Gezi ve Biz…

Son iki hafta çok zor geçti.
Hayatını kaybeden ve yaralananlar için çok üzgünüm.
Farklı açılardan ve çok boyutlu değerlendirilmesi gereken bir olay oldu Gezi Parkı eylemleri.
Eylemleri başından sonuna kadar dikkatle takip ettim.
Bu kapsamda bir olayın sosyolojik bir tabandan yoksun olduğunu düşünmek safdillik olur. Aynı şekilde olayın yaygınlaşması ile ilgili kullanılan araçlar ve yöntemler de benim gözümde masum değildir.
28 Şubat yaşayan biri olarak bu ülkede birilerinin kendini aşağılanmış, ötekileştirilmiş, dışlanmış hissetmesini kabul etmem mümkün değil.
Bi kere daha kendimizi ifade etme anlamında hala yetersiz olduğumuzu ve manipulasyonlara açık olan insanlar olduğunu farkettim. Yüreğime su serpen ise sağduyulu ve aklı selimle hareket eden kişilerin diğerlerinden çok olmasıydı.
Bir gün önce aynı masaya oturan, sohbet eden insanların ertesi gün mevzilere çekilmeleri sarsıcıydı.
Ne sokaklarda yaşanan şiddet gösterilerini Gezi Parkı’ndaki çevreci gruba malediyorum. Ne de Gezi grubuna bakarak tüm olayları kutsuyorum.
Önemli olan bu aşamadan sonra birarada yaşama, katılımcı demokrasi ve eylem kültürü üzerine daha çok düşünüp, tartışmak.
Aynı gemide olduğumuzu unutmamak.
Azınlığın çoğunluk üzerinde hakları olduğu gibi azınlığın da çoğunluk tercihlerine saygı göstermeleri gerektiğini anlamak. Ortak paydalarda buluşmak…
Bu süre zarfında yaşadığım tacizleri ve maruz kaldığım hakaretleri açıktan paylaşmadım, zira ben kötülüğün yaygınlaştırılmaması gerektiğini savunurum. Bu hareketlerin münferit hareketler olarak zihnimde yer etmesini istedim ve böyle inandım.
Su akar çatlağını bulur…
Selam ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.