Tarz Meselesi 07.09.2016

Bir önceki yazıda muhafazakar dindar kadınların tatil çıkmazından bahsetmiştim. Üç tarafı denizlerle çevrili bu güzel memlekette deniz tatili için uygun alternatif bulmanın zorluğunu anlatıp, varlık içinde çektiğimiz yokluğu paylaşmıştım. Bir vatandaş olarak talebim her sahil beldesine bir kadınlar plajı açılmasıdır. Kadınlarının neredeyse yarısının tesettürlü olduğu bir memlekette bu teklifin lüks olmadığını düşünüyorum. Ayrıca uygulamada tesettürlü olmayan kadınların da tercihini bu tesislerden yana kullanacağını biliyorum. Muhafazakar kadınların bu tercihleri yılmaz insan hakları savunucusu, olmasaydın olmazdık seküler kesim tarafından görmezden gelindi. Görmezden gelmek şöyle dursun, bu ihtiyacı karikatürize ederek sözüm ona deneyimsel haberler yaptılar. Çözümler üretildiğinde ayağa kalkıp laikliği tekrar gündeme getirdiler. Bu basit ve insani ihtiyacı anlamak bu kadar zor olabilir mi?

Bu yazının konusu ihtiyaçlar değil. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak görünürlük kavramından bahsetmek istiyorum. Muhafazakar dindar kadınların sorunları neden görülmüyor/görmezden geliniyor? Aslında bu sorunun temeli cumhuriyet sonrası modernleşme, kadına verilen rol ve kadın üzerinden zihniyet dönüşümü inşasına kadar geniş bir perspektifte değerlendirilebilir. Cumhuriyet ve modernlik kendi tanımına uygun olmayan dindar tesettürlü kadını uzun süre görmezden gelmeyi tercih etti. Düşünün mesela yakın zamana kadar ürün ve hizmet reklamlarının ne kadarında tesettürlü bir kadın figürü vardı? Ben size hatırlatayım. Hiç yoktu. Hatta bir gayrimenkul şirketinin reklamlarında tesettürlü bir kadının fotoğrafını kullanması haber oldu. Düşünsenize, bu memlekette yaşayan kadınların neredeyse yarısı tesettürlü ama bu reklam haber değeri taşıdı.

Peki görmezden gelme, görmezden gelinen kesimi nasıl etkiledi?  Son dönemde zehirli bir sarmaşık gibi genç kızlarımızın etrafını saran İslami moda veya tesettür modası tabir edilen garip furyanın da temelinde uzun zamandır görünmez olan bu kadınların kendini görünür kılma çabası olduğunu düşünüyorum.

Elbette tüketim sosyo-ekonomik statü ile direkt ilgilidir. Ama bu tüketim kültürü furyasının altında az da olsa, görünür olma isteği, onu uzun zamandır görmezden gelen bir sisteme karşı “hayır ben de varım” çığlığı olduğunu düşünmek yersiz mi olur? Gittiğim konferanslarda genç kızların bana sorduğu sorulardan biri nereden giyiniyorsunuz, özel bir marka tercihiniz var mı olur. Pazardan parça kumaş alıp terziye kıyafet diktirdiğimi öğrenince şaşırırlar. Dikkatli bakıp, gençlerin üstündeki kıyafet ve aksesuarların maliyet hesabını yaparsanız, bazen bu rakamın 10 binlerin üzerinde olduğunu görürsünüz. Görünür olma isteği zaten harcama için küçüklükten müşteri yetiştiren tüketim kültürünün en fazla kullandığı motiflerden biri.

“Bunu kullanırsanız herkes sizi sever”

“Bunu alırsanız herkes size saygı duyar”

“Bunu alırsanız herkes sizi görür”

Bu yorumu ağır bulabilir, sataşma var diyebilirsiniz. Bence görünür olma istediği doğal bir sonuç. Ama kritik nokta şu. Uzun zamandır ihtiyaçları ve kendileri görmezden gelinen dindar kadınlar ne ile görünür olmak istiyor? Kıyafetleri, şalları, ayakkabıları, çantaları, tarzları ile mi? Zekaları, profesyonellikleri, zarafetleri ve kabiliyetleri ile mi? Cevap aramamız ve sorgulamamız gereken mevzu budur. İleriki günlerde bu konu üzerinde daha çok konuşacağız.

http://www.gazetebirlik.com/yazi/tarz-meselesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.