Tutkuyla Sevdiğim Yalnız ve Güzel Ülkem

gezi

Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem son yılların en sert virajını döndü.  Hayatını kaybeden ve yaralananlar için çok üzgünüm. Farklı açılardan ve çok boyutlu değerlendirilmesi gereken bir olay Gezi Parkı eylemleri. Bu kapsamda bir hareketin sosyolojik tabandan yoksun olduğunu düşünmek safdillik olur. Aynı şekilde olayın yaygınlaşması ile ilgili kullanılan araçlar ve yöntemler benim gözümde masum değildir.

Ben ne sokaklarda yaşanan şiddet gösterilerini Gezi Parkı’ndaki çevreci gruba malediyorum ne de Gezi grubuna bakarak tüm olayları kutsuyorum. Önemli olan bu aşamadan sonra birarada yaşama, katılımcı demokrasi ve eylem kültürü üzerine daha çok düşünüp, tartışmak. Aynı gemide olduğumuzu unutmamak. Ortak paydalarda buluşmak…

******

Gezi Parkı eylemleri kendimizi ifade etme anlamında hala yetersiz olduğumuzu ve manipulasyonlara açık bir toplum olduğumuzu gösterdi. Yüreğime su serpen ise sağduyulu ve aklı selimle hareket eden kişilerin diğerlerinden daha çok olmasıydı. Sokaklar savaş alanına döndüğünde evlerde anneler, babalar, ninneler, dedeler tefriciyeler okuyup dualar ediyordu vatanın selameti için.
******

Bir gün önce aynı masaya oturan, sohbet eden insanların ertesi gün mevzilere çekilmeleri sarsıcıydı. Sosyal ilişkiler büyük darbe aldı, arkadaşlıklar bozuldu.
******

Roland Barthes der ki, faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir.

Müslümanlar ve özelde başörtülü kadınlar senelerce “Atatürk ile bir derdimiz yok” açıklaması yapmak zorunda kaldı. Bu sözün söylenmediği durumlarda psikolojik şiddet uygunladı. Komik di mi? Şimdi de gezi eylemcileri bağıra bağıra başörtüsü ile bir sorunumuz yok diyor.

Bu tablo bana hala tuhaf bir faşist sistem içinde yaşadığımızı gösterdi. Check list mantığı ile düşünüp etiketleme yapıyoruz.

Sanırım uzun zaman bu durum böyle devam edecek. Son on yılda atılan iki adıma karşı bir adım geri gitmiş gibiyiz. Bu hızla ilerlersek belki torunlarımız etiketlemeye maruz kalmayacak.

******

Gezi Parkı eylemlerinin farklı kesimlerden insanları bir araya getirmesinin nedeni çevre hassasiyetiydi. Gerçi sonradan meydana gelenler bu konuda zihinlerde ciddi şüpheler oluşturdu.

Seslerini duyurmak isteyen insanların sesleri duyuldu. Daha önce hiç şahit olmadığımız sahneler izledik beraber. Peki sonra ne oldu? Yapılan görüşmelere, yürütmeyi durdurma kararına, referandum teklifine, özür beyanlarına gezi eylemcileri “durmak yok yola devam” dedi. Sonrasında yapılan polis müdahalesi ise hak ve özgürlüklere vurulan bir darbe olarak tanımlanmaya çalışıldı.

Kimse kusura bakmasın ama bir ülkenin en büyük metropolünde, o metropolün en hareketli meydanının kurtarılmış bölge gibi kullanılmasına hiçbir devlet izin vermez.

******

Çevrecilere orantısız güç kullanıldı, olayın sorumluları bulunmalı dediğimde vicdanlı, eylem nedeni ortadan kalktı, talepler kabul edildi, müdahale doğal dediğim zaman ise vicdansız ilan edildim. Bu tepkiler karşısında bir kere daha anladım ki bizim vicdan kalibremiz bozuk. Herkesin kendine yonttuğu bir adalet mantığı var.

******

Gezi eylemleri sonrası sokakta yaşananlar ise çok daha çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Bu olaylar gösterdi ki, içimizde birarada yaşamak istemeyen, kendisinden farklı insanların varlığına tahammül edemeyen insanlar var. Hayatım boyunca pek çok kişi ile tanıştım, bazıları benim asla kabul edemeyeceğim hayat tarzına sahipti ama hiçbirinin varlığından rahatsızlık duymadım. Zira birinin varlığından rahatsız olmak, yok olmasını istemek patolojik bir vakadır benim nazarımda.
Gezi Eylemleri sırasında sokaklarda her başörtülü kadını Tayyip Erdoğan olarak görüp, içindeki öfkeyi kusmak isteyen insanlarla karşılaştık.
Ben başörtülü bir kadın olarak kum torbası niyetine kullanılmaktan usandım.
******

Ben da dahil olmak üzere pek çok başörtülü kadına sokaklarda Atatürk fotoğraflı Türk bayrakları sallandı. Standart ritimde tencere çalan bir kadının beni gördüğü zaman yüksek voltta elektrik akımına kapılmış gibi çoşması hala gözlerimin önünde. Cidden merak ediyorum neden başörtülü kadınlara bayraklar sallandı? Bizim bayrakla bir sorunumuz mu var da ben bilmiyorum?

******

Bu süreçte beni etkileyen başka bir şey de şu oldu. Gezi olaylarına karşı duruşum karşısında rahatsız olan arkadaşlarım bana şu cümle ile başlayan konuşmalar yaptı. “Ama biz seni olduğun gibi kabul etmiştik” Bu peşrevden ne çıkarmalı? Kişiyi olduğu gibi kabul etmek bir lütüf mudur? İnsan olanın başka bir alternatifi var mıdır? Ben acaba onları oldukları gibi kabul etmedim mi? Ah hemşire bunlar çok can yakan sorular…

******

Eleştiri yapmışsın, bazı noktalarda hak vermişsin önemli degil. “Hükümet istifa” demedikçe dinlemiyorlar. Üzgünüm, bunu söylemeyeceğim.

******

Bir başörtülü kadın vahşi bir saldırıya uğradı. İnfial yaratılmaması için bir süre saklanan olay, ortaya çıktığında, ağız birliği ile yalan söylüyorlar denildi, ispat istendi. İspat isteyenlerin bazıları, tacizde ispat gerekmez, kadının beyanı esastır diyenler oldu iyi mi?

******

Çok şükür bikinili bir abla geldi de bizi bu karanlıklardan kurtardı. %60’ımızın psikopat olduğunu söyledi ve demokrasi adına nasıl bir mücadele etmemiz gerektiğini dans ederek gösterdi. Kendisine teşekkürü bir borç biliriz. Çünkü gerçekten bizim demokrasi, hak ve özgürlükler için nasıl mücadele edeceğimizi öğrenmeye ihtiyacımız vardı. Eksik olmasın.

******

28 Şubat yaşamış biri olarak bu ülkede birilerinin kendini aşağılanmış, ötekileştirilmiş, dışlanmış hissetmesini kabul etmem mümkün değil. Beni konformist olmakla itham eden kuzenlerime sevgilerimi yolluyorum. Unutmadan…  Tutkuyla sevdiğim güçlü, sağduyulu ve büyük ülkeme selam ediyorum.
Şüphesiz su akar çatlağını bulur…

Bir Cevap Yazın