Bebekleri Yerine Hasreti Büyüten Anneler

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinin önünde neredeyse hiç konuşmadan, kıpırdamadan, gözlerini bir noktaya sabitlemiş olarak duran, hemşire perdeleri indirene kadar ayrılmayan kadınlar… Onlar, doğduktan sonra kucaklarına alamadıkları bebeklerini ancak camların arkasından görebilen, hasretle baş etmeye çalışan anneler…

Hastanenin 2.katı, ellerinde süt pompaları ile bekleyen anneler ve babalar. Az sonra görüş başlayacak. Elektronik kartla girilen, çift güvenlik kapılı, süper steril bu bölüm “Yenidoğan Yoğun Bakım” ünitesi. Aceleci ve hasta bebeklerin dünya hayatına başlangıçlarındaki ilk durağı. Yenidoğan, yani neonatal, bebeğin yeni koşullara uyum sağladığı ve hayatının ilk dört haftasını kapsayan bir dönem ve pek çok açıdan önemli. Çünkü dünyada, bebek ölümlerinin yarısından fazlası hayatın ilk dört haftasında, bunların da büyük bir çoğunluğu ilk 24 saat içinde oluyor. Türkiye’de her yıl ortalama 1,5 milyon bebek doğuyor. Doğan bebeklerin yaklaşık 50 bini maalesef bu dönemde kaybediliyor. Kayıpların %50’si önlenebilir nedenlere bağlı. Yeni sağlık uygulamaları ve hamilelik döneminde annelerin takibinin yapılması bebek ölümlerinin oranını ciddi olarak düşürmüş.

HÜZÜNLÜ CAM GÜZELLERİ

5 gündür Yenidoğan Yoğun Bakım ünitesine gidip, aileleri ve şeffaf kutuların içindeki bebekleri izliyorum. Perdeler açıldığında yenidoğan yoğun bakım ünitesi camlarında boş yer bulmak zorlaşıyor. Yeni doğan bebeklerin babaları, ananeleri, babaanneleri, dedeleri, amcaları, dayıları…Bir şamata ki sormayın. Bebeğin kime benzediği veya benzeyeceği üzerine iddialara giriliyor. Sevinçli ve biraz da endişeli gözlerle izliyorlar bebekleri… Ama asıl dikkatimi çekenler yenidoğan yoğun bakım ünitesinin önünde neredeyse hiç konuşmadan, kıpırdamadan, gözlerini bir noktaya sabitlemiş olarak duran, hemşire perdeleri indirene kadar ayrılmayan kadınlar. İşte onlara “hüzünlü cam güzelleri” dedim. Onlar, doğduktan sonra bebeklerine dokunamamış hasretle başetmeye çalışan anneler. Bahsettiğimiz istatistiklerin, bebeğin kime benzeyeceğinin bir önemi yok onlar için. Onlar sadece bebeklerini bir an önce kucaklarına almak ve koklamak istiyorlar.

OĞLUMUN ODASI HAZIR

Dört gün önce doğum yapan Ayşe Anne, gelecek olan oğlu için mavi bir oda hazırlamış.
“İki kızım var, ilk erkek bebeğim, bu daha farklı. Erkek kıyafetleri aldım, mavi bir oda hazırladım. Heyecanla bekledim. Ama doğum zamanında olmadığı için yanımda değil, yanımda olmaması çok kötü bir şey. Onu almadan eve gitmek çok ağır. Her gün gelip sütümü getiriyorum.Saat 12 ve 18’de perdeleri açıyorlar, günde iki kere yarımşar saat görebiliyorum.” diyor.

AĞLARKEN YANINDA OLAMIYORUM

Altı gün önce doğum yapan Sena Anne en zor kısmın ağladığı zaman bebeğine dokunamamak olduğunu söylüyor. Bebeğini hiç kucağıma alamamış, bir kere göğsüne ve bacağına dokunabilmiş. Sena Anne “Sütümü sağıp gönderiyorum, çok kötü hissediyorum kendimi. Sağlığına kavuşması için her gün dua ediyorum. Onu kucağıma almak ve koklamatan başka hiç bir şey istemiyorum. Benim için en zor olan ağlayınca onu kucağıma alamamak” sözleriyle anlatıyor hislerini.

BEBEK KOKUSUNU ONLAR BİLİR

Yirmi gün önce doğum yapan Yasemin Anne ise diğerlerinden daha metanetli. Koridorda sükuneti ile ayırt ediliyor diğer annelerden. Sessizce geliyor, gözlerini uzaktaki kuveze dikiyor ve hiç kıpırdamadan yarım saat bebeğini izliyor. “28 haftalık doğdu, ben hastaneden çıktım ama o burada. Endişe içindeyim. 20 gün oldu. Her gün iki kere gidip geliyorum, hiç kucağıma alamadım” diyor. Hüzünlü cam güzelleri, birbirlerinin bebekleri için dua ediyor ve moral veriyorlar. Çoğu zaman gözleri ile anlaştıklarını fark ettim çünkü birbirlerinin dillerini iyi anlıyorlar. Günde iki defa yarımşar saat bebeklerini izliyorlar. Bebek kokusunun ne demek olduğunu o annelere sormak lazım…

YENİ ŞAFAK PAZAR – 18/11/2012
http://yenisafak.com.tr/pazar-haber/bebekleri-yerine-hasreti-buyuten-anneler-20.11.2012-424442

Bir Cevap Yazın