Dövülen İmam, Savunulan Şort

İmam, genel anlamıyla önder, devlet adamı, lider, mezhep kurucusu, cemaate namaz kıldıran kişi anlamına gelir. Hz. Muhammed (s.a.v)in makamlarından biridir. Her ne kadar modern sistem içinde sadece namaza önderlik eden kişi olarak görülse de, asıl anlamı bunun ötesindedir. Bir çeşit otoritedir, imamlık makamı.

İmam karakteri deyince aklıma ne geliyor? Bu soruyu sordum kendime. İşte cevaplar…

*İmamlar ahlak yoksunudur. Yakın dönem tarihini anlatan veya son dönemde çekilmiş filmleri bir düşünün. İmam, kadınları kapı deliğinden izler, aldığı dini eğitim nedeniyle bastırdığı (ki aldığı dini eğitim bunu bastırmak üzerinedir, öyle düşünmeniz istenir) doğal güdülerini kontrol etmekten yoksundur. Sürekli takiye yapar. Söyledikleri ile eylemleri birbirine terstir. Dini ilmi üfürükçülük ve cincilik ile sınırlıdır. Paracıdır, gözü açtır. Genelde çirkindir. İllaki sakallıdır ama o sakal, karakteri daha da itici göstermeye hizmet eden bir sakaldır. (Bu durumun istisnaları var. Onlardan biri, ATV ekranlarında yayınlanan senaryosunu Eda Tezcan’ın yazdığı Diğer Yarım dizisindeki İmam Sabri karakteriydi. Mahallemdeki caminin imamı olsa, beş vakit namazı camide cemaatle kılmak isteyeceğim bir karakterdi. Bu vesile ile tekrar teşekkür ederim Eda’ya.)

*Fıkralarda yüz kızartıcı işlerin failidir. Tahkir edilir.

*Son olarak siyaset… Türkiye Cumhuriyeti’ni işgal etmek isteyen, vatandaşlarına kurşun sıkan hain kalkışmanın baş aktörleridir sözüm ona “imamlar”.

İşte zihnimizdeki imam kodları bunlar. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız, imamlar artık kendilerini tanıtırken “imam” demeye utanıyor demişti.

Özenle kullanmamız gereken bu kavramı nasıl bir hale getirdiğimizi farkında mıyız?

15 Temmuz gecesi sala okurken şiddet gören, saldırıya uğrayan 60 din görevlisi var. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez bu kişilerle geçtiğimiz günlerde bir araya geldi ve onlardan 15 Temmuz gecesini dinledi. O gece saldırıya uğrayan imam ve müezzinlerin ortak şikayetleri, saldırıları gerçekleştiren kişilerle ilgili savcılığa başvurmuş ancak sonuç alamamış olmaları. Saldırganlar ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmışlar.

Kamuoyunun en çok bildiği İzmir’deki olayı düşünelim. İzmir Narlıdere Kutlu Yalvaç Camisi müezzininin darp edilmesini hepimiz izlemedik mi? İfade değil, net görüntülerden bahsediyorum. Her şey açık ve net görülmüyor muydu kayıtlarda?

Peki bu saldırı neye ve kime yapıldı? Kutsal bir mekana, bir din görevlisine, bir devlet memuruna, 15 Temmuz işgal girişimine karşı okunan selaya, kamu malına…

Peki biz neyi tartıştık? İstanbul’da şort giydiği için bir meczup tarafından şiddete uğrayan kadını. (Geçmiş olsun. Utanç verici bir olaydı)

Tartışmayalım mı? Tartışalım. Gündem yapmayalım mı? Yapalım. Herkes giyim kuşamında özgür. Ama neden bir imamın uğradığı saldırıyı gündeme getirirken, bu saldırıyı tekrar hatırlatmak zorundayız?

Bir Müslüman olarak din görevlimin uğradığı saldırıyı tekfir ederken giyim kuşam savunması yapmak zorunda mıyım? Benim şort giyenle, mini etek giyenle bir derdim yok ki.

Kendimizi ifade etmek için sürekli “ona da karşıyız” savunması yapmak bizim kaderimiz mi?

http://www.gazetebirlik.com/yazi/dovulen-imam-savunulan-sort

Bir Cevap Yazın