Yeşil Devrim

Modern çağın vebası kanser 50’li yıllarda dünyada ölüm sebebi olarak 5.sıradaydı, şimdilerde 2.sırada (1.sırada kardiyovasküler hastalıklar var). İnsanoğlu kanserin tedavisi konusunda çok yol katetmiş olsa da, bu hastalığı tam olarak yeryüzünden silmek şimdilik imkansız görünüyor. İşin kötü tarafı kanser ile ilgili birbirini besleyen farklı etkenler var.

Pek çok değişkene bağlı olsa da beslenme ile hastalıklar arasında bir bağ olduğu genel kabul. Sahi biz ne yiyoruz? Soframızdaki meyvenin sebzenin tadı eskisi gibi mi? Değil elbette. Çünkü artık çok kalabalığız, en kısa zamanda en fazla ürünü almak için toprağın sınırlarını ve kendi sınırlarımızı zorluyoruz.

Dünya tarihinde üç tarım devrimi var. Sonuncusu ve bizi en çok ilgilendiren “yeşil devrim”. Daha fazla ürün elde edebilmek amacıyla tohum ıslahı, makineleşme, pestisit, herbisit, kimyasal gübre ve sulama gibi teknolojilerin tarımda kullanılması.

Nüfus artışını göz önüne alırsak dünyanın tarımda kendini kimyasalın kollarına atışını anlayışla karşılayabiliriz. Gıda sektörünün gelişmesi, konserve ürünler, paketleme, transfer gibi konular göz önüne alınırsa bir miktar haklılık payı bile bulunabilir. Ama işin içinde başka şeyler de var.

Yeşil devrim terimi ilk kez United States Agency for International Development USAID’in eski müdürlerinden William Gaud tarafından kullanılmış. 1968 yılında yaptığı bir konuşmada Gaud bakın yeşil devrimi nasıl tanımlıyor. “Bu Sovyetlerin vahşi Kızıl Devrimi ya da İran Şahı’nın Beyaz Devrimi gibi değil. Ben buna Yeşil Devrim diyorum.” İlginç bir tanımlama doğrusu.

(Uluslararası Kalkınma Ajansı ismi ile faaliyet gösteren bu kurumun adına 2011 yılında yayınlanan Wikileaks belgelerinde rastlıyoruz. Belgelere göre kurum, Mübarek karşıtı ayaklanmaları organize ettiği söylenen sivil toplum kuruluşlarına ve bazı muhaliflere milyonlarca dolar para aktarmış.)

Yıllar süren genetik araştırma ve denemelerden sonra yeşil devrimin ilk etkileri Meksika’da kendini göstermiş. Rockfeller Vakfı ve Meksika hükümeti işbirliği ile yapılan çalışmalarda Meksika, buğday üretiminde kendine yeter bir hale gelmiş. İkinci uygulama yeri ise Hindistan. Hindistan’da yeşil devrim uygulamasını hükümet, Ford Vakfı ile yapmış.

İki ülkede de yüksek verimlilik elde edilirken, ilk başlarda birkaç kez ürün veren tohumlar yılda sadece bir kez ürün verir hale dönüştürülmüşler. Peki bu durum nelere sebep olur? Tohum üreticisine bağlı olursunuz, maliyetiniz artar. Maliyetin artması demek küçük ölçekli çiftçilerin yok olması, bazılarının ise fazla zenginleşmesi demek. Bir ülkeyi kendine bağlamanın daha naif bir yolu var mıdır? Toprağı değiştir, ürün kontrolünü eline al, borçlandır…

Bütün bunları bir kenara bırakalım. Sadece bir kez ürün veren hormonlu tohumlar ile beslenen insanlar haline geldik. Prof Dr İbrahim Saraçoğlu’nun bu konu ile ilgili tespiti ise tüyler ürpertici. Saraçoğlu bu tohumlara ebter tohum diyor yani soyu kesik tohum ve ekliyor, soyu kesik tohumlar soyumuzu kesiyor.

http://www.gazetebirlik.com/yazi/yesil-devrim

Bir Cevap Yazın