Şekercioğlu: Arnavut Şevket’ten sonra kimse beni ciddiye almaz

Dünyaca ünlü kaşif, kuşbilimci, ekolog, Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, TRT’de yayınlanan İstanbul’un Kuşçuları Belgeseli’nde yer alan ve yayınlandıktan sonra sosyal medyada kuşların dilini taklidiyle fenomene haline gelen Arnavut Şevket’i izleyerek yorumladı.

Arnavut Şevket’i tanıyorum. Arkadaşlarım bana gönderdiler videoyu, senin yaşlılığın da böyle olacak diye o çıktıktan sonra artık beni kimse ciddiye almaz herhalde. Kendisi esasında çok önemli geleneksel bilgi dediğiniz etnobiyoloji dediğimiz dalın geleneksel bir temsilcisi. Doğa ile bu geleneksel bilgi hızla yok oluyor. Biz Kuzey Doğa Derneği olarak Kars ve Iğdır’da etnobiyoloji kursu düzenledik. Arnavut Şevket gibi ötmesek de, Saka kuşunu araştıran etnobiyoloji uzmanlarımız var. Geleneksel bilginin biyoçeşitlilik ve ekosistemin insanlara faydalarının anlatılmasında katkısının sunulması önemli. Bugüne kadar hor görülmüş bu bilgi çok değerli bir bilgi.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/13/arnavut-sevketten-sonra-kimse-beni-ciddiye-almaz

Osman Can: Balbay cezaevine dönebilir

Ergenekon davası tutuklusu CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay için verilen tahliye kararını Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, eski Anayasa Mahkemesi raportörü Prof. Dr. Osman Can A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programında değerlendirdi.

Can Tahliye kararını, hükümetin üçüncü ve dördüncü yargı paketleriyle düzeltmeye çalıştığı ancak yargıda bir türlü düzeltmelerin gerçekleşmediği noktada Anayasa Mahkemesi’nin sürece müdahalesi olarak yorumlayarak, olumlu bir durum ve hukuk devletinin kazanımı olarak değerlendirdi.

– Sizin için sürpriz olmadı değil mi?

Hayır, Anayasa Mahkemesi’nin o kararının ardından mahkemelerin farklı davranma durumu olamazdı. Tüm kurumları bağlayan Anayasa Mahkemesi’nin hiçe sayılması anlamını taşırdı.

-Balbay 34 yıl 8 ay ceza aldı, gerekçeli karar 4 aydır tamamlanmadı, Yargıtay cezayı onaylarsa, bu tutukluluk ile ilgili bir karar, beraat kararı değil, Yargıtay tutukluluk kararını onaylarsa ne olacak, yarın da milletvekili yemin ederek dokunulmazlık kazanacak çünkü.

Siyasi faaliyette bulunma hakkını, bu uzun tutukluluk nedeniyle kullanamamasını anayasa ihlali olarak değerlendirdi. Yeminden sonra parlamento çalışmalarına katılacaktır. Balbay ile verilen karar, onunla ilgili açılan dava, yöneltilen saçma Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına girdiği için dokunulmazlık kapsamına girmeyecektir. Yargıtay mahkemenin verdiği cezayı onayladığı anda Balbay cezasını çekmek için cezaevine girecektir. Ancak Yargıtay şu veya bu nedenle, yeniden yargılamaya karar verirse bu yeniden yargılamanın kısacası dava neticelene kadar, tutuksuz yargılama süreci devam eder, bu süre içinde parlamentoda milletvekili olarak yasama faaliyetlerine katılır.

– Diğer tutuklu vekiller için emsal karar teşkil eder mi

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru ile olarak verdiği kararlarda neyin emsal olduğu önemlidir, burada bireysel başvuru ile bireysel koşullar göz önünde tutulur. Emsal meselesini kesin söyleyemeyiz ancak tutukluluk halinin gereksiz yere uzatılmış olma kaygısı, Anayasa Mahkemesi bu sonuca Balbay’ın vekil olmasından kaynaklanmasından ulaştığına göre KCK’dan da tutuklu vekiller içinde geçerli olabileceğini söyleyebiliriz. Gönül ister ki çok farklı pozisyonu olmayan diğer vekillerin de tahliye olmasıdır.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/10/osman-can-balbay-cezaevine-donebilir

Gülen Hareketi ile Nur Cemaati’nin farkı

A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu yazar Metin Karabaşoğlu’nun konuk olduğu Kadraj programında Risale-i Nur takipçisi olan Nur Cemaati ile Gülen Hareketi arasındaki temel farklılıklar konuşuldu.

Karabaşoğlu, Risale-i Nur talebelerinin eser merkezli olduğunu, Gülen Cemaatinin ise kişi merkezli olduğunu dolayısıyla hegemonik ve kısıtlayıcı bir yapısı olduğu yorumunu yaptı. . Karabaşoğlu düşünsel ve eylemsel ayrılık dönemlerinin ahlakın sınandığı dönemler olduğuna da dikkat çekerek, özellikle sosyal medyada husumet fedailiği yapıldığını söyledi.

“Nur Cemaati dendiğinde anlaşılması gereken Risale-i Nur ve Bediüzzaman mirasını takip edenlerin akla gelmesi gerekiyor . Burada ben zaten yakın dönemdeki dershane tartışmaları ekseninde yan yana belki gözüken ama aslında ana omurga itibariyle çok ciddi farklılık içeren iki yapının bir gerilimde risalei nur’u taraf edecek şekilde birbirine yapıştırılmak istenmesi gibi bir tutum gördüm. Risale-i Nur’dan isitfade etmek ayrı ona intisap etmek ayrıdır. Risalei Nur talebesi Risale-i Nur’i merkeze, eseri merkeze alır, kişileri isterse 50 yaş büyük olsun, neticede eşittirler. Bediüzzaman bunu söyler bizim mesleğimiz kardeşliktir, kardeş kardeşe peder olamaz, mürşit vaziyetini takınamaz der. bir insanın size mürşit olması ile bir insanı sizin mürşit kabul etmesi arasındaki fark çok büyüktür Birinde siz onu seçiyorsunuz ötekinde o sizi seçiyor ve biçimlendiriyor. Kişi merkezli olmayıp eser merkezli olduğu için özgürleştirici, yorum farklılığına açık, eşitleyici bir tutum var. Gülen hareketi denilen yapıda risale-i nur’dan istifade var ama Risale-i Nur talebeleri birbirlerini Risale- i Nur metin üzerinden birbirlerinin düşüncelerini, eylemlerini değerlendirirken, Gülen Hareketinde Risale-i Nur, kişi merkezli yani Hoca Efendi’ye göre değerlendirilir. Biri özgürleştirici, eşitleyici, diğeri kişi merkezli ve hegemoniktir. Ayrılıklar ahlakımızın sınandığı anlardır. Bunlar anlaşılabilir şeylerdir. Bizim ahlakımız böyle bir durumda, nasıl bir dili, nasıl bir üslup, nasıl bir tutum sergilediğimizle ilgili. Bediüzzaman’dan miras, muhabbet fedaileri söylemi, ama neredeyse o aidiyet içinde, istisnalar olduğunu düşünüyorum, husumet fedaisi diyebileceğimiz bir dil ve üslup gördük.”

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/12/03/gulen-hareketi-ile-nur-cemaatinin-farki

MODA VE TESETTÜR

İhtiyaçtan mı doğdu, yoksa ihtiyaç haline gelmesi mi dayatıldı? Milyar dolarlık bir sektör… Moda sektörü…

Peki moda nedir? Değişim mi? Sınıf ayrımı mı? Ve neden moda tarih boyunca daha çok kadın giyimi ile ilgilendi?

Bu dev sektörün ürettiği yeni kavram! Tesettür modası…

Tesettür ve moda kavramları bir araya gelebilir mi? Bu kavram neden doğdu? Tesettür modası diye bir şey var mı?
Piyasaya arz edildi ve talep buldu. Tesettür modası kimileri kabul etmese de sektörün bir kolu haline geldi. Ve bu sektör en yoğun pazarlamasını yaşam dergileri üzerinden yapıyor. Kimilerine göre islami yaşam dergileri, kimilerine göre muhafazakar moda dergileri.  Peki bu dergiler okuyucularına nasıl bir kadın modeli sunuyor?

Hakan Akkaya, Bala Sarı, Alev Erkilet, Pınar Demir, Meryem İlayda Atlas, Prof.Dr Faruk Beşer, Elif Yüce Devecioğlu, Meryem Merve Batu, Zeynep Erdoğmuş, Sümeyranur Güngör…

Tesettür, Moda, Tesettür Modası ve Muhafazakar Yaşam Dergilerini…

moda

Ateistlerin Yüzde 61’inin Allah’a İnandığı Sonucuna Nasıl Varıldı?

Ateist gençlerin yüzde 61’i Allah’a inanıyor haberi sosyal medyada büyük yankı buldu.

ATEİSTLERİN YÜZDE 61’İNİN ALLAH’A İNANDIĞI SONUCUNA NASIL VARILDI?

Ateist gençlerin yüzde 61’i Allah’a inanıyor haberi sosyal medyada büyük yankı buldu. SEKAM’ın ülke çapında yaptığı gençlik araştırmasının proje yöneticisi Prof. Dr. Celalettin Vatandaş A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj’ın konuğu oldu, şaşırtıcı araştırma sonuçlarına nasıl ulaştıklarını anlattı. Celalettin Vatandaş, gençlerin büyük bir kavram kargaşası içinde olduğunu bunun da gençleri yarış atı haline getiren çoktan seçmeli teste dayalı sınav sisteminden kaynaklandığını söyledi.

ATEİSTLERİN YÜZDE 61’İNİN ALLAH’A İNANDIĞI SONUCUNA NASIL VARILDI?

Tüm Türkiye genelini temsil eden bir örneklem, 81 ilden 5541 kişi ile küme anketi olmaksızın, 20- 30 kişilik gruba anket verip toplayarak değil, tek tek görüşülerek anketler toplandı. Sorular direkt soruldu, anlamak için bir tanım yapılmadı. Bu araştırmanın ilginç gelen sonuçlarından biri Ateistlerin yüzde 61’i kesinlikle Allah’a inanıyor, yüzde 18’i inanıyor. Burada Ateizmi onlara anlattınız mı diye tepki geldi, hayır anlatmadım, biz onların kafasındaki ateizmin ne olduğunu anlamaya çalıştık. Demek ki insanlarımız literatürdeki anlamı ile siyasetteki sosyal bilimlerdeki anlamı ile kendi zihninde doldurduğu başka bir anlamla kendini o gruba dahil ediyor. Ateistlerin Allah’a inanması kadar, her beş dindardan birinin namaz kılmaması sonucu da araştırmanın ilginç sonuçlarından biri. Sonuçlar bizi de çok şaşırttı. Şunu söyleyeyim istatistiksel analiz yaptık, alfa kat sayısı 60 olan araştırma sayısı azdır, 60 yukarısı muhteşemdir, bizim bu araştırmamızın alfa katsayısı yüksek çıktı. Demek ki sorular iyi sorulmuş, anketörler iyi çalışmış, cevaplayanlar da birbiriyle çelişmeyen cevaplar vermiş.

“GENÇLERDE KAVRAM KARGAŞASI VAR”

Gençlerde ciddi kavram kargaşası var, kavramların içi boşaltılarak üste bir elbise gibi giyiliyor. Mesela ben hayatta beş maç izlememiş bir insanım, bana sorarsanız, ben hangi takımı tutuyorum diye bir isim veririm ama başka da bir şey bilmem, gençlerimizin durumu da buna benziyor. Ateistin namaz kılması, dindarın namaz kılmaması gibi.

Gençler daha çok sorumluluk olmadan hakları araştırmak ve hak sahibi olmak noktasında bir beklenti içinde. Halbuki sorumluluk ve hak birbiriyle bağlantılı. Gençliğimizin sorumluluklarından ziyade haklarının peşinde olduğunu, bunun yanlış olduğunu değil ama eksik olduğunu söylüyorum. Haklarla sorumluluklar birbirine paralel gitmelidir. Sorumluluklarını yerine getirmeden haklarının peşine düşenlerin toplumunda zor yaşanır.

GENÇLER YAKIN TARİH KONUSUNDA BİLGİSİZ

Gençlerle ilgili bulguların çoğu olumsuz. 15- 25 yaş grubu arasında yürütüldü bu araştırma. 15 yaştan düşük olan genç adaylarının, internetin çok belirgin olduğunu söyleyebilirim, benzer konumdalar. Toplumsal olarak zihinsel bir travma içindeyiz. Bu araştırmanın ana başlıkları var, konu sadece dindarların namaz kılmaması ya da ateistlerin Allah’a inanıyor olmasından ziyade, bu araştırmanın din ile ilgili bölümü, bu araştırmanın aile, tüketim, medya ve kimlik ile ilgili bölümleri de var. Bu kısımlara baktığımızda gençliğin daha tüketime yönelik olduğunu, zihinsel olarak tüketime yönelinmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Böyle bir iç çatışma hakim gençlerde. Ancak çarpıcı olan bilgi düzeyi ile ilgili.

Yakın dönem tarihi ile ilgili sorularda aldığımız cevaplar bilgisizliğin çok yaygın olduğunu gösteriyor. Mesela yaptığımız araştırmada en yüksek düzeyde bilinen Atatürk’ün ölüm tarihidir. 1930- 1940 zaman dilimi işaretlenmiş yüzde 70 tarafından, yüzde 30 bilmiyor. TBMM’nin 1920’de açıldığını bilenlerin oranı yüzde 38. Yürürlükteki anayasanın kabul tarihini bilenlerin oranı yüzde 26. Burada gençlerimize de çok yüklenmemek lazım. Çocuklarımız sınav merkezli bir algıyı yaşar oldu. Adeta bir yarış atına döndüler. Ben üniversitede öğrencilerim üzerinde görüyorum. Şöyle bir zihin dünyası oluşmuş, her şeyin beşli seçeneği olacak onun içinden doğruyu bulmak. Analiz etmeye, bilgilenmeye yönelik zihin çalışması zayıflamış.

Adsız

Gökçimen: Üç aylık çocuk kucağımda öksüz kaldı

Tülay Gökçimen, Suriyeli kadınların sesini “Haykırış” adındaki belgeseli ile duyurmaya çalıştı. Gökçimen, A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına katıldı. Suriye’de savaş sırasındaki tecavüz gerçeğini belgelemek üzere yola çıkan Gökçimen, çekimler esnasında küçük bir çocuğun kucağındayken nasıl öksüz kaldığını anlattı.

TECAVÜZ ANLATILARINDAN BELGESELE KOYAMADIKLARIMIZ OLDU

Belgesel için çekimlerine Mayıs ayında başladım. Bizim belgeselde yayınladığımız kısım aslında gerçeğin bir kısmıydı. O kadar çok şeyi kesmek zorunda kaldık ki, kadınlar bize her şeyi açıkça anlattı ve yayınlayamadığımız şeyler oldu. Suriye’ye gidiş nedenimiz, Suriyeli kadınların başına gelen bir savaş yönetimi olarak kullanılan tecavüzü onların kendi ağzından dinlemekti. Bize öyle şeyler anlattılar ki yayınlamaya utandık. Elimizden geldiği kadar herkesin izleyebileceği kısımları vermeye çalıştık. Yaşadıklarını hayal bile edemeyiz. 2011 Mart ayından itibaren Suriye’de altı bin kadının tecavüze uğradığı söyleniyor. Görüştüğümüz kadınlardan 10 tanesini seçtik. Biz yaptığımız çekimlerin nerede olduğunu güvenlikleri nedeniyle söylemiyoruz, müstear isim kullandık. Onlar Türkiye’den bekledikleri yardımı bulamamışlar. Suriye’den çıkış noktaları namuslarını kurtarmak. Bosna’da Müslüman kadınlar Sırplar tarafından bu zulme uğradı. Şimdi Esad’ın çeteleri tarafından bu zulme uğruyorlar. Erkeklerin gözü önünde yapılan tecavüz vakaları var. Görüştüğümüz annelerin her biri en az bir çocuğunu savaşta kaybetmiş.

ÇEKİMLER ESNASINDA ÜÇ AYLIK ÇOCUK KUCAĞIMDA ÖKSÜZ KALDI

Bir mülteci kampında sessizce misket bombası atıldığını gördük, bu savaş hukukunda bile yoktur. Beşar Esad savaş hukukuna da uymuyor, ben kendi gözlerimle gördüm misket bombalarını. Yaralanan bir aile ve üç aylık oğlu Mahmut ile olay olduktan sonra yakın bir hastaneye gittik. Ben çocuk ağlıyordu, kucağıma aldım, yarım saat sonra annesinin ölüm haberi geldi, teyzesi de ölmüştü. Çocuk kucağımda kaldı. Babasını sorduk, akrabalarını sorduk. Babası savaştaymış, uzun zamandır haber alınamıyormuş. Ne yapacağımı bilemedim, kucağımda öksüz kaldı. Mahmut’un kaderi iyi oldu, belgeseli seyredenler bunu da göreceklerdir. Mahmut’un bana bakan o siyah gözlerini inanın hiç unutmadım.

Adsız

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/11/29/uc-aylik-cocuk-kucagimda-oksuz-kaldi

Aydın: Şalvarı Çarığıyla Bir Kadın Vekil Olursa Asıl Temsil O Olur

Kadın Adayları Destekleme Derneği Ka-Der, yerel yönetimlerde kadın sayısını arttırmak için “Kadın Adayları Unutma” Kampanyası Başlattı. Kader Başkanı Çiğdem Aydın A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programının konuğu oldu.

KAMPANYA NEDENİYLE BİZİ ARAYAN ERKEK SİYASETÇİ OLMADI

Kampanya ile çok temiz çok anlaşılır bir şey yapmak istedik, unutmamak için bir şeyleri post it’e yazarsınız. Biz de Parti Başkanlarının en görünür yerlerine çok net mesaj vermek için bu post- itleri yapıştırdık. Listeleri hazırlarken “onlar yok gibi davranma” dedik. Kadın vekillerden arayanlar tebrik edenler oldu. Onların da istediği mesajı dile getirmiş olduk,  bize “fazla post- itiniz varsa bizde partideki yönetici erkeklerin kapılarına yapıştıralım” dediler. Erkek siyasetçilerden arayan olmadı ama kulislerden öğrendiğimiz kadarıyla onların da hoşuna gitmiş kampanya. Demokrasinin kadınsız olmayacağının farkında olan erkek siyasetçilerin olumlu karşıladığını biliyoruz.

ERKEKLER SİYASETİ PARA ÜZERİNE KURMUŞ

Kadınları siyasette en çok zorlayan şey para. Adaylık başvuru parasından başlayarak. Erkekler siyaseti paraya dayalı kurmuşlar. Kadınların o parayı oraya harcaması kolay değil. Avantajlı oldukları nokta ise iş yapıyor olmak. Bu uzun yıllar İngiltere’yi yönetmiş olan Margaret Thatcher’in bir sözüdür “Bir işin konuşulmasını istiyorsanız erkeklere, yapılmasını istiyorsanız kadınlara söyleyin” diyor. Muhafazakar yerlerde, bazı yerler kadınlar için girilmez, aslına bakarsanız tüm Türkiye’de kadın aday son derece olumlu karşılanıyor. Bununla ilgili KONDA ile bir araştırma yapmıştık, herkes “kadın aday görmek isteriz” dedi. Halk aslında hakikaten kadın aday istiyor, kadınların iş yapma özelliğini biliyorlar, alanda dolaşırken büyük zorlukları yok, bazı zorlukları var. Kılık kıyafete dikkat etmek, planlı programlı olmak.

KADINLAR ADAY OLDUĞUNDA TÜM AİLE KAMPANYAYA GİRİYOR

Aslında bir kadın aday olduğunda tüm aile kampanyaya girmiş oluyor. Kadın adayın bir kampanya yapması için ailenin destek olması gerekiyor, aile destek olmazsa işi zor. Kadın adaylar seçimi kaybettikten sonra kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde küsüyorlar. Çünkü o kadar çok alanda mücadele ediyor ki, o siyasi partilerin içinde erkekten bir duvar var. Yaptıktan sonra sürdürebilmek kolay değil. Küsmeleri büyük bir kayıp.

ŞALVARI ÇARIĞIYLA BİR KADIN VEKİL OLURSA ASIL TEMSİL O OLUR

Meclis’teki kadınların profili erkeklerden yüksek, ilk Meclis’ten bu yana böyle. Biz KADER olarak kadınların siyasete girmesine engel olan koşullara bakıyoruz, para problem, eğitim düzeyi, çocuk bakımı gibi. Bu listeyi çıkartıyoruz sonra Meclis’e bakıyoruz o listenin dışında, mesleğini başarmış, çocuğu büyütmüş, sivil toplum örgütlerinde de çalışmış, yüksek öğrenimini de yapmış. Mesela şalvarı ve çarığı ile bir kadın milletvekilinin olabileceğini sanmıyorum, halbuki asıl temsil budur. Aşmış girmiş kadınlara bakınca o çok yüksek profili görüyorsunuz. O zaman aklınıza şu geliyor, bu kadınlar bir sınavı geçip gelmiş, hangi sınav, erkelerin onlara yaptığı sınav. Kadınlara diyorlar ki senin donanımın tam, sen gelebilirsin. O sınavda en yüksek donanım gözetiliyor. erkeklerde öyle bir donanım aranmıyor, kendi aralarında koltukları paylaşıyorlar.

Adsız

 

 

 

 

 

 

http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2013/11/29/salvariyla-vekil-olursa-asil-temsil-o-olur

 

Buldan: Eşimin Katilleriyle İlk Defa Yüzleştim!

Ankara 13. Ağır ceza mahkemesinde ki faili meçhul cinayetler davasının ilk duruşmasına CHP’den Mahmut Tanal ve eşi faili meçhul cinayete kurban giden BDP milletvekili Pervin Buldan izleyici olarak katıldı.

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/pervin-burdan-esimin-katilleri-ile-ilk-kez-yuzlestim

Adsız

Köse: 28 Şubat yargı kararları iptal edilmeli!

27 Kasım’da 28 Şubat döneminde 14 yaşındayken anayasal düzeni silah zoruyla bozma suçundan idam cezasına mahkum olan Yakup Köse 9 yıl kaldığı Metris Cezaevi’nde tecrübe ettiği iki mahkumun hayatını kaybettiği “Noel Baba Operasyonu”nda yangın çıkartma ve askere karşı koyma suçlamasıyla 7 ila 11 yıl hapis cezasıyla yargılanacak.

BUGÜN YAKUP KÖSE’NİN DAVASI VAR

Mahkeme öncesinde A Haber’de Zeynep Bayramoğlu’nun sunduğu Kadraj programına, dava sürecinde kendisine destek olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Süheyb Öğüt ile katılan Köse, “28 Şubat yargı kararları iptal edilmeli” dedi. Süheyb Öğüt ise 28 Şubat’ta mağdur olanları savunma konusunda ” şundan artık canım sıkıldı. Yakup’u İslamcılar, Pınar Selek’i sekülerler savunuyor. Bundan çok sıkıldım. Bu insanları bizim birlikte savunmamız gerekir” dedi.

KÖSE: 28 ŞUBAT İLE HESAPLAŞMAK CEZAEVİNDEKİ MÜSLÜMANLARIN SERBEST BIRAKILMASIDIR

Noel Baba Operasyonu sırasında kameralar vardı. Çekimi yapıldı. Kamera kayıtlarının ortaya çıkmasını istiyoruz. İtfaiye merdiveninden müdahale eden BÇG subaylarını göreceklerdir, operasyonun altında Ergenekon paşalarının imzasını göreceklerdir. Bu iddiamızı araştırmaları ısrarımız nedeniyle üç senedir dilimizde tüy bitti. 28 Şubat yargı kararlarının iptalini istiyoruz. 28 Şubat’ta yargılanan paşaların mahkemesi tiyatro, 5 tutuklu kaldı, 2’si zaten Balyoz’dan tutuklu, Çevik Bir mi yaptı sadece 28 Şubat’ı? hani bunun medya ayağı , ekonomi ayağı? Bu 28 şubat ile hesaplaşma mıdır? Benim için 28 Şubat ile hesaplaşmak cezaevindeki Müslümanların serbest bırakılmasıdır. En başta Salih Mirzabeyoğlu’nun serbest bırakılmasıdır.

ÖĞÜT: YAKUP’A MÜSLÜMAN KESİMİN, PINAR’A SEKÜLER KESİMİN SAHİP ÇIKMASINDAN SIKILDIM

“Hepimiz öleceğimizi biliyoruz ama sanki hiç ölmeyeceğiz gibi geliyor, inanmıyoruz. Bu devletin de Yakup’a yaptıklarını, Pınar Selek’e yaptıklarını, poşu takan çocuklara ne yaptığını biliyoruz ama biz başımıza hiç gelmeyecek zannediyoruz. Nasıl ölümsüz olduğumuz fantezisini kuruyorsak, hukuk varmış gibi davranıyoruz. Bu bir ekran koruyucu gibi. Ancak bu tamamen bir yanılsama, hem de çok naif bir fantezi. O ekran koruyucu kalktığında ortaya ne çıktığını en iyi Yakup temsil ediyor. O yüzden Yakup’un yarınki davası, sadece 28 Şubat’ı temsil etmiyor, hepimizi temsil ediyor. İstiyorum ki biz Yakup’u değil kendimizi kurtaralım, Yakup’un başına gelenler bizim başımıza da gelebilir. Bir de 28 Şubat’la hesaplaşıldığı günlerden bahsediyoruz, tam bir felaket. Artık şundan da sıkıldık, bakıyorum az çok Müslüman kesim Yakup’a sahip çıkıyor, Pınar Selek söz konusu olduğunda seküler kesim sahip çıkıyor. Hepimiz mazlumun kimliği yoktur diyoruz, niye hep beraber sahip çıkmıyoruz?”

Adsız

KARADENİZ SAHRA DEMİRYOLU HATTI

KARADENİZ SAHRA DEMİRYOLU HATTI

Bu tren yolunun hikayesi 1.Dünya savaşına kadar uzanıyor. Türkiye’nin ilk elektrik üretim merkezi Silahtarağa Elektrik Santraline kömür taşıyan Şirket-i Hayriye gemileri Ruslar tarafından bombalanır. Bunun üzerine Karadeniz linyit yataklarından kömür taşımak için bir yol düşünülür ve 1915’te Karadeniz Sahra Hattı’nın inşaası başlar.

Önceleri kömür ve yolcu taşır. Kurtuluş savaşı sırasında Mebus Mahmut Naci Bey’in talimatıyla Kağıthane köyünden Hüseyin Ağa 40 gençle birlikte İngiliz askerlerini sarhoş edip silah kaçırırlar.

İkinci dünya savaşına kadar asker ulaşımı ve nakliyat için kullanılan hat, 1952’lerde alınan bir kararla kaldırılır. Lokomotiflerin, vagon ve rayların nerde akıbeti belirsizdir.

Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç hattın yeniden açılması için proje yaptırır. Proje İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a sunulur ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan müjdeyi verir. Haliç’i Karadenize kavuşturacak Karadeniz Sahra Demiryolu Hattı tekrar açılacaktır.

Bu güzergahta yer alan yedi köyün eski İstanbul köyü olarak rehabilite edilmesi planlanıyor. İstanbullular 62 kmlik bu rüya yolda istedikleri köyde duraklayabilecekler. Bu projenin en önemli detayı ise eski ve yeniyi biraraya getirmesi. Bu hat bittiğinde yapımı başlanan Kuzey Marmara otoyolu ile Çiftalan bölgesinde birleşecek.

11