP içinde politika yapan birisi olarak Deniz Bey partinin içindeki huzursuzluğu görüyor. Onu da söylüyor, ben burada bir huzursuzluk görüyorum, ama bu huzursuzluk bir sonuç üretecek, yeni bir parti doğuracak, yeni bir anlayışa kavuşturacak yapıda değil. Onun sırrını ben deminden belirttim, hadi gelin Kılıçdaroğlu’nu indirelim yerine başka birisini oturtalım diyerek aşılacak bir sorun değil.

hasan bülent kahraman

Burhan Kuzu: Rusya menfaati için Suriye’de

Türkiye’nin YPG mevzilerini vurması ve Rusya’nın Suriye’de muhaliflere düzenlediği saldırılar, A Haber’deki Kadraj programında tartışıldı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, Rusya’nın Suriye’de ne işi var diye sordu, “Rusya kendi menfaati için Suriye’ye geldi” ifadesini kullandı.

“BM SURİYE’DE HİÇBİR ZAMAN OLMADI”

Kapınızı açın diyor, yahu ne zaman kapattık vicdansız, merhametsizler! Kime niye geldin dedik? Tabi bir kontrolden geçecek. Sen ne yaptın? Cumhurbaşkanı bunu sorunca da kızıyorlar. Bu memlekette, bu dünyada Birleşmiş Milletler denilen güya bir örgüt var, NATO denen güya bir örgüt var. Amerika denilen güya bir güç var. Neredesiniz? Koca bir sıfırsınız benim nezdimde artık. Bu saatten sonra açık söylüyorum, BM de NATO da AB de çökmüştür.

“RUSYA MENFAATİ İÇİN SURİYE’DE”

Rusya’nın uçağı düştü, bir şekilde düştü, düşürüldü onu bahane etti gitti Güney Kıbrıs’ta füzelerini yerleştirdi, geldi oradaki Tarsus bölgesine iyice askerlerini yerleştirdi. Şimdi de PYD’nin Moskova’da malum bir şubesini açtırdı. Aklı sıra Türkiye ile mücadeleye giriyor. Enteresan bir şey, Amerika ile bunlar kavga ederlerdi, İran ile birbirlerine girmişlerdi şimdi hepsi kanka oluverdiler bir anda. Yani bu dünyanın hakikaten doğrusu ne eğrisi ne, kuralı nedir ne değildir anlamakta ben zorlanıyorum. Bir şey daha soruyorum; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ne iş yapar? Yani kaç mülteciyi nereye yerleştirdi ne yaptı, hangi gıdayı verdi, hangi devletten ne topladı da Türkiye’ye yardım etti? 3 milyar Euro güya bir yardım gelecek dendi o da onlara harcanacak, o bile gelmedi. Plan proje yapın dendi, neyin planı projesi? Adamların kaldığı yer belli, yediği içtiği belli. 10 milyar dolar Türkiye masraf yapmış, Allah’tan korkun!

burhan kuzu

Prof.Dr Ayşen Gürcan: Kadınlara ve gençlere sahip çıkılmalı

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Eski Aile -Sosyal Politikalar Bakanı Prof.Dr.Ayşen Gürcan, Doğu’da başlatılacak sosyal seferberlik projesini A Haber’de anlattı. Kadraj programına katılan Gürcan, “Bölgede kadınlara ve gençlere sahip çıkılmalı, onlara iş imkanları sağlanmalıdır” dedi.

“KADINLARA VE GENÇLERE SAHİP ÇIKILMALI”

Sosyal seferberlik ya da sosyal projeler her daim önemlidir. Özellikle, toplumsal değişim sıralarında eğer siz değişimin olumsuz yöne kayan noktalarını görmezseniz sıkıntı yaşarsınız. O yüzden gençler ve kadınlar dezavantajlı dediğimiz guruplardır. Onların rehabilite olması, toplumla bütünleşmesi ve kendilerini ait hissettikleri bir geleceğe umut etmesi, sahip çıkılması gerekiyor. Sosyal proje de budur bir bakıma.

“GENÇLERE İŞ İMKANI SAĞLANMALI”

Geleceğe güven verecek projeye ihtiyaç var. Mesela ne? Onlara orada kendilerinin üretebileceği iş imkanları oluşturabilecek formasyonlar kazandırmak. Orada kendi hayatlarını kurabilecekleri ve kendi imkanlarını sağlayabilecekleri, belki kendilerini ifade edebilecekleri, kendi kararlarını verebilecekleri imkanlar sunmak. Bununla ilgili birçok çalışma yapılıyor; gençlik meclisleri, kulüpler gibi. Bu konuda STK’ları çok önemsiyorum.

AYŞEN_GÜRCAN

Berdan Mardini: On yılda yüz yıllık işler yapıldı

Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ne destek veren sanatçılardan Berdan Mardini Terör Master Planı ve çözüme dair önemli açıklamalarda bulundu. A Haber’de yayınlanan Kadraj programına katılan Mardini, “Çözüm için hükümetimiz, devletimiz önemli adımlar attı. Mesela ekonomik adımlar attı. Son on yılda belki yüz yıllık adımlar atıldı. Bunlar olağanüstü adımlar. Ama bu adımların aynısı kültürel alanda da atılmalı.” dedi.

ON YILDA YÜZ YILLIK İŞLER YAPILDI

‘Hükümetimiz, devletimiz önemli adımlar attı. Bugün on yılda belki yüz yıllık gelişimden daha fazla bir gelişim kat etti. Türkiye’nin en ücra köşelerine hastaneler, yollar yapıldı. Bugün ücra köşe dediğimiz Yüksekova’da bugün bir hastane kurulup beyin ameliyatı yapılacak seviyeye bile gelen adımlarımız var. Aynı zamanda bölgeye çok destekler verildi, krediler sunuldu. Primler ertelendi, iş adamlarına vergi indirimi sağladı, SSK primini ödedi bölgede aynı zamanda. Bu yapılan adımların aynısının da kültürel anlamda atılması gerekiyor bence. Yani kültür alanında Kürtçe ile ilgili birçok adım atılmalı. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız Kürtçemiz diye söz ediyorlar Kürtçeden değil mi? Muhteşem bir bakış açısı. Bazen insanın gözleri doluyor eskiye gittiği zaman. Türkçe nasıl hepimizin dili ise, Kürtçe de hepimizin dili. Türkçede yapılmış edebiyat nasıl hepimizin edebiyatı ise, Kürtçe edebiyatı da Türkiye Cumhuriyeti’nin edebiyatıdır. Kürtçe müzik bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin müziğidir.’

BERDAN _MARDİNİ

Cemal Alparslan Ertuğ: PKK, Kürtlere kötülük yapıyor

Eski MİT mensubu Cemal Alparslan Ertuğ, terör örgütü PKK’nın Kürtlere büyük kötülük yaptığını söyledi. A Haber’de Kadraj programına katılan Ertuğ, “PKK yüzünden ileride doktor, bilim adamı  olabilecek Kürt gençleri hayatını kaybediyor ” dedi…

“PKK, KÜRTLERE KÖTÜLÜK YAPIYOR”

Orada her gün 10-15 tane Kürt delikanlısı ölüyor. Örgütün, Kürt halkına yaptığı en büyük kötülüklerden biri bu. Bu çocuklar Kürk halkının doktorları olabilirdi. Bu çocuklar Kürt halkının Nobel alan bilim adamları olabilirdi. Bu çocuklar Kürt halkının mühendisleri olabilirdi. Hem canlarına mal oluyor hem istikballerine mal oluyor. Dünyanın neresinde hak, özgürlük ve demokratik yönetim silah zoruyla hendek kazarak, bubi tuzağı koyarak, keskin nişancı tüfekleriyle ateş edilerek demokratik yönetim kurulmuş? Çok absürt bir örnek verirsek, anlaşılması çok kolay; Kobani’de kanton kurdular, oranın çok demokratik bir yönetimin örneği olarak gösteriyorlar. Düşünün ki Kobani’de 3-4 tane Sur gibi yere IŞİD geldi yerleşti, hendekleri de kazdı, IŞİD’in bayrağını da dikti, keskin nişancıları da koydu, dinamitleri de döşedi, biz de özerk yönetim ilan ettik dedi. Kobani’deki arkadaşlar ne yapacak? ‘Helal olsun, ne kadar özerksiniz, ne kadar özgürsünüz, ne kadar demokratiksiniz, çok yaşayın’ mı diyecek? Hangi devlet böyle bir şeye müsaade eder?

cemal arpaslan ertug

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/cemal-alparslan-ertug

Prof.Dr Ahmet Rasim Küçükusta: ZİKA ayakta tedavi edilebilir

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, A Haber’de katıldığı Kadraj programında zika virüsünü ve nasıl bulaştığını anlattı. Küçükusta, “Afrika’da ortaya çıkan zika virüsü ayakta atlatılabilen bir hastalık, ilacı da yok” dedi.

“ZİKA İNSANDAN İNSANA BULAŞMAZ”
Bu ilk defa Afrika’da Uganda’daki bir zika ormanında tespit edildiği için maymunlarda, ismi oradan geliyor zika diye. Bu insandan insana geçen bir virüs değil, bu hemen hemen tamamen dişi sivrisineklerin sokmasıyla virüs insanlara geçiyor. Sağlıklı insanlarda bu virüs herhangi bir problem yaratmıyor yani yüzde 75-80’i hastalığı geçirdiğinin farkına bile varmıyor. Yüzde 20-25’i ise biraz ateş, grip hastalığında gördüğümüz gibi eklem ağrısı, kas ağrısı, baş ağrısı deri döküntüleri, gözde kızarıklık ve ilacı da yok zaten, bir hafta içinde hastaneye yatmayı gerektirmeden, ayakta atlatılan bir hastalık tablosu. Bu biliniyordu tıp dünyasında, insanları hasta etmediği için ölümlere yol açmadığı için üzerinde ehemmiyetle durulmayan bir bilgi olarak köşede duruyordu.

rasim kücükusta

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/prof-dr-ahmet-rasim-kucukusta-1454531187

Hasan Bülent Kahraman: İran Batı’nın yeni müttefiki

Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sabah Gazetesi yazarı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Batı – İran yakınlaşmasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. A Haber’de Kadraj programına katılan Kahraman, “Batı parçalama ve bölme işinde İran’ı yeni müttefiki olarak görüyor” dedi…

“İRAN BATI’NIN YENİ MÜTTEFİKİ”

‘Bu bölme, bu parçalama içinde İran’ın da bir müttefik olarak kabul edilmesi , bu Batı politikası veya dünya politikasının meselesidir. Şimdi biz siyaseti mutlak doğrular veya değerler üzerinden düşünüyoruz. Hiç değişmeyen bir takım ilişkiler, böyle bir şey yok. Yani tam tersine siyaset her an değişen yeni koalisyonlar kurabilme sanatıdır. Yani bugün ters düşmüşünüzdür yarın bir konuda yan yana gelirsiniz. Bunu Türkiye’de yapıyor. İsrail ile bizim aramız kötüydü ama İsrail ile ekonomik ilişkimiz, bu aramızın kötü olduğu dönemde şuradan şuraya çıktı. İran ile da Batı’nın ilişkisi kötüydü ama ilişkileri şuradan şuraya geldi. Dolayısıyla değişmez, katı ilkeler değil tam tersine çok değişken, çok hareketli kombinezonlar. Şimdi İran sahaya böyle dönüyor, Irak’ı bitirdi ve bakın çok garip bir şey bu şu anlamda garip bir şey; Amerika İran’a karşı Suudi vahhabizmini destekliyordu. Şimdi İran sahaya girdi, onların ikisinin arasında itilaflar var. Amerika hem İran ile çok iyi geçiniyor, hem Suudiler ile çok iyi geçiniyor. Yani bu akışkan bu likit yeni dünya ister istemez dış politika ilişkilerinin de çok likit, çok akışkan olmasını gerektiriyor.’

H.BÜLENT KAHRAMAN

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN: http://www.ahaber.com.tr/webtv/programlar/kadraj/prof-dr-hasan-bulent-kahraman-1454442608

LACİVERT: İbrahim Saraçoğlu: Şifa insanın manasında saklı

İtiraf ediyorum, röportaja giderken sağlıklı beslenme tüyoları, kürler, alternatif tedaviye dair püf noktaları öğreneceğimi düşündüm. Muhatabım 40 yılı aşkın zamandır bitkilerin insan sağlığına yönelik etkilerini araştıran kimyager Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’ydu. Sohbet, şifa ve kimya ile başladı, insanın manasına ve psikolojisine uzanan bir yolculuk haline geldi. Saraçoğlu, insanı sadece et ve kemikten ibaret gören modern tıbba karşı bütüncül bir şifa arayışı olması gerektiğini, ilim ve bilim ayrımından yola çıkarak Kuran-ı Kerim rehberliğinde tüm detayları ile anlattı.
IBRAHIM SARACOGLU-ZEYNEP BAYRAMOGLU
‘Şifa bulmak’ nedir?
Şifa üzerine konuşabilmek için, iki şeye dikkat etmek lazım. Bunlardan birincisi, insanı tanımak. İnsan dediğimiz varlığın bir manası, bir de zahir yapısı vardır. Zahir yapısı derken fiziğinden, biyolojisinden, kimyasından bahsediyoruz. İki metrelik bir çukura sığar insan. Saçtan, kemikten, etten, kandan oluşan bir yapıya sahiptir. İnsanın zahir yapısını ultrasonla, dopplerle, sonografi ile, MR ile incelersiniz. Yani insanın içini, midesini, kalbini, bağırsaklarını, dalağını görürsünüz. Bu organları bu aletlerle inceledikten sonra rahatsızlığa karşı zahirde, kimya ve farmakoloji ile şifa arayışına gidilir. Günümüzdeki tedavilerle hastalık ortadan kalkmıyor. Siz iltihaplı eklem romatizması hastası iseniz kortizon verirler, metotreksata verirler ki, kanser tedavisinde de kullanılan bir ilaçtır. Ve şöyle derler; bu ilacı ömür boyu kullanacaksın! Oysa bunlar sadece hastalığın şikâyetlerini ortadan kaldırır. Mesela yüksek tansiyon hastasısınız, her gün düzenli ilaç kullanıyorsunuz, hastalığınız tedavi mi oluyor zannediyorsunuz? Günümüzde semptomatik tedavi yapılıyor sadece.
Babam tansiyon hastası ve nerdeyse 35 yaşından beri ilaç kullanıyor.
Tedavi yok işte. Tedaviden ne anlar vatandaş, ben şu ilacı şu kadar kullandım şifa buldum, tedavi budur, hastalığın ortadan kalkması, oysa günümüzde semptomatik tedavi yapılıyor. Alzheimer’ı, parkinson’u, romatizmayı, yüksek tansiyonu, şekeri tedavi edebiliyorlar mı?
O zaman gerçekten şifa bulmuyoruz!
Tabii. Siz bu ilaçları uzun müddet kullandığınız zaman da organ rahatsızlıkları ortaya çıkıyor. Mesela kortizon derinizi inceltir, böbrek fonksiyonlarınızı bozar, karaciğerinizi yağlandırır ve şeker hastalığını tetikler. Bu nasıl tedavidir? Dolayısıyla tedavi yani şifa bulma, bu işin bir kısmı. Bilimle baktığınız zaman fizik, kimya, biyoloji, tıp ile teşhis koyarsınız. Teşhis koyar tedaviye geçersiniz, teşhis olmadan tedavi olmaz. Şimdi hastalığı ortadan kaldırıcı bir şey yok. Hâlâ manaya geçmedik bakın! Bilim dediğimiz şey ile ilim dediğimiz şey arasında çok büyük fark vardır. İkisi farklı şeydir. Peki, ilim nedir? Allah’ın 99 esmasını biliyoruz. Biri ‘Musavvir’. Ali İmran 6’ncı ayet der ki “Sizi ana rahminde istediği gibi şekillendiren O’dur.” Demek ki Allah bir tasarlayıcı. Zahiri bilimler fizik, kimya, biyoloji. İlim dediğimiz şey ise hem manaya hem zahire girer. Çınar yaprağı bir nimettir. O da Allah’ın bir ayetidir. Çınar yaprağı ne işe yarar? Bu nimetin içinde bir hikmet vardır. Yüce Allah “Biz hiçbir şeyi nafile yaratmadık. Böyle bir niyetimiz olsaydı bunu kendi katımızda yapardık” diyor. Bu nimetin içindeki hikmeti bizim arayıp bulmamız lazım. Neyle? Beş duyu organı ile. Yani insanın aklını ve beş duyu organını kullanarak incelediği ve bilgi sahibi olduğu alana bilim diyoruz.
İlimden yola çıkıp bilime gidiyoruz.
Nimetin içindeki hikmeti bulmak lazım. Allah bir şeyler programlamış onda. Çınarın öyle bir yapısı var ki, Allah ona sen bunları bunları üreteceksin diyor. Biz yaratılmışların içindeki ilmi, bilimle anlamaya çalışırız. Şunu da söylemek lazım. Ben horlanmışların, aşağılanmışların haklarını kazanmaya, onları sahip oldukları yere taşımaya çalışıyorum yıllardır. Ne diyorlar? Bunlar çerçöp, koca karı ilacı diyorlar. Ne mücadeleler verdim. Bana ‘şarlatan’ dediler.Vardığım sonuç şu; modern bilim fetişizmi yaşıyoruz biz!
Şunu unutmayın; bilim bugünün doğrusunu söyler size, yarın bir başkası çıkar onu değiştirir ve o teoriyi külliyen yıkar.Kadim doğruyu söylemez yani.
Bilim bugünün doğrusudur. Değişmeyen, ilimdir. Her devirde geçerlidir. Allah’ın sünneti değişti mi? Peygamber Efendimize diyor ki “Ya Muhammed senin dinin İbrahim’in dinidir, o hiçbir zaman değişmedi.” Yaratıcıda ne tebdila ne tahvila var. Allah diyor ki “İçinizde öyle insanlar vardır ki ilim sahibi olmadan benimle mücadeleye kalkarlar.”
“Hiçbir dert yoktur ki biz çaresini vermemiş olalım”, araştır bul diyor yani. Olaya bilimle de yaklaşacaksınız, ilimle de yaklaşacaksınız. Siz şimdi biliminizle buna ot derseniz, onu aşağılarsanız, küçültürseniz, o bitki size sırrını vermez, kendini açmaz, mümkün değil. Siz ancak dostunuzla sohbet edebilirsiniz, düşmanınıza güvenip onunla bir şey paylaşmazsınız. Demek ki sevgi esastır. Yaratanın yarattıklarının tamamına hürmetli olacaksınız. Allah’ın emirlerine hürmetli, yarattıklarına da merhametli olacaksınız. Merhametle hürmet bir araya geldiğinde muhabbet olur. Eğer o bitkiye muhabbetiniz yoksa ondan bir şey alamazsınız.Bitkiler size sırlarını veriyorlar mı?
Giriyoruz laboratuvara çalışıyoruz. Bilimimizle çalışıyoruz, görüyoruz bir şeyler, onun içindeki ilmi anlamaya çalışıyoruz. O hiçbir zaman değişmedi çünkü. Mesela yüzyıllardır aynı aslanpençesi, değişti mi? Değişmedi.

Alternatif tıp diyorlar, sizin yaptığınız için de bu tanımlama kullanılıyor. Tıbbın alternatifi olur mu?
Olmaz. Fitoterapi diye bir şey var. İsviçre, Almanya, Avustralya, Hollanda, İskandinav ülkelerinde modern tıpla bitkisel tedavi iç içedir. Bizde ise kesin olarak ayırırlar ve o safsatadır derler. Bakın insanın ilk imtihanı bitkiyle oldu. Bir de bitkilere hakaret ediyorlar.

_MG_6127
Bizim doktorlarımız sadece semptomlar üzerinde çalışıyorlar, bitkiyi ilacı bilmiyorlar öyle mi?
Evet, aynen öyle. Bitkiyi tanımazlar. Bu konuda ne ilim sahibidirler ne de bilim.
Allah korusun yakınınızda birinin ciddi bir hastalığı olsa siz ne önerirsiniz?
Güzel bir soru. Teşhisi koyacak olan mutlak surette bir tıp doktorudur. Ben kimyagerim, teşhis koyamam. Dolayısıyla doktorun verdiği ilaçları da kullanacaklar. Bizim önerdiklerimiz destekleyicidir, önleyicidir. Özellikle kronik hastalıklarda çok başarılıyız biz. Açık ve net söylüyorum. Hadi kadınlardaki polikistik overi çözün! Bilim bunu çözemez. Ama ilimle çözersiniz. İlim dediğimiz şey ne biliyor musunuz? Yaratıcının yarattığı soğan! Bu nimetin içinde bir hikmet var ve polikistik overi yok ediyor. Bakın ben bir kişiden bahsetmiyorum, yüz binlerce bayandan bahsediyorum. Erken menopoz şikâyetlerinde, polikistik overde beş santimi geçmemiş miyomların ve çikolata kistinin ortadan kaldırılmasında soğan kürü etkili. Her iki kadından birinin memesinde fibrokist vardır. Reglden beş-altı gün önce hassasiyet, sertlik ve ağrı yapar. Hadi çözün bunu! Doktor der ki bir ultrasonla bakalım, hele kalsifikasyonlar başlamışsa kötüye dönme riski de var, altı ayda bir kontrole geleceksin der. Hayda… Aldı mı şimdi bir korku, endişe, tasa? Bakın işin manasına geliyoruz. Bu sefer psikolojiniz de bozuldu mu? Dolayısıyla siz insana bir bütün olarak bakacaksınız. Kardiyolog var, nefrolog var, jinekolog var. Biri bir şey veriyor ötekinin işi bozuluyor. İnsan bir bütündür, sistemik olarak bakacaksınız. Yüksek tansiyon hastalarına hidroklorotiyazid veriyorlar, yani yüksek üretik. Bakın bu yağ ve glikoz metabolizmasını bozuyor ve azotemi yapıyor yani üreyi yükseltiyor. Washington Üniversitesi’nden Prof. Dr. William Elliott farmakoloji ve iç hastalıkların başındaki bir akademisyen. 22 farklı klinik deney ile 143 bin hastayı incelemişler. Bu 143 bin hasta yüksek tansiyon hastası ve non diyabet. Yani şeker hastası değil. Bu hastalara üretik idrar söktürücü verildikten sonra önemli bir oranın şeker hastalığına yakalandığı tespit edildi. Yunus suresi 100’üncü ayette “Biz aklını kullanmayanların üzerine pislik atarız” diyor. Sen okuduğun makaleyi neden hemen kabul ediyorsun? Yok, ünlü Alman bilmem kim, İngiliz bilmem kim, ne malum, ilaç firmalarının adamları belki onlar. 2010 yılında Independent gazetesinde Glasco Smith Kline ile ilgili bir haber çıktı. Şirket 23 bilim adamına diyabet hastalarının kullandığı Avandia diye bir ilaca ruhsat alabilmek için rüşvet vermiş. Romatizma hastalığı için Vioxx diye bir ilaç çıkardılar, 10 binlerce insan öldü, ilacı piyasadan çektiler. Hani klinik deneyler yapmıştınız? Demek ki bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Peki ya psikoloji?
Günümüz insanlarında anksiyete, endişe, tasa, panik atak, gelecek korkusu, stres, moral bozukluğu var. Bakara suresi 155 ve 156’ncı ayetlerde Allah diyor ki: “And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, malınızdan canınızdan eksilterek imtihan ederiz.” Demek ki bir yükle geliyorsun bu dünyaya. Bunu söylüyor Allah. O diyor ki ayetin devamında, “O sabredenler başlarına bir sıkıntı geldiği zaman; biz Allah’a aitiz ve O’na döndürüleceğiz” der. Bakın Nahl suresi 9’uncu ayette Allah der ki “Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.” Eğer müminseniz haksızlığa uğramaktan, adaletsizliğe uğramaktan asla çekinmeyin diyor. Benim sahibim Allah! Allah vaadinden döner mi? O zaman ben neyin endişesini, neyin tasasını çekeceğim? Ben sıkıntılarımı dertlerimi imanıma yüklemişim. Yarın başıma ne gelecek bilmiyorum ki. Korku ile endişe ile tasa ile hayat mı geçermiş? Şifa dediğimiz şey bu! Ali İmran suresi 139 Hendek Savaşı için gelen bir ayettir; “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız mutlaka siz en üstünsünüz” der. Yola ihlasla çıktıysan neden çekinirsin?Bütün psikiyatrları işinden ettiniz şu an.
Neden bu korku? Allah var. Huzurlu olmak istiyorsanız huzurda olduğunuzu bir an dahi unutmayacaksınız. Huzurlu insan huzurda olduğunu bilmek zorunda. Dolayısıyla şifa dediğimiz şey insanın manasında saklıdır. Aşk dediğimiz bir olay var. Kadının kara kaşına kara gözüne âşık olmuşsun, bu surettir, cemaldir. Hadi öldü diyelim. Yanında tutabiliyor musun sevdiğini? Hayır, doğru çukura gönderiyorsun. Ama siretteki aşk, Allah aşkı asla yok olmaz. Bu farklılıkları görebilirseniz, yaşama böyle bakarsanız siz kurtuluşa erenlerdensiniz. Hürriyetinizi elinize almışsınız, artık hiçbir şey size işlemez. Burada insanın manası önemli bir faktördür, mana ile zahir yapısını ayırt etmeniz lazım. 2014 Türkiye için iyiler ile kötülerin harman olduğu karmakarışık bir yumaktı. 2015’te biraz sancılı da olsa bu ayrışmayla başladı. 2016 iyilerin ve iyiliklerin zafer yılı olacaktır.

İnşallah.

Evelallah! Dolayısıyla insan psikolojisi kadar önemli hiçbir şey olmaz. Mesela bazı insanlar ani haber aldığında tuvalete koşar. Çünkü sinir sistemi ile sindirim sistemi ikiz kardeş gibidir. İnsanın bağırsağına ikinci beyin derler. Neden biliyor musunuz? Çünkü en çok sinir hücresi öncelikle beyinde, ikinci olarak da bağırsakta bulunur. Çin atasözü der ki “Bağırsakları sağlıklı çalışan toplumun doktorları aç kalır.”Bir röportajınızda “Türkler beslenme kültürlerini tarihe gömdüler” diyorsunuz. Neydi beslenme kültürümüz, ne oldu?
Lokantanın yerini restoranlar ve fastfoodlar aldı. Osmanlı mutfağı oldukça zengindir. Bakın, insan balık gibidir, kafasını sudan çıkarttığında farklı bir dünya olduğunu keşfeder. Yaşadığımız ortamın bize sunduğu nimetler vardır. Çukurova bölgesinde patlıcan çok tüketilir. Patlıcan alerjendir, bunu tüketen Çukurova insanı üzerine buz gibi karpuzunu yer. Patlıcanda 11 tane alerjen, karpuzda ise 14 tane antialerjen etkin madde vardır. Patlıcanın bulunduğu ortamda karpuz yetişiyor, birbirlerini nötrlüyorlar. Buna biz doğal denge diyoruz. Onun için Allah ne diyor “Dengeyi bozmayın.” Ama insan dengeyi bozuyor. Bir bakıyorsun adam patlıcan yemeğinin üzerine ananas, kivi, papaya yiyor. Ne oldu şimdi? Mango, papaya, kivi, ananas… Bunlar tropik bölgelerin meyvesidir, namütenahi alerjendir. Bizim genetik yapımız bu meyveleri tüketmeye uygun değildir. Her bölgenin insanının genetik yapısı, bölgenin sebzesi, meyvesi, baharatı ve tahılına göredir. Beslenme genetik yapıyı kurar. Siz şimdi kebap yiyen adama meyve diye ananas yedirdiniz. Patlıcan alerjen, bir alerjen de ananastan geldi. Elbette bu adam hastalanır. Bakın beslenme kültürümüz nasıl değişiyor. Bazı insanlara derler ki, memleketine git de bir memleket havası al. Genetik yapısının kurulduğu bölgenin sebzesini, meyvesini, suyunu, tahılını, baharatını tükettiği zaman sapmış olan metabolizma doğru çalışmaya başlıyor ve insan şifa buluyor. Hem mana olarak hem de fiziksel olarak.Çağın hastalığı kanser için ne dersiniz? Var mı bir korunma yolu?
50’li yıllarda dünyada ölüm sebebi olarak kanser 5’inci sıradaydı, şimdi 2’nci sırada ve 1’e yerleşmek üzere. Şimdi ise 1’inci sırada kardiyovasküler rahatsızlıklar, 2’nci sırada kanser, 3’üncü sırada enfeksiyonel hastalıklar, 4’üncü sırada ise ilaçların yan tesirleri var. Bunu ben değil, World Heath Organization diyor. Bugün kanserin bir numaralı nedeni hormon dengesizliğidir. Kadınlar tüp bebek merkezlerine gidiyorlar ve 15 gün ilaç yükleniyorlar. Neden? Yumurta toplanacak. Kadın seviniyor, “Hocam benim 35 yumurtam toplandı” diyor. Oysa 35 ay yaşlandırdılar onu. Eskiden bu tüp bebek merkezleri yoktu, kadının doğurganlığında da bir problem yoktu. Nereden çıktı bu merkezler? Bizde Anadolu’nun eli öpülesi nineleri var. Kadında miyom mu var, rahimde terslik mi mevcut, bu nineler öyle masaj yapardı ki, üç ay sonra kadın hamile kalırdı. Kadınların aptominal bölgelerine masaj yapmaktan parmakları yamulurdu bu kadınların. Efendim bunun bilimsel bir tarafı yok! E sen ilim sahibi değilsin ki anlayasın! Osmanlının tellakları vardı hamamlarda. Ne boyun fıtığı bırakırlardı ne bel fıtığı bırakırlardı. Nerede bu ilim sahipleri? Enbiya suresi 13’üncü ayette Allah şöyle buyuruyor: “Koşup kaçmayın, size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün! Çünkü siz sorguya çekileceksiniz!” Anadolu boşaldı. Ne diyor Allah? Sizi bu nimetlerden hesaba çekeceğim, dönün diyor. Bakara 205’inci ayette der ki; “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için çalışırlar.” Sen tohumu değiştirdin mi? Bizde GDO yok diyorlar. Geçin onu. Hibrit tohum yok mu? Kısır tohumlar bunlar, ekersin domatesi domates çıkar ama onun tohumunu ektiğinde hiçbir şey çıkmaz. Ben bunlara ebder tohum diyorum. Kısır tohum üretirseniz siz de kısır olursunuz. Hibrit domateslerin beta sitosterol oranları yüksektir. Laboratuvara girin ve doğal domatesle karşılaştırın. Bu domateslerde vitamin, mineral eksiktir, yükselmemesi gereken beta sitositerol yüksektir. Peki, bu neye sebep olur? Yumurtayı küçültür ve gelişmesini engeller, sperm sayısını düşürür. Yani nesli yok eder.Obezite ciddi bir problem artık. Buna karşı mide küçültme ameliyatları yapılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu ile ilgili?
Ben tıp doktoru değilim. Zayıflamak mı istiyorsunuz? Az yiyeceksiniz. Şimdi çocuklarda obezite görülüyor. Nereden çıktı bunlar derseniz, gıdaların içinde katkılar var ve herkeste aynı etkiyi yapmıyor.

Cumhurbaşkanlığı’nda başdanışmansınız. Nasıl projeler yapıyorsunuz?
Sağlık, Orman ve Tarım Bakanlığı ile yürüttüğümüz çok iyi projelerimiz var. Yetkililerle bir araya geliyoruz. Türkiye’nin tarım politikasına katkıda bulunabilmek için fikirler öneriyoruz. İnsanın atasına, büyüğüne saygısı yoksa o toplumun geleceği yoktur. Şehirlerin içindeki huzurevlerine ve apartmanlara bakın. Yaşlı insanlar tıkılmışlar oralara. Kimse anasını babasını yanında istemiyor. Anadolu’da muhteşem köyler var. TOKİ nasıl inşaat yapıyorsa, gidilsin o köy evleri restore edilsin. Gönderin yaşlıları oraya, bir tane de sağlık merkezi olsun. Yaşlılarımız orada yaşasın.

Çok hoş bir proje bu.
İşte bunları anlatıyoruz. Atalarımızı korumak zorundayız.

Teşekkür ederim.
Rica ederim.

http://www.lacivertdergi.com/dosya/2016/01/04/sifa-insanin-manasinda-sakli