Zihin Çekmeceleri

hhhhh

Tanımlamak ve anlamlandırmak…

Hadi amiyane bir tabirle söyleyelim, etiketlemek.

Yaşadığınız bir olay veya tanıştığınız bir kişiyi nasıl tanımlarsınız?

Belli kriterleriniz var mı? Bağlı kaldığınız ilkeler? Peki bu kriterleri neye göre belirlediniz? Somut verileri kolay değerlendiriyorsunuz belki, peki ya soyut veriler?

Mesela bir insanın merhameti neye göre belli olur? Birinin ne kadar merhametli olduğunu ölçebilir miyiz?

%65 merhametlisin demek mümkün müdür bir insana? Mümkün diyelim…

Bana göre %65 merhametli olan sana göre %10 merhametli ise ben mi yanlışım, sen mi? Aradaki fark nasıl açıklanmalı?

—–

İletişim soyut bir kavram. 10 liralık masraf edip, 20 tane mal üretip, onları 1’er liradan satıp, yaşasın 10 lira kar ettim diyemiyorsunuz. Girdileriniz ve çıktılarınız çoğu zaman belirsiz ve zamansız.

Araştırma yöntemleri dersini anlatan hocamız, soyut tanımların ölçümlenmesi ile ilgili sıkıntıdan bahsederken, bu sorunu “zihin çekmeceleri” çözer demişti.

Her birimizin zihninde kocaman bir oda var, çekmecelerle dolu. Yaşadığımız olaylar, okuduklarımız, gördüklerimiz, hissettiklerimiz yoğunluklarına veya önemlerine göre zihnimize yeni çekmeceler ekliyor.

Önemli iki nokta var bu odada. Birincisi çekmecelerin üzerine koyduğunuz etiketler, ikincisi çekmecelerin nelerle dolu olduğu.

Merhamet çekmecesini açalım mesela. Merhamet çekmecenize neler koydunuz? Merhamet nedir? Bir yavru kediyi sevmek, yaralı bir kuşu veterinere götürmek, sokaktaki dilenciye para vermek, anneniz hasta olduğunda çorba yapmak, bir yakınını kaybeden arkadaşınıza sarılmak, yere düşen bir insanı kaldırmak, kaza geçirmiş bir yaralıyı hastaneye götürmek…

Bunların hepsinde az çok merhamet gördünüz öyle değil mi?

Peki bu merhamet çekmecesinin içinde inançları, etnik kökeni, bedensel engeli, ailesinin geçmişi gibi nedenlerle ötekileştirilen insanlara yardım etmek, sevmek var mı? Yoksa bunlar başka bir çekmecede mi?

—–

Zihin çekmeceleri ile iligili düşünürken karşıma sosyopat tanımı çıktı.

“Sosyopatlar, psikolojik bir bozukluk nedeniyle empati kurma yeteneği bulunmayan kişilerdir. Karşılarındakilerin düşünce ya da duygularını anlama yetisinden yoksun oldukları için, kaşıkla göz oymak ve musluk kapatmak, bu kişilerin gözünde aynı derecede nötr iki eylemdir.”

28/11/2011

Parça Tesirli Çizgi Animasyon

vdbfgbn

Barbie; A Fairy Secret (Barbie; Peri Gizemi), 2011 yapımı bir animasyon filmi. Hedef kitle elbette kız çocukları.

Filmin konusu ise şöyle; Barbie ve Ken mutlu bir çifttir. Günün birinde bir peri prensesi Ken’i görür, aşık olur ve onu dağa… pardon göğe kaldırır. (Aslında peri prensesine, erkek arkadaşına aşık olan başka bir peri tarafından büyü yapılmıştır.) Barbie ise bir arkadaşı ve iki peri ile birlikte Ken’i kurtarmak için yollara düşer. Genel tahminin aksine Ken oldukça feminen ve saf bir karakter. Hia hia gülüşü ile bana İnek Şaban’ı anımsattı. Sadece Ken değil filmdeki diğer ana erkek karakter de çok saf. Dişilerin hemen hepsi güçlü ve zeki olarak kurgulanırken erkekler zayıf ve biraz aptal. (Feminist mantık bu, dediğinizi duyar gibiyim).

Her ne kadar çocuklar için yapıldığı iddia edilse de ben, bu filmin yetişkin kadınlar için bile uygun olmadığını düşünüyorum. Animasyon, tamamen tüketim kültürü üzerine kurgulanmış.

Bir tanım yap deseniz bu filmin, “makyaj, giyim, lüks, alışveriş, mücevher ve magazin öğeleri ile harmanlanmış, çocuk zihni için parça tesirli bir bomba” olduğunu söylerim.
Buyurun birkaç replik;

-Çok yardımcı oldunuz, yarın birlikte yemek yiyelim mi?
-A-ha! İşte buna indirimde şal bulmuş gibi sevindim!
Bu bir çocuk cümlesi olabilir mi?

Bir tane daha;
-Bu çocuğa aşık oldum, hemen onunla evlenmeliyim.

Filmin karakterlerinden biri çanta perisi, biri ayakkabı perisi. Aman Yarabbi!  Peri türüne gel!
Bu arada periler uçarak seyahat etmeye nerden başlıyorlar dersiniz? Bildiniz. Büyük bir alışveriş merkezindeki mağazanın soyunma kabininden. Kabin sihirli. Alışveriş yapıp içine giriyorsunuz.  Puf! Periler diyarına gidiyorsunuz.

Liliana isiminde bilge bir periden bahsedildi animasyonda, perilerin en yaşlı ve en bilge olanı nasıl bir şeye benziyor diye merak ettim. Amanın o da botokslu ve estetikli çıkmaz mı?! Taş çatlasın 30 gösteriyor.

Ayakkabı perisi uçma enerjisini elbette ki ayakkabılarından alıyor ve şöyle diyor bize;
-Ben ayakkabı perisiyim, ayakkabılarım ne kadar muhteşemse sihrim o kadar güçlüdür, şu güzellere bakın…

Sonra bakıyoruz o güzellere. Süper topuklu, pembe, diz altına kadar çaprazlanarak bağlanan seksi bir ayakkabı.

-Hayatımı bir çift ayakkabıya emanet edecek olsam bunlara emanet ederdim, diyor perinin yanındaki.
Çanta perisi ise gücünü çantasının ve kemerinin uyumundan alıyor. Replikler ne kadar ilgi çekici değil mi?

Ayrıca tüm karakterlerin burunlarının aynı düzgünlükte olduğunu söylemeliyim. Hepsi estetikli anlayacağınız…

“Er Ken’i kurtarma” operasyonunda Barbie’ye yardım eden arkadaşı ona genel olarak kötü ve agresif davranıyor.  Hatta erkek arkadaşını ayartmaya çalışıyor. (Peri prensesine büyü yapan kızın motivi de aynısıydı, hatırlayın lütfen) Nedenini filmin sonunda açıklıyor; “kendimi seninle arkadaş olmaya layık görmüyordum”

Arkadaş kıskanmış anlayacağınız, az psikopat olsam bu durumu beyaz ırkın üstünlüğü propagandasına bağlarım ama Allahtan o kadar psikopat değilim.

Bir süredir film yerine çizgi film izlemeyi tercih ediyorum. Çizgi film izlemeye başladıktan sonra çizgi film eleştirmenliği olması gerektiğini ve bu işin film eleştirmenliğinden daha önemli olduğunu anladım.

Aman ağlamasın, azcık oyalansın, ayak bağı olmasın diye TV karşısına oturttuğumuz çocukların neler izlediğine, o izledikleri ile ne tip mesajlara maruz kaldıklarına dikkat ediyor muyuz?

Bence bu bilince sahip ebeveyn sayısı oldukça az.

Bu memleket, 19 yaşında bir gencin KGT logolu Polat Alemdar isimli bir kart ile haraç topladığı bir memleket. Hadi o çocuk mu dediniz? Peki ölen bir dizi karakteri için yurdun dört bir tarafında gıyabi cenaze namazı kılınan, gazetelere başsağlığı ilanı veren koca koca adamlara ne diyeceksiniz? Bence 19 yaşındaki gencin eylemini imam-cemaat ilişkisi basitçe açıklıyor.

Hasılı kelam gerçek ile sanalı doğru şekilde ayırt edebildiğimizi söylemek çok mümkün değil. Sırf dublajı düzgün bir Türkçe ile yapıldığı için Amerikan kovboylarını İstanbul beyefendisi zannedik senelerce, hala böyle düşünenler de vardır eminim. Verileni komple alan, süzmeye ihtiyaç duymayan bir bünyemiz var bizim.

Bu konu beni ilgilendirmiyor diyorsanız, marka bağımlısı, hayattaki tek başarının tiki olmak olduğunu düşünen, istediği marka ayakkabıyı almadığında depresyona giren bir kızınız olduğunda şaşırmayın.

Benden söylemesi.

15/11/2011

Düğme

Hesap ettim,

Şu an, bu kağıda bakan gözler seni göreli 473 Gün, 11.358 Saat, 681.120 dakika olmuş.

Zamanı bu kadar net hesaplamam seni şaşırtmış olabilir…

Şaşırtmasın…

Seninle göz göze geldikten hemen sonra saatime bakmıştım.

Tuhaf ve anlamsız gelmişti.

Zamanı ve gerçekliği kontrol etmek istedim belki de…

Bu zaman dilimi içinde neler oldu, neler…

İşçi sendikaları tekel de çalışan arkadaşlarına destek vermek için bir koca gün süreyle hizmet üretmediler.

Bir bakan katıldığı cenazede bir kişinin saldırısına uğradı ve burnu kırıldı.

Elazığ’da orta şiddette bir deprem oldu 41 kişi öldü.

İlk kadın öğretmen vefat etti.

Başbakan roman vatandaşlarla göbek attı… Şaka şaka bir araya geldi sadece.

1 mayıs işçi bayramı 32 sene aradan sonra tekrar Taksim’de kutlandı.

Kastamonu’da oturan 1 çocuk annesi 23 yaşındaki Nilay, zayıflama hapı nedeniyle öldü. Bebeği öksüz kaldı.

Türkiye’nin en kalabalık semtlerinden biri olan Beyoğlu’nun ortasında cinayet işlendi, 24 yaşındaki Ebru, boynuna isabet eden 3 kurşunla can verdi.

Ayşe Paşalı adında bir kadın, tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğü eski eşi tarafından 11 yerinden bıçaklanarak herkesin gözü önünde öldürüldü. O gözler kör oldu…

Çin’in doğusundaki Ciangsu’da 51 çocuk kurşundan zehirlendi. 51 tane minik beden toprağın altına girdi.

Karayip Denizi’ndeki ada ülkesi Haiti’de 7,0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 250 bin kişi hayatını kaybetti. İstatistik oldu…

Trajik bir aşk öyküsünü konu alan ünlü “Love Story-Aşk Hikayesi” romanının yazarı Erich Segal 72 yaşında öldü.

Brezilya’da siyam ikizleri, başarılı ameliyatla ayrıldılar. İki birey iki beden oldular.

Lenin’in 140. doğum günü kutlandı.

Sigara tiryakisi şempanze Charlie 52 yaşında öldü.

Dünyanın en yaşlı insanı 114 yaşındaki Japon kadın Kama Çinen öldü. Rahmet olsun…

İsviçre’nin Porrentruy kentinde 2,3 tonluk, dünyanın en büyük tiramisu tatlısı imal edildi. Olsa da yesek…

“Dünyanın en çirkin köpeği” Miss Ellie öldü. Çirkinler de ölür çünkü…

Çin’in kuzeyindeki İç Moğolistan özerk bölgesinde 10 binden fazla öğrenci, domino taşı gibi dizilerek yeni bir rekora imza attı.

Afganistan’da, köyde buldukları roketle oynayan 8 çocuk öldü.

Ve ben hiç ağlamadım…

Bir yalnızlık hırkam var benim.

Mecaz sanma gerçek, en az senin kadar…

İçine girip kaybolduğum, tenimi ısıtan ruhumu donduran bir hırka.

Kollarını çekerek uzattığım, düğmelerini boğazıma kadar iliklediğim…

Sana ilk düğmesini gönderiyorum bu hırkanın…

En üstteki düğmesi,

İlk iliklediğim,

Nefesimi en cok zorlayan,

Senin olsun…

10/11/2011

Siyah-Renk-Ne-Anlama-Geliyor

Bernays-Freud ve Kitle Psikolojisi III

220px-Edward_Bernays

Bernays’ın bilinçaltı ile alakalı ilk ve belki de en başarılı çalışması Amerikan Tabacco Şirketi için yaptığı çalışmadır. Kadınların halka açık yerlerde sigara içememesi nedeniyle pazarı küçük olan şirket Bernays’tan kadınların sigara içmelerini sağlamak için bir şey yapıp yapamayacağını sormuştur. Bernays’ın bu konu ile ilgili yaptığı çalışma oldukça ilginçtir. Dayısı Viyana’da olduğu için Amerikanın ilk psikanalistlerinden olan A.A. Brille’e danışmıştır. Brille sigaranın penisi simgelediğini ve eğer sigara ile erkek iktidarına meydan okuma fikrini bir araya getirirse kadınların sigara içeceğini söyler. Bernays’ın “Özgürlük Meşaleleri” adı ile yaptığı kampanya çok başarılı olur ve kadınlar arası sigara kullanımı ciddi olarak artar. Artık sigara içen kadın güçlü ve bağımsızdır.

Bernays Freud’un bahsettiği bilinçaltı irrasyonel fikirlerin ispatını bu kampanya ile görmüştür. Çünkü sigara içerek bağımsız ve güçlü olma fikri tamamen irrasyonedir. Ama kadınlar kendilerini sigara içerek güçlü hissetmektedir.

Bu durum daha öncede bahsettiğim gibi tamamen alakasız objeler ile duygusal bağlantı kurma ve o objelerin ait olduğu sınıfa dahil olma isteğidir. Kişiler bir yere ait olmak veya arzu ettikleri bir sıfat için alakasız objelerle irrasyonel bağlantılar kurabilirler.

Modern pazarlamanın deneyimsel pazarlama olarak tanımladığı, yani bireye ürünü değil onun yaşattığı deneyimi satmak aslında tam olarak bunun karşılığı gelebilir. Bunun nedeni arzın oldukça fazla olmasıdır. Piyasada pek çok aynı ürün varken bir tanesini almanız ve o ürünü hangi nedenle aldığınızı bu mantık ile açıklamak mümkündür.

Bernays’ın savaş sonrası üretim hatlarındaki fazla ürünün satılması ile ilgili yaptığı çalışma da endüstri devrimi sonrası ticaretin aslında kişilerin zihinleri üzerinden yapıldığını göstermektedir.

Önde gelen Wall Street bankacılarından, Lehman Brothers’tan Paul Mazer’in bu konuda yaptığı açıklama bu konuda kült niteliğindedir. “Amerika’yı ihtiyaç kültüründen arzu kültürüne dönüştürmemiz gerekiyor.”

04/05/2011