Arşiv 2019

Makedonya’nın Pozisyonu ve Yunanistan’la İsim Gerginliği – Kriter Temmuz-Ağustos 2019 / Yıl 4, Sayı 37

Yirmili yaşlarında tahta çıkıp on üç yıllık hükümdarlığında Makedonya’dan Hindistan’a milyonlarca kilometrekarelik topraklarda hüküm süren Büyük İskender dünyanın ilk fatihlerinden biri kabul ediliyor. Makedonya Cumhuriyeti ise tarihin bu en büyük imparatorunu atası olarak sahipleniyor, daha doğrusu sahipleniyordu. Antik Yunan’da birliği sağlayan ve Pers imparatorluğunu yıkan Büyük İskender’in Makedonya Cumhuriyeti’nden izleri siliniyor artık. Yunanistan’ın isim değiştirme baskısına boyun eğen Makedonya Cumhuriyeti uluslararası dünyada Kuzey Makedonya olarak anılıyor. Tarihte Makedonya olarak bilinen toprakların bugün sadece yüzde 19’unun Makedonya Cumhuriyeti’nde olduğunu, diğer kısımların Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluk’ta yer aldığını da ekleyelim.

Geçmişin silinmesi beraberinde yeni bir tarih yazımı gerektiriyor elbette. Tarihi Taş Köprü’nün hemen yanında açılan ve içinde Büyük İskender’e dair hiçbir şey olmayan Makedonya Milli Mücadele Müzesi’nde yeni bir ulus devlet oluşturmak için üretilen tarihi görebiliyorsunuz. Bu müze isim değişikliğinden önce kurulmuş. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu müze Sultan Abdülhamid ve sözde Osmanlı zulmüyle başlıyor. Müzeye gelen ziyaretçilerin büyük kısmı ise öğrencilerden oluşuyor.

Yunanistan Baskısı

İki ülke arasında Haziran 2018’de yapılan Prespa Anlaşması’na (Prespa, Güney Makedonya’da Yunanistan ve Kuzey Makedonya’nın paylaştığı bir göl) göre Makedonya’nın ismi “Kuzey Makedonya” olarak değişti. Kriz Makedonya’nın Yugoslavya’dan ayrılmasıyla başladı. Yunanistan’ın kuzey bölgesinin adının Makedonya olması nedeniyle ileride bir toprak talebine yol açabileceği endişesi taşıyan Yunanlılar yirmi yedi yıllık dönemde taleplerinden hiç vazgeçmedi. 1992’de Selanik’te düzenlenen “Makedonya Yunandır” tezine karşılık “Makedonya Makedonyalılarındır” tezi savunulmuş ve 2011’de Üsküp meydanına Büyük İskender ve babası Philip’in heykelleri dikilmişti. Kara ülkesi olan Makedonya’ya Selanik Limanı kapatılarak büyük ekonomik ambargo uygulanmıştı. Makedonya’nın Avrupa Birliği (AB) ve NATO’ya üye olma girişimleri her seferinde Yunanistan tarafından engellenmişti. Yunanistan’ın taleplerine göre “Makedon azınlığı” ibareleri çıkartılacak, Makedonya vatandaşları salt “Makedon” değil “Kuzey Makedonya vatandaşları” olarak tanımlanacak, Makedon dilinin “Slav dilleri ailesi”ne ait olduğu ve Helence konuşan Antik Makedonya ile ilgisinin olmadığına atıfta bulunulacaktı. O dönem cumhurbaşkanı olan İvanov ulusa sesleniş konuşmasında “Bu zararlı metni ne desteklerim ne de imzalarım” demiş ve anlaşmayı şeffaf olmamakla eleştirmişti. Anlaşmayla ilgili yapılan toplantıyı öfkeyle terk eden İvanov’un açıklamalarıyla birlikte Üsküp sokakları da hareketlenmişti.

Aynı zamanlarda Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski başbakanlığı döneminde yaklaşık 600 bin avro değerindeki lüks otomobilin yasa dışı satın alınması iddiasıyla iki yıl hapis cezası aldı. Ülkeden kaçarak Macaristan’a sığınan Gruevski’nin iltica talebi kabul edildi. Başbakan, Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği (SDSM) öncülüğündeki yeni hükümetin siyasi zulmü nedeniyle iltica talebinde bulunduğunu ve bu hükümetin demokratik olmayan adım ve yöntemlerle Makedonya’daki savcılık ve yargı sistemini istismar ederek özgürlüğünü elinden almak istediğini söyledi. Makedonya hükümeti AB ve NATO üyesi olan Macaristan’dan “Uluslararası hukuka saygılı ve şartsız şekilde Gruevski’nin aldığı cezayı çekmesi için iadesini beklemektedir” ifadeleriyle Gruevski’yi talep etti. Macaristan ise bu talebe olumsuz cevap verdi. Üsküp’te konuştuğum bazı isimler sürecin Türkiye’deki Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’yle paralel başladığını, Makedonya’da renkli devrim yaşandığını ve başbakanın yolsuzlukla suçlanmasının Türkiye’deki 17-25 Aralık sürecine çok benzediğini belirttiler.

Çipras’ın Hatası

Yirmi yedi yıllık isim ihtilafını sonlandıran Prespa Anlaşması’nın Yunan Parlamentosunda kabulüyle ülkeye hem NATO hem de AB yolu açılmış oldu. Atina’nın ülkenin NATO üyeliğine koyduğu rezervi kaldırdığına dair resmi bildiri iletildikten sonra ittifak protokolü parlamentoların onayına sunulacak. 13 Şubat’ta yürürlüğe giren anlaşmayla Makedonya Cumhuriyeti’nde bugüne dek kullanılan ve “Antik Yunan medeniyeti, Büyük İskender ve Yunan tarihine göndermeler yapan isim, lehva, bayrak ve amblemler” altı ay içinde değiştirilecek. Önümüzdeki beş yıl içinde de devlet daireleri levhaları, kimlik, pasaport ve her türlü resmi yazışma ve belge, logo ve anketlere “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” adı işlenecek.

Yunan muhalefeti dört yıldan bu yana iktidar olan Aleksis Çipras’ın anlaşmayı kabul etmesiyle tarihi bir hata yaptığını söyleyerek Çipras’ı vatan haini olmakla suçluyor. Anlaşmanın halkın yüzde 60’ı tarafından olumsuz karşılandığını da belirtmek gerekir. Gelecek seçimlerde Çipras’ı zorlayacağı düşünülen YDP lideri Miçotakis şimdiden iktidara gelmesi durumunda anlaşmanın olumsuz yönlerini gidermeye çalışacağını ve Kuzey Makedonya’nın AB üyeliğini veto etme hakkını saklı tutacağını belirtiyor.

Gruevski ile ilgili yolsuzluk iddiaları ve yurt dışına kaçması sağ siyasetin yaralanmasına neden olmuştu. Seçimi kazanmış olmasına rağmen Arnavut partisi BDI üzerinden hükümetin kurulması da engellenmişti. Aynı dönemlerde görev süresi biten sağ kökenli cumhurbaşkanının da görevden ayrılmasıyla hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı sosyal demokratların eline geçmişti. Mayıs başında sandıktan zaferle çıkmış çiçeği burnunda sosyal demokrat cumhurbaşkanı adayı Stevo Pendarovski ise aslında bir akademisyen.

Kuzey Makedonya’da cumhurbaşkanı ve başbakanı halk seçiyor. Geçtiğimiz yıllarda iki makam arasında yetki çatışmaları yaşanmış ancak şu anda iki makamın da sosyal demokrat olması nedeniyle artık bu çatışmaların azalacağı iddia ediliyor. Yeni cumhurbaşkanı hızlı bir şekilde Kuzey Makedonya’yı hem NATO hem de AB’ye üye yapmak istiyor ve bunun için çalışmalar yapıyor.

Aralık 2014’te Rusya Karadeniz’den geçerek Bulgaristan üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştıracağı Güney Akım projesine son verdiğini açıklamış, sürpriz bir kararla Türkiye ile TürkAkım projesini başlatacaklarını duyurmuştu. Dönemin başbakanı Gruevski ise TürkAkım’a dahil olmaya hazır olduklarını açıkladı. Brüksel ile Moskova anlaşırsa Makedonya’nın bu projede yer almak istediğini belirtti. Mayıs 2015’te Kumanova şehrinde bir terör saldırısı düzenlendi. Saldırıda 8 emniyet mensubu hayatını kaybetti, 14 silahlı saldırgan öldürüldü. BM genel sekreterliği “bu hassas dönem”de tüm taraflara itidal çağrısı yaptı. Uluslararası güvenlik uzmanları Makedonya’nın TürkAkım’a katılacağı açıklaması sonrası etnik olarak oldukça zengin olan ülkenin hareketlenmesinin tesadüf olmadığı yorumlarını yaptılar. Saldırı iki bakanın istifasıyla sonuçlandı.

Türk Nüfusu

Yeni dönemle birlikte Almanya ve Avusturya’nın Avrupa’daki enerji tekelini kırabilecek TürkAkım’ı Balkanlar üzerinden İtalya’ya ulaştırma fikri Avrupa’nın AB rüşvetiyle rafa kalkmış görünüyor. Almanya kendi hatlarını bypass edecek bu projeye şiddetle karşı. İşin ilginç tarafı bütün bu süreç açık açık konuşulduğu halde halkın tavrını AB’den yana koyması. Dünyada hemen her coğrafya üzerinde nüfuz mücadelesi veren ABD ve Rusya için Avrupa büyük bir pazar. TürkAkım projesine karşı çıktığını yineleyen ABD 510 milyon nüfuslu Avrupa Kıtası’na özellikle sıvılaştırılmış gaz (LNG) satışını arttırmak istiyor. NATO ve AB üyeliğini tercih eden Makedonya’nın uzun vadede enerji politikalarını nasıl düzenleyeceği merak konusu.

Makedonya ile ilgili önemli bir diğer konu kurucu unsur sayılan Türklerdir. Makedonlar ve Arnavutlar ile beraber asli topluluk kabul edilen Türklerin nüfusu resmi olarak yüzde 3,87. Ama uzun yıllardır ülkede nüfus sayımı yapılmadığını da belirtelim. Üç farklı Türk partisi var. Her hükümette Dış Yatırımlar Bakanlığını alan bir Türk oluyor ama bu bakanlığın bir bütçesi yok. Yakın zamanda yapılan cumhurbaşkanı seçimleri Türklerin varlıklarını göstermesi için önemliydi. Boşnak, Rom ve Torbeşler Türk adayla birlikte seçime gitmeyi kabul ettikleri halde Türk partileri bu birlikteliğe katılmayı reddettiler. Üç parti bir araya gelebilse sonuç belirleyici olabilir ve yapılacak siyasi pazarlıklar sonucu hükümette gerçekten yetki sahibi bakanlıklar alınabilirdi ama maalesef bir araya gelemediler.

https://kriterdergi.com/yazar/zeynep-bayramoglu/makedonyanin-pozisyonu-ve-yunanistanla-isim-gerginligi

Seküler Terör Örgütlerinde Şiddet ve Kadın İmgesi – Star Açık Görüş 30.03.2019

Jacques Louise David’in 1799 yılında yaptığı ve şu an Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenen “Sabine Kadınlarının Araya Girmesi” adlı tablo, savaşta kadının durumunu göstermesi açısından oldukça çarpıcı bir eserdir. Hikayesi Antik Roma’nın kuruluş mitine dayanır. Roma’nın kurucuları Romos ve Romulus tarafından alıkonan Sabine Kadınları, onları geri almak için gelen babaları, kardeşleri ve eski eşlerine karşı Romalı erkeklerden olan çocuk-ları ile direnirler. Savaş meydanında yere attıkları ve mızraklara uzattıkları bebekleri ile kadınlar saldırıyı durdurmayı ve Roma’nın fethini engelleme-yi başarırlar.

Picasso da kült eseri Guernica’da savaşın acısını kadınlar üzerinden anlatır. Tablo dünyanın en önemli savaş tablolarından biri kabul edilmiştir. Savaşın getirdiği yıkım ve acıyı siyah ve gri renklerle anlatan Picasso, yaptığı eserle yıllar sonra bile savaş ba-ronlarını rahatsız etmişti. Irak’a müdaha-le kararını açıklamak üzere Birleşmiş Milletlerde konuşma yapmak isteyen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ekibi, Guernica’nın repro-düksiyonu önünde bu işgal açıklamasını yapmayı uygun görme-miş, eser mavi bir perde ile kapatılmıştı.

İntihar bombacısı kadınlar

Savaşta mağdur olan kadınlar, zayıf kadınlar, bir savaş silahı olarak tecavüze uğrayan kadınlar. Bütün bunlar geleneksel akla uygun olarak kadının zayıf/günahkar/kurban olduğundan yola çıkılarak üretilmiş roller olarak karşımıza çıkıyor. Ama savaş öze-linde kadın imgesinde artık keskin bir dönüşüm olduğunu görmek mümkün. Son yıllarda kadın imgesinin özellikle seküler terör örgütleri tarafından tersine bir kullanımı olduğunu söyle-yebiliriz.

Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık kırk yıldır ayrılıkçı terör örgütü PKK ve uzantıları ile mücadele ediyor. Marksist bir yapısı olan örgüt, ilk ses getiren eylemini 15 Ağustos 1984’te gerçekleştir-di. Örgütün ilk intihar saldırısı ise 30 Haziran 1996 yılında gerçekleştirildi. Eylemi gerçekleştiren 1972 Malatya doğumlu “Zilan” kod adlı Zeynep Kınacı’ydı. İntihar eylemleri ekimde Sivas’ta, kasımda Diyarbakır’da devam etti. Üç olayın da faili birer kadındı.

Terör örgütlerinin varlıklarını sürdürebilmelerinin yegane yolu militanlarını birarada tutmaktır. Bunun için iki şeye ihtiyaç duyarlar, inanç ve pa-ra. İnanç tesisi için kurumsallaşırlar. Bir hikayeye ihtiyaç vardır, sonrasında o hikayeyi besleyecek bir kütüphane ve disiplin gerekir. Örgütlerin zaman içinde kendi kütüphanelerini oluşturduklarını ve eleman devşirme için potansiyel elemanlarını bu kütüphane ile doktrine ettiklerini görürüz. PKK terör örgütünün eleman devşirme çalışmalarında kadınlara özel başlık ve içerik oluşturduğu görülmektedir. PKK’nın iddiası kadını özgürleştirmektir.

PKK’nın jineoloji literatürü

Kadın bedeninin denetimi ataerkil sistemin yeniden üretiminde kritik bir noktadadır. Genç kızlar küçük yaşlardan itibaren erkekle-rin denetiminde tutulur. Kadının namusunu koruma görevi evlenene kadar babasına ve erkek kardeşlerine, gerekirse amcasına ve oğullarına, evlendikten sonra koca-sına geçer. Bölgede yapılan görüşmeler namus olgusunun kadın bedeninin denetimini meşrulaştırmakta olduğunu göstermektedir. Bu olguyu içselleşti-renler sadece erkekler değil aynı zamanda kadınlardır. Bölge-deki kadınlar, namus cinayetlerini onaylamasalar bile namusun korunması gerektiği konusunda hemfikirdir. Namus kavramının uygulamada kadını denetim altında tutmak için kullanılması ve bölgedeki kadının sosyo-ekonomik durumunun kadın aleyhinde olması, PKK’nın özgürlük propagandası yapmasını kolaylaştırır.

Çok çocuklu ailelerdeki kız çocuğuna olan ilgisizlik/değersizleştirme, namus kavramının denetimci baskısı, cinsel istismar olay-larında kadının korumasız bırakılması gibi sorunlar karşısında, kadına/kız çocuğuna bir can simidi olmayı vaat eden PKK propa-gandası ve oluşturulan Jineoloji literatürü, örgütün kadın yapılanmasını yıllar içinde güçlendirmiştir. Unutulmaması gereken nokta ise kadınların/kız çocuklarının dağa çıkma nedenle-rinin çok çeşitli ve büyükşehirlerdeki katım sebepleri ile kırsaldaki katı-lım sebeplerinin farklı olduğudur. Ama propaganda ortaktır: Kadını özgürleştir-mek.

Jin, Jan, Azadi (kadın, yaşam, özgürlük) sloganları ile başlayan bu propaganda ile kadınlar, yerel kıyafetleri içinde “Kürt kültürü-nün taşıyıcıla-rı”, cezaevleri önünde “hak arayan kahramanlar”, askeri giysilerle de “kurtuluşun simgesi” olarak konumlandırılır-lar.

Öcalan’ın “Cinsin kurtuluşu, ulusun ve sınıfın kurtuluşundan daha değerlidir” sözleri ile başlayan jineoloji literatürü ile kadın ör-gütlenmesine ağırlık veren terör örgütünün farklı isimler altında aynı ülkü ile hareket ettiği toplam 38 örgütten 18’i sadece kadın-lardan oluşmaktadır. Geri kalan örgütlerin kadın ve erkeklerden oluştuğu düşünüldüğünde PKK’nın “kadın kuvvetlerine” ne kadar önem verdiği daha net anlaşılabilir.

Örgüte katılan kadınlar gerçekten özgürleşiyor mu sorusunun cevabı ise üretilen edebiyatın önüne geçememektedir. Örgüt sem-patizanı olan kadın-ların yazıları incelendiğinde temel bir şikayet gündeme gelmekte. “Kürt kadını sadece devletle ve egemen sınıfla değil, aynı zamanda aynı mevzide bulunduğu aynı ideolojik politik oluşum içinde olduğu yoldaş erkeklerle de savaşıyor-lar.” Elbette bu şikayet şehirde fikir gerillalığı yapan kadınlara ait. Sahada ise çok daha vahim itiraflarla karşılaşıyoruz. Özgür-leşmek isteği ile dağa giden kadın hem suça bulaşması hem de dağda yaşadığı şiddet nedeniyle geri dönememekte. Tecavüz ve tacizin örgüt içinde kadını hizaya getirmek için bir yöntem olarak kullanıldığı sağ kurtulanların ifadelerinde belirtiliyor. Kurtul-ma umudu olmayanların intihar ettiği, hamile kalanların infaz edildiği de bir gerçek. Bu kadınlardan yaşarlarken istedikleri verimi alamayan örgüt, ölülerinden faydalanıyor. Hem örgüt içindeki kadınlara gözdağı vermek hem de aileleri devlete karşı öfkeye boğmak için, güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü anlatılıyor.

Ya infaz ya intihar

Bütün bunların ışığında başta söylediğim cümleyi yanlışlamak istiyorum. Mağdur ve güçsüz kadın imgesinin seküler terör örgüt-leri tarafından de-ğiştirdiğini söylemiştim. Evet, terör kadına güç/silah veriyor, ama mağduriyetini belki de salt kurban olduğu günlerden daha fazla arttırıyor. Ağlayan kadın değil, eli silahlı kadın daha kullanışlı bir malzeme haline geliyor. Bu malzemenin kullanımının bu kadar popüler olmasının sebebi hiç kuşku-suz kumaşın sağlamlığı. Örgütün kadına bu kadar özel çalışmasının nedeni ise kuşkusuz evdeki dönüştürücü güç olmasından kaynaklı. Dağa çıkmak için doktrine edilen gencin önünde kapıyı açan anne ile kapıyı kapatan anne arasındaki etki farkını onlar da biliyorlar. Belki de bu nedenle tarihle-rindeki en büyük şaşkınlığı “Bize çocuklarımızı geri verin” diyen yürekli anneler ile yaşadılar.

Yıllar süren terörle mücadelemiz bize şunu gösterdi; ne tek başına siyasi söylem, ne tek başına güvenlik politikaları, ne tek başı-na sosyal proje-ler… Terörle mücadele etmenin yolu bunların hepsini birlikte ve koordineli yapmaktan geçiyor ve her şeyden önemlisi insana/kadına değmekten geçiyor.

https://www.star.com.tr/acik-gorus/sekuler-teror-orgutlerinde-siddet-ve-kadin-imgesi-haber-1442985/

Kirli Çamaşır Kalmasın – Star Açık Görüş 14.04.2019

Kirli Çamaşır Kalmasın” “Deterjan bizden, gelin çamaşırlarınızı burada yıkayın” “Sizi ve çocuklarınızı ücretsiz servislerle evlerinizden alıyoruz, evlerinize bırakıyoruz”

Sosyal sorumluluk projesi gibi görünen yurtdışı fon destekli bu çamaşırhaneler, Kayyum öncesi HDP’li bazı belediyelerin partnerlikleri ile kuruldular. Projenin “Tandır Evi” formatı da var, “Ununuz bizden, gelin ekmeğinizi burada yapın”.

Kadınlar bu çamaşırhanelere ve tandır evlerine ücretsiz servislerle taşındılar. Çamaşırı yıkamak uzun zaman ister, bu zamanı çamaşırhanelerdeki etkinliklerle geçirdiler. Önce sohbetler, sonra film ve belgesel gösterimleri, dağdaki kadınların kahramanlık hikayeleri, PKK’nın onlar adına/onlar için nasıl mücadele ettiği…

Kadınlarla birlikte gelen çocuklar ise ücretsiz kreşlerde benzer ama daha sevimli süreçlerden geçtiler. Oyunlar, dağ marşları, propaganda içerikli sosyal etkinlikler.

2008-2014 yılları arasında faaliyet gösteren bu çamaşırhaneler sosyo-ekonomik durumu düşük mahallelerde kuruldular. Bu çarpıcı vakayı AK Parti Kadın Kolları Başkanı Selva Çam’dan dinledim. O dönemde bölgedeki kadının durumu ile ilgili büyük bir çalıştay düzenleyip, sahada görüşmeler yapmışlar. Karşılarına en fazla çıkan ise işte bu çamaşırhaneler olmuş.

PKK kadın gücünü keşfetti 

Bir iletişimci olarak projenin oldukça profesyonel tasarlandığını söyleyebilirim. Hedef kitle analizi, zaman planı, ek faydaları ile içeriği terör propagandası olan muazzam bir iletişim işi. Kritik soru şu; hemen hepsi evli ve çocuk sahibi olan bu kadınların örgüte katılması için miydi bu proje? Hayır. Daha ötesinde, dağa çıkmak isteyen çocuğun kapısını annesinin açması içindi. Kadın aile içindeki dönüştürücü güçtür. Özellikle ataerkil sistemlerdeki aile yapısı düşünüldüğünde, kadının, yani annenin, çocuğun ruh dünyasını inşaa eden aktör olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O dönemde terör örgütü tarafından ikna edilen bu kadınlar örgütün hızla kaybettiği kadroları yenilemek için kilit rol oynadılar.

Dağa çıkmak için doktrine edilen gencin önünde kapıyı açan anne ile kapıyı kapatan anne arasındaki etki farkını onlar da biliyorlardı. Belki de bu nedenle tarihlerindeki en büyük şaşkınlığı “bize çocuklarımızı geri verin” diyen “yürekli anneler” ile yaşadılar.

Belediyelere kayyum atılmasını anti demokratik bulanlar, sahadan alınan bu bilgileri nasıl değerlendirirler merak ediyorum.

Güdümlü endoktrinasyon 

İki ay önce Diyarbakır’da eski bir örgüt mensubu ile görüştüm. Yerel seçim kampanyası için Avrupa’dan 12 kişinin geldiğini ve kampanyayı kadın kollarının yürüttüğünü söyledi. Kayyum öncesi tüm belediyeleri ve sosyal tesislerini örgüte açarak, her bir kurumu örgütün endoktrinasyon merkezi haline getiren PKK, o eski konforlu günlerine geri dönebilmek için elbette kadını kullanacaktı. Yerel seçimlerde bazı belediyelerin yeniden terör örgütü güdümlü yöneticilerin eline geçmesi, endoktrinasyon merkezlerinin tekrar aktif hale gelmesi anlamına geliyor. Umarım başa sarmayız.

https://www.star.com.tr/acik-gorus/kirli-camasir-kalmasin-haber-1446238/